D-HİKÂYE
Davulcu Durmuş dedikleri davul divanesinin deri davulu, düğünlerin debdebesidir.
Davulsuz düğün, dişsiz düvenin daneyi dövmesinden daha değersizdir.
Davulcu dediğimiz Durmuş, davulu döverken dairesel devinimlerle deliye döner, dakikalarca dom dom da dom dom daldan dala dolaşıp, düğüncüleri dinlendirirdi.
Davulcu Durmuş’un deri davulu, deliyi dala diker, divaneyi dama düşürürdü.
“Davul da dengi dengine dövülür” deyişi, devirden devire; diyardan diyara dalga dalga dillere düşmüş deyimdi
Deyimi diyen değil dedirtendi davulcu… Derken Delioğlanderesi’nin demircisi Deve Duran, davulu dövmek değil Demir’i dövmek daha değerlidir. Delilim de dedelerimiz demirden dağları deldi, der. Demirci Deve Duran’ın dediklerini Davulcu Deli Durmuş da duyar. Duymasına duymuş da dağlar düze, dereler deliye dönmüş.
Durumu duyan Davulcu Durmuş, darlandıkça darlanmış. Daha da durmayarak davarlara doğru doğrulmuş
Dağların dumanını, davarların dümenini döndüren değneğiyle Dayko Dursun, değneğini döndürünce dağın dumanı da davarın dümeni de dönüyormuş. Dümeni döndüren Dayko Dursun, Demirci Deve Duran’a dur, demiş. Duran: Delirme Dayko Dursun, davarını dağa değneğini Demirci Deve Duran’a döndürdün.
Dayko Dursun: değneğim Duran’a değmedi, döndü. Davarlarım doyar doymaz dereye döndüreceğim. Daima dere değirmene, değirmenden doğaya döner, dedi.
Davarların dayısı Dayko Dursun, duman dinince değneğimi Demirci Deve Duran’a değil: davara dadanan Deliktaş’ın delisidir, diye doğrulttum, demiş.
Demirci Deve Duran Dayko Dursun’a demiş de demiş:
“Dalkavukluk dünyada daima düşüklük derecesinde değerlendirilmiştir. Dilli düdük Dilşad’ın dediğince dalkavuğun darası daima düşüktür.
Delikanlı dediğin, dalkavuk değil daima dengelidir. Derde deva davranışı, doğrucu duruşuyla doğruluğun derdindedir.”
Dilli Düdük Dilşad dedikleri, dilci değil dilbazdır. Dili döner de döner. Dil bilgisi deseniz derya deniz… Dilekçesini diliyle doldurur. Dili dolambaçlı değil düzdür. Dokunur. Diken de diyebilirsiniz. Dalavereciler Dilli Düdük’ün diline düşmesin. Diliyle dilim dilim dilimler.
Denge dedik. Delikanlı dedik. Doğruluk, doğruculuk dedik. Dedik de dedik. Deneme, diyebileceklerini demek değil, dediklerini duyabilmektir. Duymak, duygulanmak değildir. Doğrulmaktır, direnmektir. Dikiş dikmektir demire.
Dolandırıcı Derviş, devleti defalarca dolandırmıştı. Duyduğunuzda değil, düğünlerin davetsiz davetlisi Dolandırıcı Derviş, dikenini dokunduğunda duyarsınız dolandırdığınızı, demişler. Derviş dama düşmeyi düşünmez. Din diyanet de dinlemez. Düşer de düşer.
Dişçi Dilara, dişini değiştireyim derken Dümbelekçi Demir’in damağını düşürdü. Düşen damak darmadağın dağılınca Dümbelekçi Demir, dişçi Dilara’ya darıldı. Damağımı değiştir, değiştirmezsen dişçiliğini dilime dolarım, dedi. Dilara Dümbelekçi Demir’e dil döktükçe Dümbelekçi Demir diklendi. Dilara, dur Demir dur. Dur da damağını değiştireyim, dedi. Dümbelekçi Demir’in dimağı damağının değiştirileceğine dayanamadı. Delirdi. Dümbeleği döve döve dişçi Dilara’nın dükkânını dama döndürdü. Dandini dandini dastana danalar doluştu dükkâna. Düm düm de düm düm düm de düm düm.
Dilara durumu değerlendirdi: Dümbelekçi Demir’in “dandini dandini” demesiyle darmadağın dağıldım.” Düş, düşünmekten; düşünmek de düştendi, demek. Değnekse değmekten. Dilekçe de dilemektenmiş dolayısıyla.
Dil dokunur da değnek dokunmazmış, derler değerli dostlar.
Selami YILDIRIM


