Sosyal Medya Üzerine Bir Hasbihal
Sosyal medya ile tanışalı 16 yıl oldu. Uzun zaman haberleşemediğim, adresini, telefonunu bilemediğim ama unutmadığım yüzlerce değerli öğrencim ve arkadaşımla tekrar irtibat kurmama vesile oldu. Bazılarıyla muhabbet ettik, dertleştik, hasret giderdik, fikir alışverişinde bulunduk. Gönül akrabası güzel insanlarla tanıştık. Bu sebeple çok heyecanlanıp mutlu oldum.
Sosyal medyada kendi sayfam başta olmak üzere edebî, kültürel, sosyal içerikli gruplarda okuyup yazarak güzel paylaşımlar oldu benim için. Yazılarımı okuyan kıymetli okurlarla veya yazılarını okuduğum değerli yazarlarla bu vesileyle tanışıp iletişim içinde olduk. Yeni gönül dostlarımızla güzel ve anlamlı muhabbetlerimiz oldu. Güzel paylaşımlar, etkileşimler, fikrî yönden hayırlı kazanımlar oldu. Duygu ve fikirlerimizi, hatıra, şiir ve denemelerimizi, dergi ve kitap tanıtımlarını paylaştım. Ayrıca okur-yazar buluşmaları başta olmak üzere verdiğimiz konferans ve seminerlerimizi; edebî, kültürel ve eğitimle ilgili faaliyetlerimizi, arkadaş ve öğrencilerimle anlamlı buluşmalarımızı çok hızlı şekilde daha geniş kitlelere ulaştırma imkânı da bulduk sosyal medya sayesinde.

Medya okuryazarları tarafından bilinçli kullanılmasıyla sosyal medyanın birçok alanda birçok faydası olsa da geniş kitleler tarafından bilinçsiz kullanıldığına, faydadan fazla zararlarının olduğuna şahit oluyoruz maalesef! “Facebook, İnstagram, Whatsapp” gibi soysal medya grupları icat olalı, mertlik bozuldu; yüz yüze görüşmeler hatta telefonla konuşmalar bile kaybolmaya başladı.
“Akıllı telefonlar” yaygınlaştıktan sonra insanlar hatta eş ve çocuklar mesaj yazıp paylaşmaktan, beğenilme ve oyun yarışına girmekten birbirlerinin yüzüne bile bakamaz oldu! Zaten çevrimiçi iletişimde jest ve mimiklerin yerini “emoji” denilen resim karakterleri almış. Yolda, düğün ve cenazede karşılaştığım bazı eski arkadaşlar; Facebook yüzünden selam verme, hâl hatır sorma ihtiyacı bile hissetmemeye başlamış. “Epeydir görüşemiyoruz.” dediğimde “Feyste, Whatsapp’ta görüşüyoruz ya hocam!” diye cevap verenler bile oluyor. Sosyal medya icat olalı yüz yüze sohbetler bozuldu diyorum hüzünle. Güftesi Turgut Yarkent’e ait olan “Duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini.” şarkısı, vefasız sevgili için söylense de internet ve sosyal medya hastalığı sebebiyle birbirlerinin yüzüne ve gözüne bakmayanların da pürmelal halini yansıtmakta!
Sosyal medyada kimin daha fazla arkadaşı var yarışına mı giriliyor? Bir itibar, marka özelliği mi taşıyor bazı insanların isminin ekli olması yoksa? Okumuyor, dinlemiyor, düşünmüyor, konuşmuyoruz; oynuyoruz, seyredip eğleniyoruz sadece. Daha fazla uzaklaştık kitaplardan, sosyal hayattan, yüz yüze sohbet etmekten. Sosyal medyada slogan şeklindeki cümleler, sözde aforizmalar fotoğraflarla birlikte paylaşılıyor ama bu sözleri içselleştirmemiz gerekmez mi? Her şeyi sanal yaşıyor, “mış” gibi yapıyoruz sanki! “Sanal arkadaşlık”, “sanal sohbet”, “sanal aşk”, “sanal beğeni”, “sanal mutluluk” ve “sanal bir hayat”!.. “Sosyal medya kahramanları, vatanseverleri ve mücahitleri” türedi!
İlk ve ortaokul öğrencilerinin sosyal medyaya üye olması ise felaket! Gençlik, uyuşturucu bağımlısı gibi dijital bağımlı oldu maalesef! Dijital bağımlılığın çocuklarımız ve gençlerimiz üzerindeki tahribatı, çok büyük. Bu şuursuz internet kullanımı; göz, kulak ve parmaklar başta olmak üzere evlatlarımızın beden sağlıklarının bozulmasının yanında psikolojik, ruhi, zihni ve sosyal gelişimlerine çok büyük hasarlar vermektedir. Avrupa’da birçok ülkede sosyal medya, 15 yaşın altındaki çocuklara yasaklanınca ülkemizde yasal düzenleme çalışması başladı.
Facebook’ta ve İnstagram’da çok farklı ideoloji, siyasi görüş, parti, grup, meşrep ve cemaatten arkadaş ve öğrencim var. Paylaşılan söz, fikir ve yorumları, kim hangi siyasi görüş mensubu diye düşünmeden kendi akli, ilmi, vicdani, insani, ahlaki ölçülerime göre değerlendirip beğeniyor veya eleştiriyorum. Ama maalesef, birçok konuda birçok kişi, siyasi parti, ideoloji, meşrep ve cemaat taassubuyla, “mahalle baskısı” veya kişisel çıkar endişeleriyle hareket ediyor. İdeolojilerimiz, siyasi görüşlerimiz hakikat severliğin önüne geçiyor maalesef!
Bilinçli okumayanlar kafa konforunu bozmaktan korkuyor. Çoğu kişi, bir cümle veya paragraftan uzun yazıları okumaya eriniyor. Her şey kolay ve hızlı tüketilerek “çağa ayak uydurulma”ya çalışılıyor adeta!
Mevlâna’ya, Yunus Emre’ye, Necip Fazıl’a, Mehmet Âkif’e, Nazım Hikmet’e, Can Yücel’e, Özdemir Asaf’a, Cemal Süreya’ya, Mustafa Kemal Atatürk’e hatta Peygamber Efendimize ait olmayan bazı sözler, araştırılmadan, kaynağına bakılmadan, sorgulanmadan paylaşılmakta. Korkunç bir bilgi kirliliği var beyler!

Okuyup anlamadan da “beğenme yarışı”na girilmekte. Beğenmediğimiz yazıları, paylaşımları samimi, edepli, tahammüllü, seviyeli bir şekilde eleştiremez miyiz? Bu kolaycılık, okumama, düşünmeme ve gösteriş hastalığından kurtulmak için çaba sarf etmemiz gerekmez mi?
Sosyal medyada internet Türkçesi, tam bir felâket seviyesinde! Bozulan dilimiz, daha da yozlaşmakta, feryat etmekte! Her şeyi bilinçsiz ve zahmetsiz tüketmeye bayılıyoruz. Türk dili ve edebiyat öğretmeni ve yazar olarak “mrb, gnydn, tşkr, s.a, as, nslsnz, hyrl gclr, aeo” gibi ucube imlâlara hiç alışamadım!
Televizyon, bilgisayar, akıllı telefon ve sosyal medyaya kavuştuk ama muhabbetlerimizi, masallarımızı, ninnilerimizi, manilerimizi, türkülerimizi, halk hikâyelerimizi, tabii oyunlarımızı kaybettik. Eskiden yazdığımız muhabbet ve hasret kokan o sıcak mektupların yerini tutamasa bile özel mesaj bölümünden, Whatsapp’tan, Bip’ten, e-postayla emek vererek sevdiklerimize samimi elektronik mektuplar yazamaz mıyız?
Çeşitli oyun ve doğum günü takvimi istekleri, “zincir salavat, dua davetleri” vs. çok tuhaf! Reklam paylaşımları ise can sıkıcı! Edep ve genel ahlaka aykırı argolu, müstehcen, ayartıcı paylaşımlar yapılmasa! Çok özel paylaşımlar, talepler mesaj bölümünden paylaşılsa daha güzel ve edepli olmaz mı?
Birilerinin yediği, içtiği, giydiği, aldığı şeylerini; mahremlerini, lüzumsuz ayrıntıları anbean -son dakika haberleri gibi- görmek, bilmek zorunda mıyız Allah aşkına? Bilmem ne lokantasında, ünlü tatil ve eğlence merkezinde yediği, içtiği şeyleri adab-ı muaşerete aykırı olarak paylaşan kişileri anlamakta zorlanıyorum.
Bizim kuşaklar ile bizden öncekiler, her işe “besmele” çekerek başlardı. “Hız, haz ve ifşa nesli” ise her işe fotoğraf çekerek (özçekim yaparak) başlıyor.
Daha seviyeli, faydalı, kararınca ve bilinçli şekilde sosyal medyayı kullanamaz mıyız? Aile ve okul başta olmak üzere genel medyada medya okuryazarlığı seviyesini artıramaz mıyız? İstikbal ve istiklalimiz için çocuk ve gençlerimize doğru bir eğitim vermekle birlikte güzel örnek olmamız, sosyal medya bağımlılığından kurtulmamız gerekmez mi?
Dünyanın en bilgili, en zeki, en çalışkan öğretmeni “Google (gogıl) Bey” kadar bilgili olamaz, onun kadar öğretmeyi de beceremez. Ama dünyanın hiçbir internet bilgi bankası, hiçbir sosyal medyası, hiçbir akıllı telefonuyla etkileşimli tahtası da çocukların yüreklerine ilgi, sevgi, şefkat, hoşgörü, fedakârlık, samimiyet, cesaret, sorumluluk, fazilet, edep ve sabır ile dokunup sağlam bir kimlik ve şahsiyet kazandırmada güzel örnek olan şuurlu anne-babalar ve idealist eğitimciler kadar muktedir olamaz.
Bilinçsiz, hızlı, samimiyetsiz, aşırı sanal ilişkiler; ruhumuzu sıkmaya, özel ve sosyal hayatımıza çok ciddi zararlar vermeye başladı dostlar! Her meselede olduğu gibi bu konuda da bilgi, eğitim, kültür, tefekkür, muhasebe, samimiyet, gayret ve bilince çok ihtiyacımız var. Sosyal medyada faydalı, güzel, hayırlı duygu ve düşüncelerini, sosyal, kültürel, sanatsal faaliyetlerini, kafa ve gönüllerinin güzel gıdalarını paylaşanlara selam olsun.


