Haftanın Kitapları-VIII
Saygıdeğer Arkadaşlar! Biyografiden öyküye, araştırmadan romana, anıdan şiire bu hafta da pek çok kitap okurla buluştu. İşte yeni çıkan kitaplar arasından sizin için seçtiklerimiz…
FELSEFE, DİN VE SANATTA ÇİRKİN
(Hasan Ocak)
Prof. Dr. Hasan Ocak’ın Çınaraltı Yayınları’ndan çıkan bu çalışmasında ele alınan “çirkin”; ilk bakışta “güzel”in karşıtı olan bir kavram gibi görünse de felsefe, din ve sanat perspektiflerinden incelendiğinde son derece karmaşık, çok katmanlı ve dönüştürücü bir anlam alanına sahip kavram olduğu görülecektir. Çirkin, yalnızca estetik bir yargı değil; aynı zamanda insanın varlıkla, hakikatle, kutsalla ve kendisiyle kurduğu ilişkinin bir yansımasıdır. Bu bağlamda çirkin; dışlanan, bastırılan ya da yok sayılan bir unsur olmaktan ziyade, düşüncenin ve yaratımın merkezinde yer alan kurucu bir kavram olarak değerlendirilmelidir. “Güzel” ve “çirkin” arasındaki diyalektik ilişki de yalnızca estetik bir mesele değil; aynı zamanda varoluşsal bir sorundur. Bu nedenle “çirkin”, dışlanması gereken bir “öteki” değil; anlaşılması gereken bir “öteki ben”dir. Onu anlamak, aslında kendimizi anlamanın bir başka yoludur.

1927 YAZI-AMERİKA
(Bill Bryson)
1927 yazında Charles Lindbergh Atlantik’i tek başına geçti, Babe Ruth aynı sezon 60 home run yaparak uzun yıllar kırılamayacak bir rekora imza attı. Hollywood’da The Jazz Singer, sesli filmleri geniş kitleler için gerçeğe dönüştürerek sinema tarihinde yeni bir çağın kapısını açtı. Henry Ford, otomotiv dünyasını değiştiren Model T’nin üretimini durdurmuş, yerine Model A’yı yetiştirmeye çalışıyordu. Aynı yaz dört önemli uluslararası bankacının aldığı kararlar ise farkında olmadan 1929’daki borsa çöküşüne ve ardından gelecek Büyük Buhran’a giden ekonomik zeminin hazırlanmasına katkıda bulunuyordu. Lindbergh’den Al Capone’a, Sacco ve Vanzetti’den Babe Ruth’a… Bill Bryson, olağanüstü yoğunluktaki 1927 yazını ve modern Amerika’nın şekillendiği dönemi çarpıcı bir tarih anlatısına dönüştürüyor. Kitap, tarih kitaplarında genellikle birbirinden ayrı anlatılan olayları aynı dönemin parçaları olarak bir araya getiriyor. Diplomat Kitap’tan çıkan 1927 Yazı-Amerika yalnızca bir tarih anlatısı değil; medyanın, teknolojinin, sporun, siyasetin, ekonominin ve popüler kültürün bugünkü biçimlerine nasıl ulaşmaya başladığının da hikâyesi.

GULYABANİ
(Hüseyin Rahmi Gürpınar)
“Âlemin aklını mezata çıkarmışlar da yine herkes kendininkini beğenip almış…” Gulyabani, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın korku ile toplumsal eleştiriyi ustalıkla buluşturduğu en önemli romanlarından biridir. İlk kez 1912 yılında yayımlanan eser, halk arasında yaygın olan batıl inançları ve hurafeleri sorgulayan güçlü bir anlatı sunar. Issız bir konakta yaşandığı söylenen esrarengiz olaylar etrafında gelişen hikâye; okuru korku ile mizah, gerilim ile gerçek arasında sürükleyici bir yolculuğa çıkarır. Doğaüstü gibi görünen olayların ardındaki insan zaaflarını, çıkar ilişkilerini ve cehaleti gözler önüne seren yazar; aklın ve sorgulamanın önemini etkileyici bir kurguyla işler. Dokuz Yayınları’ndan çıkan ve mizah ile gerilimi aynı potada eriten Gulyabani, yalnızca bir korku romanı değil; aynı zamanda dönemin toplumsal yapısını hicveden, Türk edebiyatının en özgün ve zamana meydan okuyan klasiklerinden biridir.

BREZİLYA ULUSAL SİNEMASI
(Lisa Shaw-Stephanie Dennison)
VakıfBank Kültür Yayınları’nın Sanat Kitaplığı, Ulusal Sinemalar serisinin yeni halkası “Brezilya Ulusal Sineması” okurlarla buluştu. Lisa Shaw ve Stephanie Dennison’un kaleme aldığı eser; Brezilya sinemasının tarihini, geçirdiği dönüşümleri ve kültürel dinamiklerini kapsamlı bir bakışla ele alarak bu alanda önemli bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor. Brezilya sinema tarihine arşivlik bir katkı sunan kitap, bugüne dek çoğu zaman göz ardı edilen popüler film türlerini hak ettikleri konuma taşırken, 1960’lı yıllarda uluslararası alanda büyük yankı uyandıran avangart Cinema Novo akımını da güncel bir bakış açısıyla değerlendiriyor. Shaw ve Dennison, özellikle etnik köken ve ırk ekseninde son yıllarda gelişen yıldız kuramlarını hem dünyaca tanınan Brezilyalı oyuncular hem de daha az bilinen yerel sinema ikonları üzerinden inceliyor. Böylece eser, yalnızca ülke sinemasının estetik ve tarihsel gelişimini değil, ulusal kimlik, kültürel temsil ve toplumsal dönüşümle kurduğu çok katmanlı ilişkiyi de görünür kılıyor.

İSLAM ÖNCESİ DÖNEM TÜRK YEMEK SOSYOLOJİSİ
(Hayati Beşirli)
Türk tarihi, arkeolojik bulgular ışığında yaklaşık 5000 yıllık köklü bir geçmişe sahip. Bu uzun tarihsel süreç, Avrasya ve Asya’nın farklı bölgelerinde gerçekleşen kültürel, ekonomik ve toplumsal etkileşimlerle şekillenmiş. Türk kültürünü anlamanın en temel yollarından biri ise yemek ve mutfak kültürünü incelemek. Hayati Beşirli, Phoneix Kitap’tan çıkan bu çalışmda, yemeği yalnızca biyolojik bir gereksinim olarak değil; kimliğin, toplumsal katmanlaşmanın ve kültürel mirasın önemli bir unsuru olarak ele alıyor. Eserde Türk yemek sosyolojisi incelenirken antropoloji, tarih, ekonomi ve tarım bilimlerinden yararlanılmış; yemek kültürünün çok yönlü yapısı disiplinler arası bir yaklaşımla değerlendiriliyor. Çalışmada, İslam öncesi dönem Türk yemek ve mutfak kültürü; beslenme alışkanlıkları, üretim ve tüketim biçimleri, kullanılan gıda ürünleri, pişirme teknikleri, bunların toplumsal yaşamla ilişkisi çerçevesinde kapsamlı bir şekilde ele alınıyor…
BU YAZI HABERTÜRK GAZETESİNİN SANAT SAYFASINDAN ALINMIŞ OLUP TARIK TORUN TARAFINDAN DÜZENLENMİŞTİR.
