Kim Kalır?
Kim kalır bu hâk-dân içre, söyle ey sâhib-nazar?
Devr eder çarh-ı felek; bâkî olan Yezdân kalır.
Subh-ı ömrün güldü sanma, şâmı gizlidir onun;
Bir nefeslik handedir, ardından hep hicrân kalır.
Taht-ı Cem, mülk-i Sikender, saltanat, ikbâl ü câh,
Bir serâb-ı bî-vefâdır; elde ancak hüsrân kalır.
Gülşen-i dünyâda her gül hâr ile hemhâl olur;
Bülbülün feryâdından âleme efgân kalır.
Şem’-i ömrün her nefes pervâne-i ecel yerin;
Nûr sanırsın eriyen, gerçekte bir dûhân kalır.
Kasr-ı nefsin temeli kumdur, dayanmaz rûzgâra;
Bir kıyâmet yeli eser, ortada vîrân kalır.
Âh-ı mazlûm arşa yükselmez sanırsan aldanırsın;
Arş titrer, zulm edenin bahtına hicrân kalır.
Terk edip mâsivâyı gönlü Beytullâh eyle sen;
Put yıkılmazsa içinde secdeden noksân kalır.
Katre isen bahr-i vahdetten niçin dûr olasın?
Katre fânîdir velî deryâda hep ummân kalır.
Aşk oduyla yanmayan cân, sûret-i insân gezer;
Rûhsuz bir cism olur, ardında boş unvân kalır.
Ölmeden evvel ölen buldu bekā iklîmini;
Nefs söner, mihr-i hakîkat doğar, irfân kalır.
Orhanî der: “Men aleyhâ fân” hitâbın dinle de,
Lâ-yemût olan Hüdâ’dır; gayrı hep pinhân kalır.


