Kelimelerin Hafızasından Bir Medeniyet Tasavvurunda D. Mehmet Doğan’ı Anlama ve Kavrama Arayışı

0
mehmet-dogan-insaniyet
  1. Mehmet Doğan’ın ardından kalan kitaplara bakıldığında ilk göze çarpan husus, eserlerinin konu bakımından genişliğidir. Batılılaşma, yakın tarih, dil, sözlükçülük, kültür, basın, Mehmed Âkif, İstiklâl Marşı, Türk dünyası, şehir ve medeniyet… İlk bakışta birbirinden uzak görünen bu başlıklar, D. Mehmet Doğan’ın kaleminden çıktığında ortak bir düşünce çizgisinde buluşur. Onun asıl meselesi, Türkiye’nin kendi tarihine, diline ve kültürüne hangi gözle bakacağıdır. Bu bakımdan D. Mehmet Doğan’ı anlamanın yolu, kitaplarını ayrı ayrı değerlendirmekten çok, bu eserlerin altında uzanan fikrî damarı takip etmekten geçer.

1947’de Ankara’nın Kalecik ilçesinde dünyaya gelen Doğan, Ankara Üniversitesi Basın ve Yayın Yüksek Okulundan mezun olduktan sonra yayıncılık, gazetecilik, televizyon, kültür ve sözlük çalışmaları gibi farklı alanlarda faaliyet gösterdi. Dergâh Yayınları’ndaki çalışmaları, Türk Tarih Kurumundaki görevi, TRT tecrübesi, gazete ve dergi yazıları, Büyük Türkçe Sözlük çalışması ve Türkiye Yazarlar Birliğinin kuruluşundaki öncülüğü, onun yalnızca kitap yazan bir müellif olmadığını gösterir. Yazarlığı, yayıncılığı ve kültür teşkilatçılığını bir arada yürütmesi, Doğan’ın düşüncelerini kitap sayfalarının dışına taşıyan önemli bir unsur olmuştur.

Onun fikir dünyasının en çok bilinen başlangıç noktası Batılılaşma İhanetidir. İlk baskısı 1975’te yapılan eser, Türkiye’nin modernleşme tecrübesini sorgulayan cesur bir metin olarak uzun yıllar geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı. Kitabın asıl önemi, Batılılaşma meselesini bir “yenilik” tartışmasına indirgememesindedir. Doğan, değişimin hangi bedeller karşılığında gerçekleştiğini sorar. Bir toplum kendi tarihinden, dilinden, inanç dünyasından ve kültür birikiminden uzaklaştığında ortaya çıkan zihniyet değişimini sorgular.

Burada D. Mehmet Doğan’ın temel itirazı daha açık biçimde görülür: Bir milletin geleceğini kurabilmesi için önce kendi geçmişiyle sahici bir ilişki kurması gerekir. Geçmişi olduğu gibi kutsamak başka, geçmişin birikimini bugünün meseleleriyle buluşturmak başkadır. Onun eserlerindeki tavır, ikinci yola daha yakındır. Onun tarih merakı, eskiyi tekrarlama arzusundan çok, bugünün nasıl meydana geldiğini anlama çabasıdır.

Türkiye Yazarlar Birliği Kurucu Başkanı Mehmet Doğan hayatını kaybetti

Bu yüzden Batılılaşma İhaneti, Doğan’ın sonraki kitaplarını anlamak bakımından bir anahtar işlevi görür. Dil Kültür Yabancılaşmaya geçildiğinde konu değişmiş gibi görünür; fakat düşünce çizgisi devam eder. Bu kez mesele dil üzerinden ele alınır. Dil, Doğan için kelimelerin yan yana gelmesinden oluşan bir iletişim aracı değildir. Dil, bir milletin dünyayı kavrayış biçiminin taşıyıcısıdır.

Bu anlayışın en dikkat çekici sonucu onun sözlükçülüğünde ortaya çıkar. Büyük Türkçe Sözlük, Onun yıllara yayılan emeğinin ürünü olarak yalnızca kelimelerin anlamlarını sıralayan bir çalışma değildir. Kelimelerin yaşadığı dünyayı, tarih boyunca kazandıkları anlamları ve Türkçenin geniş ifade imkânlarını görünür kılma çabasıdır. Bir Lügat Bulamadım, Kelimelerin Seyir Defteri ve Türkçe Düşünmek Türkçeyi Düşünmek gibi eserler de bu uğraşın farklı cephelerini gösterir.

Doğan’ın kelimelere verdiği önem burada anlam kazanır. Bir kelime, onun düşüncesinde geçmişten gelen bir emanet gibidir. Bir kelimenin kullanım dışına itilmesi, o kelimeyle birlikte bir düşüncenin, bir hatıranın, bir sanat anlayışının veya bir hayat tecrübesinin de unutulmasına yol açabilir. Bu nedenle dil meselesi, onun eserlerinde kültür meselesinden hiçbir zaman kopmaz.

Doğan’ın dil konusundaki ısrarını yalnızca eski kelimeleri koruma gayreti olarak değerlendirmek de yetersiz kalır. Onun asıl derdi, Türkçenin düşünce üretme gücüdür. Türkçe Düşünmek Türkçeyi Düşünmek başlığı bile bu bakışın özünü gösterir. Dil üzerine düşünmek, aynı zamanda insanın hangi kavramlarla düşündüğünü sorgulamasıdır. Kelime hazinesi daralan bir toplumun düşünce ufkunun da daralabileceği fikri, Doğan’ın yazılarında sık sık karşımıza çıkar.

Bu noktada dil ile tarih arasındaki bağ ortaya çıkar. Doğan’ın Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş, 1932: Dinî İnkılap Yılı, Millî Mücadele’nin Zaman Akışı ve benzeri çalışmalarına bakıldığında tarih anlatısının onun için geçmişte kalmış olayları sıralamaktan ibaret olmadığı görülür. Tarih, bugünü açıklamak için başvurulan temel kaynaklardan biridir. Hangi kelimeleri kullandığımız, hangi olayları nasıl hatırladığımız ve hangi şahsiyetleri öne çıkardığımız, tarih anlayışımızı da belirler.

Doğan’ın tarih çalışmalarındaki ayırt edici tavır, yerleşik kabulleri yeniden sorgulamasıdır. Özellikle Cumhuriyet’in ilk dönemlerine, dil ve kültür politikalarına, dinî hayatla ilgili düzenlemelere ve modernleşme hamlelerine yönelirken resmî anlatının dışında kalan noktaları görünür kılmaya çalışır. Bu tavır, onun bazı eserlerini tartışmalı hâle getirmiştir. Fakat zaten Doğan’ın yazarlığını önemli kılan hususlardan biri de budur: O, üzerinde uzlaşılmış kabulleri tekrar etmek yerine okuru yeniden düşünmeye zorlayan sorular ortaya koyar.

Mehmed Âkif’e ilgisi de bu tarih ve hafıza anlayışıyla bağlantılıdır. Doğan için Âkif, yalnızca İstiklâl Marşı’nın şairi değildir. Âkif’in hayatı, şiiri, düşüncesi ve Millî Mücadele yıllarındaki tavrı, Türkiye’nin yakın tarihindeki önemli kırılmaları anlamak için bir imkân sunar. Camideki Şair, İslâm Şâiri İstiklâl Şairi Mehmed Âkif ve Âkif üzerine diğer çalışmaları, bu bakışın ürünüdür.

Doğan’ın Âkif’e verdiği önem, aynı zamanda hangi fikir mirasını sahiplendiğini de gösterir. Necip Fâzıl ve Nureddin Topçu üzerine çalışmaları da düşünüldüğünde karşımıza belirli bir düşünce çizgisi çıkar. Bu isimlerde Doğan’ın ilgisini çeken ortak nokta, kendi medeniyet birikiminden hareket ederek çağın meseleleri üzerine söz söyleme çabasıdır.

Mehmet Doğan'ın Ardından - www.ibrahimhaliler.com.tr

1.Mehmet Doğan’ın yazarlığını yalnızca kitapları üzerinden değerlendirmek de eksik kalır. Gazete ve dergi yazıları, onun gündelik olaylara nasıl baktığını gösteren geniş bir alan oluşturur. Yıllar boyunca farklı yayın organlarında yazması, değişen Türkiye gündemini yakından takip ettiğini gösterirken temel meselelerinde büyük bir süreklilik taşıdığı da görülür. Gündelik bir olaydan hareket ederek tarihî bir arka plana, oradan kültür ve dil meselesine ulaşabilmesi, onun köşe yazarlığını sıradan gündem yorumlarından ayıran özelliklerden biridir.

Bu süreklilik, Türkiye Yazarlar Birliğinin kuruluşunda da kendisini gösterir. Doğan’ın yazarları bir meslek kuruluşu çatısı altında buluşturma çabası, kültür hayatında kurumsallaşmanın önemine verdiği değeri ortaya koyar. Türkiye Kültür ve Sanat Yıllığı gibi çalışmalar, yazarların ve sanatçıların faaliyetlerini kayıt altına alma düşüncesi de onun kültür hayatına bakışının bir başka cephesidir. Bir yazarın yalnızca kitap yazmasıyla yetinmeyen, kültür ortamının kurulması ve korunması gerektiğine inanan bir anlayış söz konusudur.

Burada D. Mehmet Doğan’ın en güçlü taraflarından biri ortaya çıkar: O, kültürü seyredilecek bir alan olarak görmez. Kültür hayatının içinde yer alır, kurum kurar, kitap yayımlar, sözlük hazırlar, yazarları bir araya getirir, geçmişin önemli şahsiyetlerini gündeme taşır ve tartışmalı meselelerin üzerine gider. Bu sebeple onun mirası birkaç kitabın toplamından daha geniştir.

Elbette D. Mehmet Doğan’ın bütün fikirlerini tartışmanın dışında bırakmak doğru olmaz. Batılılaşma, modernleşme, dil reformları ve Cumhuriyet tarihi üzerine bazı hükümleri serttir ve farklı tarih okumalarına açıktır. Bazı meselelerde kullandığı çerçeveler eleştiriye muhtaçtır. Fakat bir fikir adamının değerini yalnızca onunla aynı kanaati paylaşarak ölçmek doğru değildir. Asıl mesele, ortaya koyduğu soruların hâlâ düşünmeye değer olup olmadığıdır.

  1. Mehmet Doğan’ın soruları bugün de canlılığını koruyor: Bir millet kendi tarihini hangi kavramlarla anlatacaktır? Dilini hangi ölçülerle koruyacaktır? Modernleşirken kendi kültür birikimiyle nasıl ilişki kuracaktır? Geçmişin mirası geleceğin kurulmasına nasıl katkı sağlayacaktır?

Bu sorular, Doğan’ın eserlerini güncel kılan temel noktadır.

Onun kitaplarını bir arada düşündüğümüzde karşımıza uzun bir düşünce yolculuğu çıkar. Yol, Batılılaşma İhaneti ile başlayan kültür sorgulamasından Türkçenin kelimelerine, oradan tarihe, Mehmed Âkif’e, Türk dünyasına, yazarlık mesleğine ve nihayet bir milletin kendisini tanımlama meselesine ulaşır.

  1. Mehmet Doğan’ın asıl mirası belki de tam burada aranmalıdır: O, kelimeleri korurken hafızayı, tarihi tartışırken kimlik meselesini, kültürü savunurken medeniyet fikrini gündeme getirdi. Onun kitaplarını birbirine bağlayan esas çizgi, Türkiye’nin kendisini başkalarının kavramlarıyla tanımlamak yerine kendi tarihinin, dilinin ve kültürünün imkânlarıyla yeniden düşünmesi gerektiği fikridir.

Bu sebeple D. Mehmet Doğan’ı yalnızca bir yazar olarak okumak eksik kalır. Onu, kelimelerden hareketle bir milletin hafızasını yeniden düşünmeye çalışan uzun soluklu bir fikir işçisi olarak okumak gerekir. Geride bıraktığı eserlerin değeri de zaman içinde, yeni kuşakların onun cevaplarından

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir