Geciken Adımlar, Kaçırılan Zamanlar

0
Yürüyüş

Ha bugün ha yarın derken ömrümüz akıp gidiyor su misali. Eyleme geçmek için en kısa an bulunduğun andır. Ötelersen işini yarına kalan yalana kalır misali olur. Zaman, avucumuzun içinden kayıp giden ince bir kum tanesi mi, yoksa ardı arkası kesilmeyen dijital tıkırtıların ruhumuza vurduğu bir kırbaç mı? Modern insan, doğduğu günden itibaren görünmez bir kronometreyle yarıştırılıyor. Hep bir yerlere yetişme telaşı, hep bir sonraki ana ulaşma gayreti içindeyiz. Sabahları alarm sesleriyle uyanıp, trafiğin ve kalabalığın ritmine ayak uydurmaya çalışırken, aslında nereye koştuğumuzu sormayı unuttuğumuz bir çağın özneleriyiz. Hız, modern dünyanın kutsalı haline gelmişken; yavaşlamak bir erdem değil, adeta bir suç sayılıyor. Koşturmaca hayatın kaçınılmaz gölgesi haline gelmiştir.

Doğada Gece Yürüyüşü Yapmanın Püf Noktaları… - Tek Başına da Olur

Oysa bu duruma felsefi bir pencereden bakıldığında, sürekli geleceğe doğru koşan insan, bugünün mültecisidir. İfademi mazur görün adeta koşturmacanın arasında kalmış modern köle gibi. Mesai için dört duvar arasına mahkûm olmuş gibi. Antik Yunan’da zamanı tanımlayan iki kavram vardı: Chronos ve Kairos. Chronos, saatin amansızca akan, niceliksel ve çizgisel zamanıydı. Kairos ise niyetin, ruhun ve doğru anın yakalandığı, niteliksel zamandı. Modern dünya bizi tamamen Chronos’un kölesi haline getirdi. Saatlerimize bakarak yaşıyor, planlar yapıyor, ajandalar dolduruyoruz; fakat o planların içindeki “an”ın lezzetini, yani Kairos’u ıskalıyoruz. Her geçen saniyenin ömrümüzden gittiğinin farkına bile varmıyoruz.

 Bir fincan kahvenin kokusunu içimize çekmeden son yudumunu bitiriyor, bir dostun yüzüne bakarken aklımızdaki yapılacaklar listesini temize çekiyoruz. Yetişmeye çalıştığımız o “gelecek”, biz ona vardığımızda çoktan sıradan bir “şimdi “ye dönüşmüş oluyor. Bir gün bir cenaze namazına katılmıştık. İmam namazı kıldırmak için biraz ağırdan alınca cemaatten bazıları;

-Haydi, be kardeşim! Bir sürü işimiz gücümüz, yapacak çok şeyimiz var bizim zamanımız kısıtlı devlet dairesine yetişeceğiz vs. gibi söylenince.

İmam acır hüzünlü gözlerle cemaatten bunları söylenenlere bakarak;

-Şu gördüğünüz musalla taşında yatanında bir sürü işi gücü projesi ve planı vardı ama şimdi acele edemiyor, bitti zaman heyhat bir daha geriye gelir mi?

Anı kaçırmak, aslında kendimizi kaçırmaktır. Çünkü insan, yalnızca şimdiki zamanın sınırları içinde gerçekten var olabilir. Geçmiş bir hafıza sarayı, gelecek ise henüz kurulmamış bir hayal sahnesidir. Sürekli bir telaş içinde yaşamak, hayatı yaşanması gereken bir deneyimden ziyade, tamamlanması gereken görevler bütünü olarak görmemize neden oluyor.

Belki de bu yüzden modern insanın içine kök salan o derin sessiz mutsuzluk, hızın yarattığı rüzgârda ruhumuzun geride kalmasından kaynaklanıyordur. Kültürel birikimi ve derinliği yeniden yakalamak istiyorsak, durmayı ve bakmayı öğrenmeliyiz. Simurg misali küllerimizden yeniden doğmak, ancak bizi tüketen bu anlamsız hız yarışından çekilip, kendi içsel zamanımızın ritmini bulmakla mümkündür.

Zamanın kıymeti iyi bilmeli, anı yaşamalı yapacağımız işi geriye tehir etmemeli, geçmiş artık geçmiştir. Ah da etsek vah da etsek o artık geriye gelmez. Gelecekte meçhuldür, gelip gelmeyeceğine belki de ömrümüz yetmeyecek ama bulunduğumuz an elimizdedir onun kıymetini iyi bilmek lazımdır. Ne mutlu zamanını zamanında güzel kullananlara.

Doğa Yürüyüşleri İçin Tüyolar | Ontrail Store – Trail of Us

Bir su misali zaman akar gider özümden,
Hasret yeşili yaşlar dökülürken gözümden
Sen hiç eksik olmazsın bulutlanan yüzümden,
Dilim vuslata naçar şiir çıkar sözümden,
Simurg bir efsaneyse dirilirim közümden,
Bir su misali zaman akar gider özümden

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir