evlat-yetistirmede-soylem-ve-eylem-uyumu-neden-sart-199779
Her gün onlarca, hatta yüzlerce insanla yolumuz kesişir. Bir “merhaba” demeye görün; kimisi hemen içini dökmeye, dünyayı kurtarmaya başlar:
“Arkadaş, eğitim şöyle olmalı, böyle olmalı…”
“Yok canım, ekonomiyi bana bıraksalar şöyle düzeltirim, böyle yaparım!”
“Ah, ben bir mühendis veya belediye başkanı olsaydım, bak bakalım bu şehri nasıl baştan planlıyordum!”
“Dostum, memlekette kimse çalışmıyor; ben olsam sokaklar pırıl pırıl olur, arılar bile vızır vızır çalışırdı…”
Her gün, her köşe başında insanlar konuşur da konuşur. Hep başkalarından bir hamle, bir değişim beklerler ama kendileri sadece laf üretir. Halbuki atalarımız, “Lafla peynir gemisi yürümez,” diyerek asırlar öncesinden uyarır bizleri. Bazı şeyler kuru gürültüyle olmaz; inandırıcı olmak için insanın önce ortaya bir icraat, bir eser koyması gerekir.
Çok Çalışmak Öğrenmenin Önündeki Bir Engel Mi? | Barış Sarısoy
Geçenlerde bir arkadaşımla cuma namazında buluşup sonrasında iki lafın belini kırmak üzere sözleştik. Mesai arasında, çalıştığım daireden alelacele çıkıp buluşacağımız caminin çay ocağına erkenden vardım. Bahçedeki ulu bir çınarın gölgesine sığınıp arkadaşımı beklerken, yaşları kırk ile seksen arasında değişen kalabalığın da namaz vaktini gözlediğini fark ettim. Önüme gelen sıcak çaydan bir yudum alırken, istemeden de olsa yan masadaki sohbetlere kulak misafiri oldum. Herkes, yukarıda saydığım cinsten dertlerle meşguldü. Toplumun her kesiminin tembelliğinden, iş bilmezliğinden yakınıyorlardı:
“Köylü bile tembel arkadaş! Ekmeği, domatesi, hatta yumurtayı bile zincir marketlerden alıyorlar. Tarlalar boş kaldı, samanı bile dışarıdan satın alıyoruz.”
“Memur zaten akşama kadar masada oturup borsa takip ediyor, internette geziyor.”
“İşçide iş ahlakı kalmamış; sanayide düzenli iş yapan esnaf bulamazsın, üstelik hepsi ateş pahası.”
“Öğrenci dersen zaten derse uğramıyor…”
Çok Çalışmak ve Başarılı Olmak Arasındaki İlişki | Yeni İş Fikirleri
Bir süre sonra arkadaşım çıkageldi. Selam kelamdan sonra çaylarımızı tazelerken içimdeki merakı tutamayıp sordum:
— Burası hep böyle kalabalık mıdır? Bu insanların yapacak bir işi gücü yok mu?
— Evet, dedi arkadaşım, burası hep böyledir. Kırk yaşın üzerindekilerin çoğu bir şekilde emekli olmuş. Akşama kadar bu çınarın altında oturup dedikodu yapar, hükümet kurar, hükümet yıkarlar.
— Doğru ya, dedim. Yan gelip yatıp erkenden emekli olmak; eylemle değil, sadece söylemle gün tüketmek… Ne monoton, ne acı bir hayat! İşkembeden sallayıp duruyorlar. Halleri gerçekten üzücü.
— Herkes senin gibi çalışkan değil ki, diye tebessüm etti arkadaşım. Sahi, sen ne zaman emekli olacaksın?
— Devletim beni yaş haddinden emekli edene kadar bu ülkeye hizmet edeceğim. Bu insanlar, çalışmanın da bir nevi ibadet olduğunun farkında değiller galiba. Kuru lafla, ortada hiçbir icraat yokken kimi kandırıyorlar? İnsan önce kendi söylediğine kendisi inanmalı.
— Ne yapsınlar yani, bu yaştan sonra iş mi var onlara?
— Olmaz olur mu? “Temizlik imandandır,” düsturunu hepimiz biliriz değil mi? Şu bahçenin haline bir baksana; sigara izmaritleri, yapraklar, plastik poşetler uçuşuyor. Bir Allah’ın kulu da çıkıp ne kendisi temizliyor ne de buranın temizlenmesine ön ayak oluyor.
Şantiye betonları işçileri yutuyor
Namazın farzı biter bitmez, adeta o laf kalabalığından kaçarcasına, bütün hızımla daireme doğru koştum. Sözü çok, özü yok insanlardan uzaklaşmanın, insanı hakikate daha çok yaklaştıracağına inanarak… Sonumun öyle olmaması için masama, işime dört elle sarıldım. Çünkü biliyorum ki çalışmak en güzel ibadettir. Ben söyleme değil, eyleme bakarım. Aynı durağanlığa teslim olmamak için söylemi bir kenara bırakıp eyleme geçtim ve işimi her günden daha çok severek yapmaya başladım.

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir