Bir Psikologun Seyir Defteri SALKIM SÖĞÜT (Serdar KÜLÇÜR)

0
Oplus_16908288

Oplus_16908288

Yazar, kitabında bilgi ve tecrübelerinden yola çıkarak okurla hasbıhal etmektedir. Üzerinde düşündüğümüzde sorgulayacağımız birçok konuya değinmektedir.
Kitabın yazılış amacıyla ilgili kurduğu cümle insanın ölümsüzlüğe duyduğu heyecanı dile getirmektedir:
“Maksadım, iç dünyamı paylaşmak ve benden geriye bir iz bırakabilmektir.”
Yazar “Yara” başlığıyla kitabına giriş yapar. Ancak bu çok sert bir giriştir. “Birinin açtığı yarayı başkası kapatamıyor.” Bu cümle insanlığa dair umutların yok olduğunu, yalnızlığın çaresizliğini anlatması açısından manidar olsa da kitabın ilerleyen sayfalarında; “Güven duyulan bağlar, yalnız depresyonu ve kaygıyı hafifletmekle kalmaz aynı zamanda zor zamanlarda direncimizi arttırır. Yalnızlık ise kalp hastalıklarından erken ölüme kadar pek çok riski büyütür. Yani mutluluğun kalbi aslında kalpten kalbe kurulan köprüler de atar,” ifadesiyle kalbi dostlukların birbirinin yarasına merhem olacağının da altını çizmektedir.
Başlığın bir sonraki sayfasında ise insanlara olan güven duygusunun yaraları iyileştiren bir unsur olduğunu ifade eder.
“Ve derken bir çıkar, hiç ummadığın bir anda. “Ben senin şifanım,” der. O kadar kırılmışsındır ki, önce inanmazsın, sonra kendini güvenmeye zorlarsın. Her geçmiş acının, bir sonraki yaraya nasıl gölge düşürdüğünü bilirsin… Zamanla, o bekleyen kişi seni sabırla yavaşça iyileştirmeye başlar.”
Bütün insanlar acımasız, dert çoğaltan veya duyarsız değildir. Bazı insanlar birbirinin şifasıdır ve yaralarını sarabilir. Bu hususta yazarla aynı düşünmediğimin altını çizebilirim. Aslında yazar kitabın farklı sayfalarında bu düşüncesine kendisi de katılmamaktadır. Kanaatimce yaşadığı acı tecrübe kendisine böylesine sert bir ifadeyi kullandırmıştır.
Bana göre ki bu tabi ki özneldir, birinin açtığı yarayı gönle dokunabilecek bir başkası kapatabilir.
İkinci cümle ise hayata dair bakışını belirtmektedir.
“Hayat aslında başkalarının açtığı yaraları kendi ellerinle iyileştirme yolculuğudur.”
Güven konusunu irdeleyen yazar insanın en derin yaralarından birinin güvensizlik olduğunu belirtir. Bu patolojik duygu güven duyulabilecek diğer insanlara karşı bile endişeyle yaklaşılmasına neden olur. Yazar bunun için hayvanları sevmenin daha değerli olduğunu şu ifadesiyle dile getirir;
“Seni sevmenin yükünü hissettirmezler.”
Sevgiyi istismar eden ve sevmenin karşılığını hep maddi veya çıkar eksenli değerlendirenler sevilmeyi bile lüks hale getirmektedirler. Sevilmek sadece biz olduğumuz için olursa değerlidir yoksa bir beklentinin, çıkarın karşılığı olursa taşınması ağır bir yük olur.
Yazar diğer yazılarında da iç dünyasını okurlarıyla paylaşır. Okudukça kitabın derinlerinde farklı ufuklara yol alabiliyorsunuz.
İyi ve kötü kavramları üzerinde dururken felsefi bir sorunun hale geçerli olduğunu ifade eder. “Epikür ve David Hume’un sorularının hala geçerli olduğunu ifade eden yazar; “Madem ki Tanrı var ve Mutlak iyi, dünyada neden kötülük var?” diyerek bizi konu hakkında düşünmeye sevk eder.
Bu soru bence geçerliliğini kaybetmiştir. Çünkü Tanrı ve insan iradesi üzerine düşünüldüğü zaman şu sonuca varırız: Tanrı adaleti ve iyiliği insanlığa emanet etti. Yani iyilik ve kötülük Tanrı’nın işi değil insanın iradi tercihinin doğal sonucudur. İnsan kendisine verilen akıl, irade ve yapabilme gücüyle dünyada adaleti ve iyiliği sağlamakla görevlidir. Her şeyden önce adil olmalıdır. Adil olmadığı zaman zulüm ve haksızlık yapmıştır. Bir öğretmen sınavda öğrencilerinin yanlışını görüp düzeltirse sınıfa iyilik mi yapmış olur haksızlık mı? İşte bir imtihanda olan insanlar doğrular da yanlışlarda kendilerinin eseri olarak hesabını vermeleri açısından özgür tercihe, irade sahiptirler. Bu da Tanrı’nın neden müdahil olmadığının açık göstergesidir.
Vazgeçmemek bölümünde başarının zirve noktalarından birine işaret eder. “Hayat, sabretmeden ve umut etmeden hedefimize ulaşabileceğimiz bir yer değil.” Yazar sabırla mücadele etmeyi, bedel ödemeyi kastederken, umutla da karamsarlığa düşülmemesi üzerinde durmaktadır.
Kitabın son yazısı; “Sınanmamışlığın kibri” özgün bir konuyu ele almaktadır. İmtihan, sabır üzerinde çokça durulan bir husus olmasına rağmen, “Sınanmamışlığın kibri,” ifadesi oldukça özgündür.
“Başkalarının imtihan edildiği alanlarda sınanmamış olmak, o konularda nimetleri hak ettiğimiz anlamına gelmez.”
“Başkalarının yaşadığı zorluklar, bizim üstünlüğümüzün kanıtı değil; bize verilen nimetlerin emanet olduğunu hatırlatan ilahi işaretlerdir.”
Altı çizilecek bir cümle ve yorumuyla sizi kitapla baş başa bırakayım.
“Her tohum, her gönül toprağında çiçek açmıyor.”
Sevmek ve sevilmek gönül işidir. Bazen ne kadar çok seversek sevelim, sevgimiz karşılık bulmaz. Bu bizim kötü , çirkin, değersiz olduğumuz anlamına gelmez. Bilakis insan kendisinin değeli, saygın olduğunu unutmadan zorla sevilmenin olmayacağını fark etmelidir.
“Herkes sıradandır, onları özel yapan bizleriz.”
İçsel yolculuğa giden yol, karşımızdakini değiştirmekten değil, kendimizi anlamaktan geçer.”

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir