Muhammet Durmuş’un Marlboro Sparring Marlboro Kitabı Üzerine
Çağdaş Türk şiiri, son yıllarda anlatım imkânlarını genişleten, şiir dilini yeni arayışlarla zenginleştiren eserlerle dikkat çekiyor. Muhammet Durmuş’un Matruşka Yayınları’ndan çıkan ikinci şiir kitabı Marlboro Sparring Marlboro, bu yönelişin dikkate değer örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Altmış sekiz sayfalık kitap, üç bölüm altında toplanan on üç şiirden oluşuyor. Şair, ilk kitabında benimsediği şiir anlayışını geride bırakarak imgeyi, ritmi ve çağrışımı merkeze alan yeni bir poetik çizgi kuruyor. Böylece şiir, anlamı doğrudan aktaran bir metin olmanın ötesinde, her okumada yeni bağlantılar kuran, okuru yorum sürecinin etkin bir parçası hâline getiren canlı bir yapıya kavuşuyor.
Kitap, Szerelmem, Szerelmem, İzleğin Körü ve İglo başlıklı üç bölümden meydana geliyor. Bu bölümler, birbirinden bağımsız şiir toplamları olarak okunmuyor; aynı yolculuğun birbirini tamamlayan durakları olarak ilerliyor. Szerelmem, Szerelmem bölümünde parçalanmış şehir hayatı, gündelik eşya ve ferdî hafıza öne çıkarken; İzleğin Körü, bu kırılmaların izini tarih, inanç, beden ve ortak hafıza ekseninde sürüyor. Kitabın son bölümü İglo ise tek şiirlik yapısıyla önceki iki bölümün izleklerini bir araya getiriyor; böylece hem kitabın iç bütünlüğünü tamamlıyor hem de yeni bir şiir yürüyüşünün kapısını aralıyor.
Muhammet Durmuş’un şiirinde dikkat çeken en önemli özelliklerden biri, imgelerin birbirinden bağımsız görünmesine karşın ortak bir şiir ağı kurabilmesidir. Bir şiirde karşılaşılan nesne, başka bir şiirde yeni bir anlam kazanır; bir bölümde duyulan ses, sonraki bölümde başka bir bağlam içinde yeniden belirir. Böylece şehir, çocukluk, askerlik, deprem, savaş, aşk, gündelik hayat, din, müzik ve popüler kültür aynı şiir atlasının parçalarına dönüşür. Şair, bu geniş malzemeyi tek bir anlatı etrafında toplamaya çalışmak yerine çağrışımların doğal akışını izler.
Bu şiirlerde okur, doğrusal bir hikâyeyi takip etmez. Her imge yeni bir kapı aralar; her gönderme başka bir metne, başka bir zamana ya da başka bir hatıraya uzanır. Bu yönüyle Marlboro Sparring Marlboro, ilk okumada bütün sırlarını açan bir kitap değildir. Her dönüşte yeni ayrıntılar sunan, imgeler arasındaki bağları giderek belirginleştiren bir okuma tecrübesi vaat eder.
Şairin dili de bu poetik anlayışın önemli bir parçasıdır. Gündelik konuşma dili ile felsefeyi, askerî terminolojiyi, dinî göndermeleri, tarihî olayları, sinemayı, müziği ve şehir hayatını aynı şiir düzleminde buluşturur. Bu çok sesli yapı, şiirlerin ritmini sürekli hareket hâlinde tutar. İmgeler, açıklama amacı taşıyan semboller olarak kurulmadan okurun zihninde çoğalan çağrışımlar üretir.
Szerelmem, Szerelmem: Parçalanmış Dünyanın İlk Haritası
Muhammet Durmuş’un Marlboro Sparring Marlboro kitabının ilk bölümü, okuru klasik bir anlatının güvenli sınırlarına çağıran bir şiir toplamı değildir. Bu bölümde şehir, beden, hafıza ve zaman sürekli yer değiştiren imgeler aracılığıyla yeniden kurulur. Bölüm özelinde seçtiğim birbirini tamamlayan üç şiir olan Patrol, Show Business ve Zebra Olayı ile şair, modern insanın parçalanan hayatını görünür kılan ortak bir şiir evreni inşa eder. Bu evrende olaylar kadar nesneler, mekânlar kadar kırıntılar ve gündelik hayat kadar hatırlama biçimleri de şiirin asli unsurlarına dönüşür.
İlk şiir Patrol, bu dünyanın kapısını aralar. Daha ilk dizelerde yer alan “Zambağı suladım, o sarı işaret parmağını” ve “Pazar yerinde bahaneler arandım” sözleri, alışılmış gerçeklik algısını kıran bir şiir dili kurar. Şair, anlatısını belirli bir olay çevresinde ilerletmek yerine, birbirine eklenen görüntülerle örer. Böylece okur, tamamlanmış bir hikâyenin takipçisi olmaktan çıkar; parçalanmış bir hafızanın tanığı hâline gelir.
Şiirde şehir, yalnız yaşanan bir yer olarak görünmez; insanın zihnine yerleşen ağır bir yük kimliği kazanır. “Uyanmak bilmiyordu deniz” dizesi, zamanın ağırlaştığı, bekleyişin uzadığı bir atmosfer oluştururken; “veresiye defteri”, “rakamı silinen tuşlar”, “trençkot, fötr şapka, jagermeister” ve “komodine bıraktığım dişler” gibi ayrıntılar, gündelik hayatın sıradan nesnelerini hafızanın sessiz tanıklarına dönüştürür. Bu nesneler yalnız bir dekor oluşturmaz; anlatıcının geçmişiyle kurduğu ilişkinin parçalarını taşır.
Şiirin ağırlık merkezi ise üç kez yinelenen “Yaşamadım” sözüdür. Bu tekrar, eksik kalan hayatın, ertelenen umutların ve yarım kalan yolculukların sesi olarak şiirin bütününe yayılır. Öncesinde gelen “Dualar aldım aktardan”, “Suda sektirdim birkaç seneyi” ve “Gömdüm, içini oyduğum kitaplara” dizeleri, insanın tutunmaya çalıştığı yolları gösterirken, finalde yer alan “Bir gece devriyesi çevirdi beni / Çabucak kendi lisanına” sözleri, anlatıcının hayat karşısındaki büyük yüzleşmesini tamamlar. Böylece Patrol, kitabın ilk bölümünün ruhunu belirleyen ilk eşik olur.
Bu atmosfer, Show Business ile daha sert ve daha sarsıcı bir yöne ilerler. Şair, modern hayatın parlak görüntülerini parçalara ayırırken, gösterinin arkasında kalan yorgun insanı görünür kılar. “İzmaritler / Kesiklerden yapılma içki şişeleri / Ve birikmiş faturaları karanlığın” dizeleri, ekonomik sıkıntıyı, tükenmişliği ve ruh hâlini tek görüntü içinde toplar. Karanlık artık yalnız bir zaman dilimi değildir; insanın omzuna yüklenen hayatın adıdır.
Şiirin ilerleyen bölümlerinde “Davullardan, düğünlerden uzakta / İplerinde intiharı yokluyor kukla” dizeleri, bireyin yönünü belirleyen görünmeyen güçleri çağrıştırır. Kukla imgesi, iradenin kuşatıldığı çağdaş hayatı simgelerken; “Kasıklarımın karekodu siğillerdir”, “Ucuz menülerle dolu domuz kumbarası” ve “Dulların hâlâ soluyan boyası” gibi çarpıcı imgeler, tüketim düzenini, bedeni ve sosyal çözülmeyi aynı şiir alanında buluşturur.
Şair, mukaddes olanla gündelik olanı da aynı şiir çizgisi üzerinde buluşturur. “Yanacak korkusuyla yıkadım ellerimi / Hac yolunda çeşmelerden geçtim / Tavafta bulduğum bir avuç tuzdu” dizeleri, arınma arzusuyla hayatın yükünü aynı potada eritir. Ardından gelen “İş makinelerini izledim / Otel seçtim / Meydanda ağdalı bombalar eğlencesi” sözleri, çağdaş dünyanın inşa ve yıkımı aynı anda taşıyan yüzünü görünür kılar. Kısa diyalog biçimindeki “Dürbünü indir.” – “Dürbünü indiriyorum.” bölümü ise bakışın sınırlandırılmasını simgeleyen güçlü bir kırılma noktası oluşturur.
Şiirin finalinde yer alan “Yüzüğüm kalaycıda nişadır bekler” dizesi, onarılmayı bekleyen bağları imgeler. Hemen ardından gelen “Süzdüğüm petekler yapış-yapış-kan” sözü emeğin bedelini görünür kılarken, “Beni ulu orta rezil eden hıçkırıktır / Kendime çevirince teklemeyen tabanca” dizeleri anlatıcının en ağır hesaplaşmasını kendi varlığı üzerinden kurar. Böylece Show Business, kitabın ilk bölümünde şehir hayatının gürültüsünü insanın iç sesine dönüştüren önemli halkalardan biri olur.
İlk bölümün üçüncü durağı olarak seçtiğim Zebra Olayı, bu parçalanmış evreni beden ve hafıza ekseninde tamamlar. Şair, “Isırganda bulduğum hazzı ağırladım / Anladım Allah’ın sıfatlarını” dizeleriyle acı ile sevinci aynı imge içinde buluşturur. Böylece fiziki tecrübe, varoluş arayışına açılan bir kapı hâline gelir.
Şiirin ilerleyen bölümlerinde “Çöken uyluğum ve penisilin, otuzda bıraktı beni”, “Fundalığın kokusundan gençtim” ve “Çürümüş bir gölden içtim bekleyişi” dizeleri, beden ile hafızayı ortak bir şiir alanında buluşturur. Kokular, yaralar ve bekleyiş, insan ömrünün taşıdığı izleri görünür kılar. Ardından gelen “Seni boğdum! Kalbin, / Son gümbürtüsüyle iyileşen parkinsondu” sözü, alışılmış anlam ilişkilerini zorlayan söyleyişiyle şiirin gerilimini artırır.
Şair, “Bir parça bozkırdım şezlongda” ve “Geçmişe katlandığım origami de orada” dizeleriyle hafızayı katlanmış bir kâğıt gibi yeniden açar. Geçmiş, anlatıcının omzunda taşınan bir yük kimliği kazanırken, “Kendime inen yokuşta parçalı ten giyindim” ve “Tırpani uykusuzluk biçti geceyi” sözleri, insanın kendi varlığına yaptığı yolculuğu güçlü imgeler aracılığıyla anlatır.
Finalde yer alan “Yırtılan eteğin, dökülen kelimeler”, “Hırlayan bir yapraksın işte sonunda” ve “Adım, kırılan süt dişlerindi / Ahizeyi kaldırınca ne hatırladın?” dizeleri ise çocukluk, kayıp ve hafızayı tek bir şiir halkasında birleştirir. Şiir, okura cevaplar sunmak yerine, kendi hafızasına yönelten bir soruyla tamamlanır.
Bu üç şiir birlikte okunduğunda, Szerelmem, Szerelmem başlıklı ilk bölümün ortak poetikası daha belirgin biçimde ortaya çıkar. Muhammet Durmuş, parçalanmış görüntülerden hareketle çağdaş insanın ruh hâlini resmeder. Şehir, beden, eşya, kutsal mekânlar, çocukluk, gündelik hayat ve hafızanın kırıntıları aynı şiir atlası içinde buluşur. Şairin imgeleri açıklama amacı taşımaz; çağrışım alanları açar. Bu yönüyle her şiir, ilk okumada dikkat çeken bir görüntü sunarken, sonraki okumalarla yeni anlam katmanları kazanır.
Marlboro Sparring Marlboro‘nun ilk bölümü, okuru parçalanmış bir dünyanın haritasını okumaya davet eder. Bu haritada yollar düz ilerlemez; zaman kırılır, mekân yer değiştirir, eşya konuşur, beden hafızaya dönüşür. Şair de bütün bu parçaları çağdaş şiirin imkânlarıyla bir araya getirerek, ilk bölüm boyunca kendi sesini kuran güçlü ve özgün bir şiir evreni oluşturur.
İzleğin Körü; Hafızanın Karanlığında Yürüyen Şiir
Marlboro Sparring Marlboro‘nun ikinci bölümü, ilk bölümde kurulan şiir evrenini yeni bir düşünce alanına taşır. Szerelmem, Szerelmem başlığı altında şehir, eşya ve gündelik hayatın kırık görüntüleri öne çıkarken, İzleğin Körü bu parçalanmanın kaynağına yönelir. Hafıza artık yalnız şahsi yaşantının kayıt alanı değildir; tarih, inanç, siyaset, savaş, çocukluk ve coğrafya aynı zihin haritasının farklı duraklarına dönüşür. Şair, çağrışımları art arda sıralayarak okuru doğrusal bir anlatının dışına çıkarır ve parçaların birbirini tamamladığı geniş bir şiir ağı kurar.
Bu bölümde şiirler tek tek okunabilecek metinler olmanın ötesine geçer. Bir şiirde karşılaşılan imge başka bir şiirde yeni bir anlam kazanır; bir sözcüğün bıraktığı yankı ilerleyen sayfalarda yeniden duyulur. Böylece bölüm, kendi iç ritmini kuran bütünlüklü bir şiir dizisine dönüşür.
Bu poetik yönelişin ilk durağı olarak Lazarus-Taxon şiirini belirledim. Başlığın taşıdığı göndermeler bile şiirin düşünce eksenini açığa çıkarır. Lazarus, ölümden dönüşü; Taxon ise yeniden sınıflandırmayı çağrıştırır. Şair, insanı yeniden adlandırmaya çalışan bir sorgulamayla söze başlar.
Şiirin açılışındaki “-merhaba -hayır! / -merhaba -hayır!” karşılaşması, kabul ile reddin aynı anda yaşandığı bir ruh iklimi kurar. Ardından gelen “Ayak bağım düz kayanın altında yatıyor / Takla atıyor yaz kuran kursunda” dizeleri çocuklukla bugünü aynı hafızada buluşturur. Çocukluk burada güvenli bir sığınak olmaktan çıkar; insanın ömrü boyunca taşıdığı kırık parçaların ilk durağına dönüşür.
Şair, gündelik hayatın nesnelerini şiirin temel yapı taşları hâline getirir. “Yırtık fişler, dilekçeler, çakmak alazı”, “Paslı çaydanlık çürük bir diş gibi dikiliyor ocakta” ve “Merdivende yalınayak kızlar” dizeleri, sıradan görüntüleri güçlü çağrışımlara dönüştürür. Eşya, yalnız çevreyi anlatan bir unsur olarak kalmaz; yaşanmışlığın sessiz tanığı hâline gelir.
Şiirin ilerleyen bölümlerinde yinelenen “-hayır!” sesi, anlatıcının yalnız çevresiyle kurduğu gerilimi anlatmakla yetinmeyip alışkanlıklarla, kabullerle ve hayatın dayattığı kalıplarla giriştiği hesaplaşmayı da görünür kılar. Bu nedenle “Alışkanlıktır güçlü olan.” dizesi, ikinci bölümün düşünce omurgasını kuran en önemli cümlelerden biri olarak öne çıkar.
Şair, ferdî hafızayı sosyal acılarla buluşturmayı da sürdürür. “Kapılar gittikçe ağırlaşır Ortadoğu’da”, “Bıçakları uzak tutun, kravatı, balkonu” dizeleri, çağın kırılmalarını birkaç sözcükle görünür hâle getirir. Finalde yer alan “Tanrısız, kitapsız da olsan / Tutun solo sabah namazlarına / Yaşama ya da ölme / Yeni bir şey bul.” çağrısı ise bölümün yönünü belirleyen güçlü bir kapanış niteliği taşır. Burada okur, kesin cevaplardan ziyade yeni bir arayış fikriyle baş başa kalır.
Bu arayış Tekinsiz Uysallık ile daha geniş bir alana yayılır. Şair, bu kez çocukluk, eğitim hayatı, siyasi düşünceler, din, savaş ve depremi tek bir hafıza çizgisinde buluşturur. Kronolojik bir anlatım yerine çağrışımların ritmini izler. Böylece insanın zihni, yıllar boyunca biriken seslerin ortak mekânına dönüşür.
“İstikamet: kuvöz.” dizesi, yaşamın ilk durağını simgeler. Hemen ardından gelen “Serumun alkol oranı vahye beş var” sözü, biyolojik gerçeklikle kutsal göndermeleri ortak bir söyleyiş içinde buluşturur. Ardından çocukluk sert bir yüzle belirir: “Mısır tarlasında çocukluk maratonu / Dayak ıslığıyla başlar.” Şair, büyümenin bedelini romantik bir hatıraya dönüştürmeden anlatır.
Şiirin en dikkat çekici yönlerinden biri, anlatıcının düşünce yolculuğunu açık biçimde görünür kılmasıdır. “On dördümde Küba’ya ve Lenin’e”, “On sekizde Nursî’ye kroşe ve büyük sözler.” dizeleri, insanın gençlik yıllarında geçtiği ruhi durakları art arda sıralar. Her durak yeni bir arayışın kapısını açar; hiçbir durak son söz niteliği taşımaz.
Toplum hafızası şiirin son bölümünde daha güçlü hissedilir. “Barutla vaftiz edilmiş çocuklarla dolu valiz”, “Toprağı kaşıkla, içeri girsin Akdeniz” ve “Pencereyi açtın: otuz yaş / Ağladın: İskenderun yıkıldı.” dizeleri, ferdî hikâyeyi ortak acının hafızasına bağlar. Sonunda üç kez yinelenen “Ne söyledin de düşmedi / Yasin okunan sedir yapraklarına.” sorusu ise cevaptan çok yankıyı büyütür. Şiir, bitmiş bir cümle yerine zihinde yaşamayı sürdüren bir ses bırakır.
İkinci bölümün merkezinde yer alan Marlboro Sparring Marlboro, önceki iki şiirde kurulan bütün temaları ortak bir simge etrafında toplar. Hayat artık bir ringdir; insan ise her raundunda yeniden ayağa kalkmaya çalışan boksör. Şair, sinema dili, müzik ritmi ve spor metaforlarını aynı şiir çatısı altında bir araya getirerek bölümün en hareketli metnini kurar.
Şiirin açılışındaki “tez elden pirelendin rica et koltuk değiş” ve “hâlâ çözülmedi sabahın anagramı” dizeleri, sürekli yer değiştiren hayatı ve çözülemeyen zamanı simgeler. Gündelik eşyalar yine şiirin merkezindedir: “Mermerime takunya getir”, “içli sessizlik menüde yok”, “aralanan gözlerle sigarayak bekleyiş.” Bu ayrıntılar, anlatıcının ruh hâlini görünür kılan simgelere dönüşür.
Şiirin sinematografik yapısı dikkat çekicidir. “İK.”, “sahne bir plan bir kayıt iki” ve “kayıt üç” ifadeleri, hayatı yeniden çekilen bir film gibi kurar. Ardından gelen “gözlük, ilk kavgada kaldı.” sözü, insanın dünyaya bakışındaki ilk büyük kırılmayı simgeler.
Şiirin ritmini belirleyen asıl unsur ise boks metaforudur. “SPARRING. SPARRING.”, “knock down”, “knock out” tekrarları, yalnız sporun dili olarak kullanılmaz; yaşamanın kesintisiz mücadelesini temsil eder. “Otuz yıldır ayakta, ringde.” dizesi, kitabın bütününde dolaşan direnme fikrini tek cümlede özetler.
Şair, bu mücadeleyi ferdî alandan çıkararak çağın ortak hafızasına taşır. “Philip Morris / sarı filtreyi ağızlara götürür / 1955’te.” dizeleri, tüketim kültürünü tarihî bir arka planla buluştururken; “Elim deniz feneri, elim askıda çığlık / Elim bir olayın paslı çarkına kapıldı.” sözleri insanın modern hayat karşısındaki sıkışmışlığını görünür hâle getirir.
Şiirin sonunda yükselen “Uyuyamam. / UYUYAMAM!” haykırışı, bölüm boyunca biriken gerilimin sesidir. Ardından gelen “perküsyon başladı başlayacak”, “gün vokalist” ve “ambulansın birden kesilen sireni” dizeleri, hayatı büyük bir sahneye dönüştürür. Gürültü, müzik, siren ve kalp atışı aynı ritimde birleşirken, okur da bu hareketin içine çekilir. Son dizelerde yer alan “yüküm, güzelliğim benim / düğümlerim saçlarım ülküm.” sözleri ise bütün mücadelenin ardından insanın omzunda kalan yükü ve umudu birlikte taşır.
İzleğin Körü, ilk bölümde başlayan şiir yolculuğunu yeni bir düşünce katmanına ulaştırır. Muhammet Durmuş, bu bölümde hafızayı ferdî yaşantının sınırlarından çıkararak ortak insanlık tecrübesinin alanına taşır. Çocukluk, inanç, siyaset, savaş, deprem, şehir, sinema, müzik ve gündelik hayat aynı şiir atlasında buluşur. Şiirler birbirini açıklamak yerine birbirini tamamlar; biri ötekinde eksik kalan sesi taşır. Böylece ikinci bölüm, çağdaş Türk şiirinde parçalı anlatımın imkânlarını güçlü bir imge disipliniyle birleştiren, kendi iç bütünlüğünü kurmuş dikkat çekici bir poetik yapı olarak kitabın merkezindeki yerini alır.
İglo; Soğuyan Dünyada Son Bir Sığınak
Marlboro Sparring Marlboro kitabının son bölümü olan İglo, tek bir şiirden oluşmasına karşın kitabın bütününü tamamlayan güçlü bir kapanış niteliği taşır. Muhammet Durmuş, “Önceyiş” bölümünde ilk kısmı “teşhis”, ikinci kısmı “tedavi”, son kısmı ise yeni bir yola açılan ilk izler olarak tanımlar. Bu bakımdan Süt ve Sigara, önceki iki bölüm boyunca kurulan şiir evrenini tek bir metinde yeniden toplar; şehir, hafıza, savaş, çocukluk, inanç, aşk ve ölüm aynı şiir alanında buluşur.
Şiirin ilk dikkat çeken yönü biçimidir. On dört başlık altında ilerleyen yapı, askerî komutlarla açılıp yine askerî komutlarla kapanır. “Hazır ol!” ve “Rahat!” seslenişleri yalnız kışla düzenini çağrıştıran ifadeler değildir; hayatın insanı sürekli disiplin altında tutan görünmez düzenini de simgeler. Bölümler ilerledikçe okur, askerî eğitim alanından insan hafızasının en kırılgan bölgelerine doğru uzanan uzun bir yürüyüşe çıkar.
İlk bölümde yer alan “Güneş bataryası içtimada hazır”, “Korkuluğun nöbet değişimi ne zaman?” ve “Mağrib’den Fransa’ya” dizeleri, coğrafyanın genişleyen sınırlarını gösterirken, bireyin yer değiştiren kimliğini de görünür kılar. Aynı bölümde yinelenen “Günaydın – Sağ ol!” karşılaşması, Lazarus-Taxon şiirindeki “-merhaba -hayır!” seslenişini hatırlatır. Böylece kitabın son şiiri, önceki bölümlerle görünmeyen bağlarını daha ilk sayfalarda kurmaya başlar.
Şair, askerlik hayatına ait ayrıntıları şiirin merkezine yerleştirirken bunları belgesel bir anlatı olarak kullanmaz. “Sivil depoda bütün gölgeler numaralandırılmıştır”, “Fotoğrafta boş kovan ve arılar”, “Kulaklıktan cızırtılı bir keman tütüyor” dizeleri, insanın sistem içinde kimlik numarasına dönüşmesini ve hafızanın giderek eşyalara sığınmasını anlatır. Burada koğuşlar, depolar, valizler ve üniformalar yalnız mekân değildir; ruh hâlinin taşıyıcı simgeleridir.
Şiirin en çarpıcı katmanlarından biri çocukluk ile savaşın aynı görüntü içinde buluşmasıdır. “Ay Carmela / Alaşehir’de unutulmuş. Yedi yaşındayken.” dizeleri, masumiyetin yarıda kalan hikâyesini anlatırken, hemen ardından gelen “O günlerde toprak. Kımıldayamıyordu mayınlardan.” sözü çocukluk coğrafyasını savaşın gölgesine taşır. Muhammet Durmuş, ferdî hafızayı toplum hafızasından ayırmaz; biri ötekinin içinde yaşamayı sürdürür.
Dördüncü ve beşinci bölümlerde askerî komutlar ritmin temel unsuruna dönüşür. “Çek!”, “Çeek!”, “Tuut!”, “Üfle!”, “Çök!”, “Kalk!” sesleri eğitim alanının komutları olmanın ötesine geçer; insan ömrünü yönlendiren görünmez emirleri çağrıştırır. Bu ritim içinde yer alan “Vietnam yazılı kirli beyaz yatağa sardığın / Uyuz, bir nevresimdir burada.” dizeleri ise savaş, hastalık ve gündelik hayatı tek görüntü içinde buluşturur. Şair, acıyı büyüten uzun açıklamalar yerine yoğun imgeler kurmayı tercih eder.
Şiirin ilerleyen bölümlerinde zamanın akışı daha belirgin biçimde toplumun hafızasına yönelir. “Gençler ölür. İhtiyarlar kalır bir başına.” dizesi, bütün şiirin en yalın ve en güçlü cümlelerinden biri olarak öne çıkar. Ardından gelen “Çukurova’nın pamuklarını okşamak için”, “kamuflajlı rakamlar ranzada binom açılımı” ve “Dördüncü bölük içtimaya!” dizeleri, Anadolu coğrafyasını askerî düzenle aynı şiir düzleminde buluşturur. Tarım, matematik, askerlik ve gündelik hayat birbirine yaklaşır; şiirin çok katmanlı yapısı güç kazanır.
Sekizinci ve dokuzuncu bölümlerde ironi belirginleşir. “Astsubay Öklid” benzetmesi, matematiği askerî disiplinle buluştururken; “boy-kilo endeksine, nişanlılara” uzanan dizeler bireyin bürokratik sistem içindeki yerine ince bir eleştiri yöneltir. Ardından gelen “Lisbon’da heykeltıraş bir Türk kızı”, “Bütün ırmaklara duyurulur.” sözleri, şiirin coğrafyasını kışlanın dışına taşır. Şair, bir anda Akdeniz’den Avrupa’ya, Anadolu’dan dünyanın başka şehirlerine uzanarak hafızanın sınır tanımayan yapısını görünür kılar.
Onuncu ve on birinci bölümler, kitabın felsefî damarını yeniden öne çıkarır. “Nietzsche’nin, Salome’ya düzdüğü maddeleri çekiyorum” dizesi, metinler arası ilişkiyi güçlendirirken, “Hedonizm, bombalanmış son sığınağından / sessiz bir fino olarak çıkıyor.” sözü çağdaş insanın düşünce dünyasını çarpıcı bir imgeyle anlatır. Sonrasında gelen “Bütün belgeler kayıp.”, “Koğuşlar etten iglo.” ve “Zaman, esas duruşta / Hâlâ tanrıyı beklemektedir.” dizeleri ise kitabın en güçlü metaforlarından birini kurar. İglo, dışarıdan koruyan bir yapı gibi görünürken, içeride donmuş hayatların simgesine dönüşür. İnsan, zamanın ortasında bekleyen bir varlık hâline gelir.
Şiirin on ikinci bölümü, kitabın soyut doruk noktalarından biridir. “Doktor, Malatya neresidir?” sorusuyla başlayan bölüm, doğrudan 6 Şubat depremlerinin açtığı büyük yıkımı çağrıştırır. “Çocuklarım bulunamamıştır.”, “Yıllarımı biriktirip aldığım ilk evdi şubat.” ve “Pandora’nın hafriyattan sarkan eline alyansımı bıraktım.” dizeleri, şahsi acıyı ortak hafızanın parçasına dönüştürür. Şair burada ağıtı büyüten söyleyiş yerine, birkaç güçlü imgeyle çok geniş bir duyguyu görünür kılar.
Son iki bölüm ise kitabın bütününe açılan kapıdır. “Sevgilim seni aldım bu koca küllüğe getirdim.”, “Marşlara ve karanlık sabahlara birkaç soluk bıraktık.” dizeleri, bütün yolculuğun ardından sevgiyi yeniden hayatın merkezine yerleştirir. Ardından gelen “Dönelim. Otobüs duraklarına, üst geçitlere, kapı önlerine.” çağrısı, şiiri yeniden gündelik hayata taşır. İlk iki bölüm boyunca parçalanan şehir, son bölümde yaşanacak bir yere dönüşür.
Kapanışta yer alan “Yorgunluğa, hastalığa, uykusuzluğa / Bu şiir bir özleme selâm durmaktır.” dizeleri, yalnız bu şiirin değil, kitabın tamamının anahtar cümlesi niteliğindedir. Başlangıçta duyulan “Hazır ol!” ve “Rahat!” komutlarının yeniden yinelenmesi ise yolculuğun bittiğinden ziyade başka bir başlangıcın eşiğine gelindiğini hissettirir. Böylece şiir kendi sonunu kurarken kitabın bütününe de yeni bir anlam kazandırır.
Süt ve Sigara, Marlboro Sparring Marlboro‘nun poetik zirvesini temsil eden metindir. İlk bölümde parçalanan şehir, ikinci bölümde sorgulanan hafıza, bu son şiirde ortak bir insanlık tecrübesi içinde birleşir. Askerlik, savaş, deprem, aşk, çocukluk, müzik, felsefe ve gündelik hayat aynı şiir örgüsünde buluşur. Muhammet Durmuş, kitabın son şiirinde önceki bölümlerin bütün izleklerini tek bir potada eriterek okuru hem geçmişe hem de henüz yürünmemiş bir yola doğru uğurlar.
Sonuç
Marlboro Sparring Marlboro, ilk bakışta birbirinden bağımsız görünen şiirlerin bir araya geldiği bir kitap izlenimi uyandırsa da okuma ilerledikçe bu parçaların ortak bir poetik bütünlük oluşturduğu görülür. Szerelmem, Szerelmem, İzleğin Körü ve İglo, üç ayrı başlık altında toplanmış şiir kümeleri olmanın ötesinde, insanın kendini tanıma çabasını adım adım izleyen üç aşamalı bir yolculuğun duraklarıdır. İlk bölüm, hayatın kırılan yüzünü görünür kılar; ikinci bölüm bu kırılmanın kökenine yönelir; son bölüm ise bütün yaşanmışlıkları tek bir şiirde bir araya getirerek yeni bir yürüyüşün eşiğine ulaşır.
Muhammet Durmuş’un şiirinde dikkat çeken en belirgin özellik, parçalı yapıyı rastlantıya bırakmayan titiz kurgu anlayışıdır. Şiirler arasında dolaşan imgeler, nesneler, sesler ve göndermeler kitabın bütününe yayılan ortak bir söz dağarcığı oluşturur. Bir bölümde karşılaşılan bir ayrıntı, başka bir şiirde yeniden belirir; bir sözcük farklı bağlamlarda yeni çağrışımlar kazanır. Böylece kitap, tek tek şiirlerin toplamından çok daha geniş bir şiir evrenine dönüşür.
Şair, şehir hayatını anlatırken yalnız sokakları, binaları ve kalabalıkları görünür kılmaz; modern insanın ruh hâlini de bu mekânların içine yerleştirir. Hafıza, çocukluk, askerlik, savaş, göç, deprem, inanç, aşk, gündelik hayat ve ölüm aynı şiir alanında buluşur. Bu geniş malzeme, gösterişli bir bilgi birikimi sergileme amacı taşımaz; insanın yaşadığı çağın karmaşasını şiirin imkânlarıyla yeniden kurar.
Kitabın önemli başarılarından biri de çağdaş şiirin farklı kaynaklarını ortak bir potada eritebilmesidir. Gelenekle modern anlatım, yerli hayatla küresel kültür, kutsal metinlerle popüler göndermeler, askerî söyleyişle gündelik konuşma dili aynı şiir örgüsü içinde yan yana durur. Bu birliktelik yapay bir kolaj görünümü oluşturmaz; aksine kitabın ritmini ve sesini belirleyen temel unsurlardan biri hâline gelir.
Marlboro Sparring Marlboro, okurundan hızlı tüketilecek bir okuma beklemez. Her şiir, yeniden dönüldüğünde yeni ayrıntılar sunan katmanlı bir yapı taşır. İmgeler ilk okumada bıraktıkları etkinin ardından başka anlam alanları açar; göndermeler kitabın farklı bölümleri arasında görünmeyen bağlar kurar. Bu yönüyle eser, tamamlanan bir okuma deneyiminden çok, her karşılaşmada genişleyen bir şiir atlası niteliği kazanır.
Muhammet Durmuş, bu kitabıyla ilk eserinden belirgin biçimde ayrılan yeni bir şiir dili kurar. Parçalı anlatımı kontrollü bir ritimle birleştirirken, imgeyi şiirin temel taşı hâline getirir. Sözcükler açıklayan bir görev üstlenmek yerine çağrışım üretir; sessizlikler de dizeler kadar konuşur. Şair, okuru hazır anlamlarla buluşturmaktan ziyade şiirin içinde aktif bir yol arkadaşına dönüştürür.
Sonuç olarak Marlboro Sparring Marlboro, çağdaş Türk şiirinde kendi sesini kurabilmiş dikkat çekici eserlerden biri olmaya adaydır. Üç bölüm boyunca adım adım gelişen poetik yapı, kitabın son şiiri Süt ve Sigara ile tamamlanırken, yolculuk sona ermez; yeni bir başlangıcın kapısı aralanır. Belki de kitabın en güçlü yönü tam burada ortaya çıkar. Muhammet Durmuş, şiiri biten bir söz olarak kurmaz; okurun zihninde yaşamayı sürdüren uzun bir yürüyüşe dönüştürür. Kitap kapandığında dizeler susar; imgeler, sesler ve çağrışımlar ise okurun hafızasında yol almaya devam eder.


