Ayakkabı
Hafta sonu geliyordu. Yurtta, yarın sabah erkenden kalkıp okula gitmek olmayacak, daha fazla uyuma imkânım olacak diye sevinip kendi kendime hafta sonu için planlar kuruyordum. Bir üniversite öğrencisinin kendince yapacağı plan ne olabilir ki? Ya ders çalışmaya ilişkindir ya hafta sonu çarşı pazar gezip dinlenmek, eğlenmek, eğer varsa parası alışveriş yapmak vs…
Bu düşünceler içinde yurttaki kantinde dolaşırken fakülteden sınıf arkadaşım İlhami’ye rastladım. Kısa bir hal hatır sorduktan sonra:
— Yarın kimseye söz verme, seninle şöyle şehrin altını üstüne getirelim, nasıl olsa okul yok, dedi.
— Hayırdır arkadaş, o kadar çok şehri gezmenin sebebi ne?
— Çoktandır ihtiyacım olan bir ayakkabı alacağım. Biliyorsunuz, mezuniyet töreni yaklaşıyor.
— Bunun için şehri altüst etmeye ne gerek var?
— Bu ayakkabı çok farklı, yarın gezince görürsün. Gelecek misin, sen onu bana söyle.
— Yarın ola gün ola, inşallah.
— Tamam, o zaman, sabahleyin kahvaltıyı da şehirde güzel bir kafe biliyorum, orada yaparız. Saat onda çıkalım, sence uygun mu?

İlhami’nin dediği kafede güzel bir kahvaltı yaptık. Önce şehirde bulunan alışveriş merkezlerinden (AVM) birisinin uluslararası markalarının da satıldığı bir mağazaya girdik. Fiyatı bizim öğrenci hayal dünyamızın çok uzağında olduğundan, ayrıca arkadaşım da ayakkabıları pek beğenmediğinden bir şey almadan çıktık.
Bir oraya bir buraya derken şehirde bulunan yedi tane AVM’nin ayakkabı satan mağazalarını gezdik ama aradığımızı bulamadık. Gerçi İlhami’nin ne aradığı da net değildi ama biraz merak biraz da ayıp olmasın kabilinden ben de onun yanında gölge misali dolanıyordum.
— Yok, arkadaş, bu ayakkabıyı bu şehirde bulamayacağım. Böyle şehir olur mu? Şaşırıp kaldım, ben şimdi ne yapacağım? Mezuniyet törenine şurada ne kaldı?
— Arkadaş, sen neyi arıyorsun? Onlarca mağaza gezdik, yüzlerce ayakkabıya baktık, daha ne olsun? Şehrin ve mağazanın ne suçu var?
— Aradığım ekonomik olsun, hem spora hem resmiyete gitsin, kaliteli olsun, tabii ki de modeli de güzel olsun.
— Yani diyorsun ki eskilerin tabiriyle hem şoför mahalli olsun hem de beş kuruş olsun. Ama önce sen kafanda netleştir modelini vs.
— Arkadaş, kafamda ne varmış? Galiba sen yoruldun gezmekten de bana bahane buluyorsun. Şehirde başka mağaza mı kaldı?
— Ben yorulmadım ama senin kararsızlığına hayret ettim. Ayrıca şehirde başka mağazalar da var.
— Nerede varmış?
— Ayakkabıcılar arastasında var. Gerçi sen AVM kültürünü seversin ama orada da her türlü ayakkabı var, hem de ekonomik.
— Peki, o zaman, haydi gidelim.

Ayakkabıcılar arastasında da gezmedik mağaza kalmadı. Köşe bucak onlarca mağaza, yüzlerce ayakkabı; yok Allah yok!
— Bunun burnu çok sivri.
— Bunun tabanı hafif, çok kaygan olur.
— Bunun rengi hoş değil.
— Bunun bağcığı kısa.
— Bunun derisi kalitesiz.
— Bunun dikişleri sırıtıyor.
— Bunun duruşu, tipi bana göre değil.
— Bunun, bunun, bunun vs…
Mağaza mağaza geze geze günü neredeyse tüketmek üzereydik. Hâlâ İlhami’nin gözü ayakkabı vitrinlerinde ve ayakkabı topuklarındaydı. Gezmekten ayağımızdaki mevcut ayakkabıdan neredeyse oluyorduk. Ayrıca ayaklarımıza karasular iniyordu, yürümekten mecalimiz kalmadı. En sonunda canım burnuma gelir gibi oldu, dayanamadım artık:
— İlhami kardeş, bu ayakkabıyı hayalî olarak beyninde sen mi oluşturdun? Dünyada olmayan ama senin beyninde olan bir şey mi bu? Her ayakkabıdan bir özellik alıp, her gördüğün ayakkabının bir yanını kopyalayıp beyinde de kendince birleştirip oluşturduğun bir hayalî ayakkabı mı?

— Nereden bildin? Aslına bakarsan günlerce düşünüp böyle oluşturdum, evet. Güzel değil mi?
— Güzel değil! Benim suçum ne? Olmayan hayalin peşinde yürüterek benim de ayaklarıma karasu indirdin. Sana bir şey söyleyeyim mi?
— Söyle, kızdınsa kızdın, ne yapayım, ben böyleyim arkadaş.
— Evet, sen böyle olduğun sürece mutlu olamazsın. Hayat sadece hayalle değil, gerçekle yürüyor. Kafada oluşturduğun böyle toplama, kırıntılı hayalle her şeye yaklaşırsan ne arkadaşın olur ne de mutlu olursun. O hayalin peşinde hayatını heba eder, boşa yürür durursun arkadaş.
— Şimdi sen benim arkadaşım değil misin?
— Arkadaşımsın elbette ama bir daha beni seninle hiçbir kuvvet alışverişe veya bir şey almaya, hele de ayakkabı almaya götüremez. Önce kafandaki hayalî ayakkabı modelini gerçek hayatta bul, ondan sonra benim yanıma gel, olmaz mı arkadaş?


