Uçmak Prangalardan Azade mi?
Yine bir yolculuk kapalı kapılar ardında,
Gündelik nevale gibi ruh atımları sırada.
Bilinmezlik kavgası en üst basamakta,
Tükenmek bir tarafa, tüketenler hiç bitmez;
Raflarda en üstte, en önde, hep gözde…
Ne çare boykot dizginleri?
İçsel dürtüler had safhada, albeni albeni…
Elimiz ayağımız bağlanmış pranga,
Dilimizde, gözümüzde sahte bir seyrangâh.
Yine uçtuk bulutların üzerine çıkarak;
Küçüldü her şey; küçüldü değerler, nesneler.
Bir başımıza, yine baş başa…
Kim demiş nesli tükendi ankutların?
Yine yeniden sahnede, at oynatmakta.
Bilinçsiz bir kifayet keyif sürerken,
Nerede hak, nerede adalet?
Sığınmış dört duvara;
“Bilmiyorum, görmedim, duymadım, bana ne!”
Ateş gülücükleri yanaklarda pür telaş,
Yolculuk nevalesiz, katıksız ve beyhude…
Bir umut doğar mı doğudan siyah bayrakla?
Merhamet, adalet ve istençle uçuyoruz.
Uçmak prangalardan azade mi yoksa?
Aşağıda kimse kalmasın…
Saat 8.40, İstanbul uçağı;
Ve her baharda mutlaka açar bir nergis,
İçindeki kin süslenip büyüse de…
Tekerlek yere değer, biter bu dilsiz sefer,
Süslü kinler bavulda, içimizde bir mahşer.
Söyle şimdi ey yolcu, kim galip kim derbeder?
Uçmak mı prangalardan azade,
Yoksa o nergis mi gömüldüğü yerde?
