Bir Arşivin İzinde Mithat Paşa’dan Bugüne Niş (Sırbistan) Sancağı
Bir şehrin mazisini tanımak için bazen en meşhur meydanından ayrılmak gerekir. Turist kalabalığının takip ettiği güzergâhın biraz dışına çıkmak, eski bir binanın önünde durmak, bir pencereye dikkatle bakmak yahut yıllardır kimsenin el sürmediği bir vesikanın peşine düşmek…
Çünkü şehirlerin görünen yüzleri kadar sakladıkları da vardır.
Niş’te beni böyle bir yer karşıladı: Niş Tarihî Arşivi – Istorijski arhiv Niš.
Niş Kalesi’nin kuzeybatı tarafında, ağaçların arasında uzanan tarihî binanın önünden ilk bakışta farkına varmadan geçmek mümkün. Gösterişli bir saray cephesi yok. İnsanı uzaktan kendisine çağıran âbidelerden biri de değil. Fakat biraz yaklaştığınızda binanın pencereleri başka bir şey söylemeye başlıyor. Eski fotoğraflar, simalar, isimler ve Niş’in muhtelif devirlerinden sahneler…
Sanki arşiv, raflarında muhafaza ettiği mazinin küçük bir kısmını dışarıya taşımış.
Zaten bu fikrin adı da pek güzel seçilmiş:
“Prozori Istorijskog arhiva govore.”
Yani, “Tarih Arşivinin Pencereleri Konuşuyor.”
Ve Niş’te gerçekten konuşuyorlar.
Niş’in Mazisini Muhafaza Eden Bir Bina
Niş Tarihî Arşivi’nin kuruluşu 24 Nisan 1948’e uzanıyor. Dönemin Sırbistan Halk Cumhuriyeti Eğitim Bakanlığının kararıyla bir arşiv merkezi olarak teşkil edilen kurum, zaman içerisinde Niş ve civarının en mühim tarih hazinelerinden biri hâline gelmiş.
Bugün burada 800’ü aşkın fon ve koleksiyon ile yaklaşık 4.000 metre uzunluğunda arşiv malzemesi muhafaza ediliyor.
Bu rakamı zihinde canlandırmak dahi güç.
Binlerce dosya, defter, resmî kayıt, fotoğraf, afiş, şahsî evrak ve muhtelif vesika… Kamu idaresinden mahkemelere, maariften bankacılığa, siyasî ve içtimaî teşekküllerden dinî müesseselere, spor kuruluşlarından aile ve şahıs arşivlerine kadar şehrin hayatına temas eden hemen her sahadan izler burada bir araya geliyor.
Arşivin en eski malzemesinin 1737 tarihli olması ise insanın önüne bir anda yaklaşık üç asırlık bir tarih cetveli seriyor.
Osmanlı idaresindeki Niş…
XIX. asrın büyük dönüşümleri…
Sırp idaresine geçiş…
Balkan Savaşları…
- Dünya Harbi…
Yugoslavya…
- Dünya Harbi…
Ve bugünün Sırbistan’ına uzanan uzun, kimi yerde kesintili, kimi yerde birbirine eklenen bir serencam.
Bu sebeple Niş Tarihî Arşivi’ni mahallî bir şehir arşivi olarak görmek eksik kalır. Niş, asırlar boyunca imparatorlukların, orduların, ticaret yollarının ve farklı cemaatlerin kesiştiği bir Balkan şehriydi. Burada muhafaza edilen her vesika, şartlara göre Niş’in hudutlarını aşarak Balkan tarihinin daha geniş meselelerine temas edebilir.
Üstelik arşivin binası da muhafaza ettiği maziden ayrı değil.
Niş Kalesi’nin kuzeybatı kısmında bulunan ve XIX. yüzyılın sonlarından kalan yapı, iki dünya savaşı arasında kışla olarak kullanılmış. Askerî birliklerin kaleden ayrılmasının ardından 1949 yılında arşive tahsis edilmiş, 1975 yılında ise kültür varlığı olarak devlet korumasına alınmış.
Bir vakit askerlerin girip çıktığı odalarda bugün vesikaların muhafaza ediliyor olması bana ayrıca manidar geliyor.
Mekân aynı; fakat vazifesi değişmiş.
Evvelce asker barındıran duvarlar şimdi şehrin hatıralarını saklıyor.

Raflardan Pencerelere Çıkan Tarih
Arşivin en hoş taraflarından biri, tarih bilgisini binanın içinde hapsetmemesi.
Binanın pencereleri küçük bir açık hava sergisine dönüştürülmüş. Niş tarihine ait şahsiyetler, hadiseler ve muhtelif tarihî unsurlar bu pencereler vasıtasıyla ziyaretçiyle buluşuyor.
Fakat iş bununla da kalmıyor.
Bu sergiyi tamamlamak üzere geliştirilen “Prozori Istorijskog Arhiva Govore” uygulaması, arşivin fizikî mekânıyla dijital dünyayı bir araya getiriyor.
Uygulamada pencerelerde yer alan 18 farklı tarihî unsur hakkında daha geniş bilgi edinmek, açıklamaları okumak ve ilave görsellere ulaşmak mümkün. Sırpça, İngilizce ve Rusça dil seçeneklerinin bulunması, Niş’e dışarıdan gelenler için de sergiyi erişilebilir kılıyor.
Arşiv binasının önündeki QR kod aracılığıyla uygulamaya ulaşılabiliyor; mobil uygulama mağazalarında da “Prozori Istorijskog Arhiva” adıyla bulunabiliyor.
Bence projenin asıl güzelliği teknolojik olmasından ziyade, arşiv fikrine getirdiği küçük fakat zarif yorumda saklı.
Arşiv denildiğinde zihnimizde çoğu zaman kapalı depolar, kataloglar, tasnif numaraları, kutular ve araştırmacı masaları belirir. Burada ise vesika kendi mekânından dışarı çıkıyor; şehrin gündelik hayatına karışıyor.
İnsan bir pencerenin önünde duruyor, telefonunu çıkarıyor ve bir anda yüz elli sene evvel o şehirde yaşamış bir devlet adamının, yapılmış bir binanın yahut yaşanmış bir hadisenin hikâyesine dâhil oluyor.
Niş’te benim karşıma çıkan isimlerden biri de Mithat Paşa oldu.
Bir Pencereden XIX. Asra: Mithat Paşa’nın Niş’i
Osmanlı XIX. asrını çalışan yahut bu devre biraz merak duyan biri için Mithat Paşa sıradan bir isim değildir.
Ahmed Şefik Mithat Paşa, Osmanlı’nın son asrındaki ıslahat arayışlarının, merkez ile taşra arasındaki yeni idare anlayışının ve nihayet meşrutiyet fikrinin en dikkat çekici simalarından biri.
Fakat onu çoğu zaman İstanbul’daki büyük siyasî hadiseler içinde hatırlarız.
Sadrazamlığı…
Kanun-ı Esasi…
- Meşrutiyet…
- Abdülhamid ile ihtilafı…
Sürgün ve Taif…
Oysa Mithat Paşa’nın devlet adamlığını anlamak için İstanbul’dan biraz uzaklaşıp Balkanlara, bilhassa Niş’e bakmak gerekiyor.
Arşiv uygulamasında görev süresi 1860–1864 olarak verilmekle beraber tarihî kaynaklarda Niş valiliği esas itibarıyla 1861–1864 yılları arasında gösteriliyor. Kısa sayılabilecek bu müddet, Mithat Paşa’nın sonraki idarî hayatında tatbik edeceği pek çok düşüncenin tecrübe edildiği mühim bir devre oldu.
Niş o sırada farklı dinî ve etnik toplulukların bir arada yaşadığı, siyasî bakımdan hassas bir Osmanlı Balkan şehriydi.
Mithat Paşa’nın burada yaptığı ilk işlerden biri askerî hayatın yeniden tanzim edilmesiydi. Kışlalar yaptırdı; askerlerin şehir merkezinden çıkarılmasını sağladı. Böylece askerlerle Hristiyan ahali arasında yaşanan gündelik ihtilafların azaltılması hedeflendi.
Bu, küçük görünen fakat devrin şartları düşünüldüğünde ehemmiyetli bir idarî tercihti.
Mithat Paşa’nın Niş’i idare ederken gösterdiği tavırda, devlet otoritesini tesis etmek kadar farklı cemaatler arasındaki münasebetleri mümkün mertebe sükûnet içinde yürütme gayreti de görülüyor.

Yol Açmak, Şehri Değiştirmek
Mithat Paşa’nın Niş’teki faaliyetlerinin mühim bir kısmını imar teşkil ediyordu.
Yolların tanzim ve ıslahına girişildi. Arşivin Mithat Paşa’ya ayırdığı bölümde verilen bilgiye göre, yolların düzenlenmesinin ardından şehirdeki mal nakliyatı altı kata kadar arttı.
Bu rakam, bir yolun XIX. asır şehir hayatında ne ifade ettiğini göstermesi bakımından kıymetli.
Yol, taş ve topraktan ibaret değildi.
Malın pazara ulaşmasıydı.
Köylünün mahsulünü satabilmesiydi.
İnsanların şehirler arasında daha kolay gidip gelmesiydi.
Haberin, ticaretin ve devletin taşraya ulaşmasıydı.
Mithat Paşa bununla iktifa etmedi; yük ve yolcu taşımacılığı için bir nakliye şirketinin kurulmasını sağladı. Böylece imar faaliyeti iktisadî hayata bağlanmış oldu.
Onun Niş idaresine bakıldığında dikkat çeken hususlardan biri tam da budur: Yapılan işler birbirinden kopuk görünmez. Yol ticarete, ticaret maliyeye, maliye kamu hizmetlerine, kamu hizmetleri de şehir hayatının yeniden tanzimine bağlanır.
Menafi Sandığı ve Bir Müessesenin Değişen Talihi
Mithat Paşa’nın Niş’teki en mühim teşebbüslerinden biri Menafi Sandığı idi.
Mahallî mali imkânların bir araya getirilmesi ve üreticinin desteklenmesi fikri etrafında şekillenen bu teşkilatlanma, ilerleyen yıllarda Osmanlı memleket sandıkları tecrübesinin gelişmesinde de mühim bir yer tutacaktı.
Niş’te bu kaynaklardan kamu işlerinde faydalanıldığı gibi Ortodoks Katedrali’nin inşasına da katkı sağlandı. Mithat Paşa’nın katedralin yapımıyla bizzat ilgilendiği ve şahsen bağışta bulunduğu da arşiv uygulamasında zikrediliyor.
Bu ayrıntı, devrin Niş’ini anlamak bakımından kayda değer.
Çünkü karşımızda Müslüman bir Osmanlı valisinin, idaresindeki Hristiyan ahalinin ibadethanesinin inşasına destek verdiği bir tablo var. Tanzimat sonrası Osmanlı idaresinin tebaa anlayışındaki değişimin taşrada aldığı şekli görmek bakımından küçük fakat manalı bir misal.
Daha ilginç olan ise bu müessesenin Niş’in 1878’de Osmanlı hâkimiyetinden çıkmasından sonraki serencamı.
Sırp idaresi sandığı ortadan kaldırmak yerine devraldı ve kendi ihtiyaçları doğrultusunda yeniden tanzim etti. Arşivdeki bilgilere göre bu mali imkânlar daha sonra su tesisatı, lise ve tarım istasyonu gibi yatırımlarda kullanıldı.
Devlet değişmişti.
Bayrak değişmişti.
İdarenin dili ve siyasî merkezi değişmişti.
Fakat bir önceki devrin meydana getirdiği müessese, başka bir idarenin elinde yeni bir şekil alarak yaşamaya devam etmişti.
Balkan tarihini ilginç kılan teferruatlardan biri de belki budur. Siyasî tarihin çizdiği sert hudutların altında gündelik hayatın ve müesseselerin devam eden başka bir hikâyesi vardır.

Hastane ve Niş Islahhanesi
Mithat Paşa’nın Niş’teki faaliyetleri sıhhiye sahasına da uzandı.
Çele Kula (Ćele Kula) civarında devrinin şartlarına göre oldukça iyi sıhhî imkânlara sahip bir hastane yaptırdı. Arşivdeki bilgiye göre bu hastane daha sonra bugünkü askerî hastanenin nüvesini teşkil etti.
Fakat Niş’teki sosyal ıslahatın en dikkate değer örneklerinden biri Islahhane oldu.
1863 yılında kurulan Niş Islahhanesi, din farkı gözetmeksizin yetim ve himayeye muhtaç çocuklara hizmet etmek üzere teşkil edilmişti. Çocukların barınmasını sağlıyor, onlara eğitim veriyor, aynı zamanda bir meslek öğrenmelerine imkân tanıyordu. Müessese içerisinde sıhhî hizmetlerin de bulunması, teşebbüsün içtimaî mahiyetini daha da belirgin hâle getiriyordu.
Bir bakıma yetimhane, mektep, meslek eğitimi ve sosyal yardım aynı çatı altında toplanmıştı.
Niş’teki bu tecrübe daha sonra Osmanlı coğrafyasının başka şehirlerinde kurulacak ıslahhanelere de numune teşkil etti. Osmanlı matbuatında buranın imparatorluğun “ilk modern meslek okulu” mahiyetinde takdim edildiğine dair bilgiler de bulunuyor.
Mithat Paşa’nın Niş’teki idaresine bu cepheden bakıldığında, ıslahat kelimesinin bürokratik bir düzenlemeden daha geniş bir mana taşıdığı görülüyor.
Mesele devlet dairelerinin nasıl işleyeceğinden ibaret değildi.
Sokağın, mektebin, hastanenin, çocuğun, tüccarın, köylünün ve farklı inançlara mensup ahalinin de bu yeni idare tasavvurunda bir yeri vardı.
Arşivdeki Mithat Paşa ile Tarihteki Mithat Paşa Arasında
Niş Tarihî Arşivi’nde Mithat Paşa hakkında verilen bilgileri okurken dikkatimi çeken hususlardan biri, bugünkü Sırp tarih anlatısının kullandığı ifadeler oldu.
Arşiv uygulaması Mithat Paşa’nın Müslüman ve Hristiyan ahali arasındaki münasebetleri yatıştırmak için yoğun bir gayret gösterdiğini ifade ediyor. Ortodoks Katedrali’ne verdiği destek de bu çerçevede anlatılıyor.
Buna karşılık Çele Kula, uygulamada doğrudan “Osmanlı terörünün sembolü” şeklinde tarif edilmiş. Mithat Paşa’nın bu yapıyı ortadan kaldırmayı düşündüğü, ancak Müslüman ahalinin kuvvetli muhalefeti sebebiyle bunu gerçekleştiremediği aktarılıyor.
Tam da burada arşiv başka bir şey anlatmaya başlıyor.
Artık XIX. asırdaki Niş’i değil, XXI. asrın Sırbistan’ının XIX. asra nasıl baktığını da okuyorsunuz.
Tarihçilik bakımından bu ayrım mühimdir.
Çünkü bir arşivde karşımıza çıkan bilgi kadar o bilginin hangi kelimelerle takdim edildiği de dikkate değerdir. “İsyan”, “kurtuluş”, “işgal”, “fetih”, “terör”, “ıslahat” gibi kelimeler çoğu vakit çıplak birer tarih terimi değildir; onları kullanan cemiyetin geçmişle kurduğu münasebetten de izler taşır.
Bu sebeple Niş’teki uygulamada Mithat Paşa’nın anlatısını okumak benim için iki ayrı metni aynı anda okumak gibiydi.
Biri XIX. asrın Osmanlı Niş’i.
Diğeri o Niş’i bugün hatırlayan Sırbistan.
Arşiv, bu ikisinin arasındaki mesafeyi fark etmeye imkân veriyor.

Niş’ten Tuna Vilayeti ’ne, Oradan Meşrutiyet’e
Mithat Paşa’nın Niş yıllarını sonraki siyasî hayatından ayrı düşünmek mümkün değil.
Niş’te kazandığı idarî tecrübe, 1864 yılında teşkil edilen Tuna Vilayeti idaresinde daha geniş ölçekte tatbik edeceği uygulamalara zemin hazırladı. Mahallî idareden yol ve ulaşıma, ziraatten maarife, maliyeden sosyal yardıma kadar farklı sahalarda Niş’te tecrübe ettiği usullerin bir kısmını daha geniş bir coğrafyaya taşıdı.
Yıllar sonra iki defa sadrazamlık makamına gelen Mithat Paşa, Osmanlı siyasî tarihindeki asıl şöhretini 1876 Kanun-ı Esasi ve I. Meşrutiyet sürecinin önde gelen simalarından biri olarak kazandı.
Fakat Niş’te onun hakkında okudukça, Kanun-ı Esasi’nin Mithat Paşa’sından evvel başka bir Mithat Paşa beliriyor:
Yol yaptıran bir vali.
Islahhane açan bir idareci.
Sandık kuran bir reformcu.
Hastane yaptıran, kışlaları şehir dışına taşıyan, farklı dinlere mensup ahalinin münasebetlerini tanzim etmeye çalışan bir taşra yöneticisi.
Belki de onun sonraki siyasî fikirlerini anlamak için önce bu Mithat Paşa’ya bakmak gerekiyor.
Hayatının sonu ise Osmanlı siyasî tarihinin en hazin sahifelerinden biri oldu. II. Abdülhamid devrinde sürgüne gönderilen Mithat Paşa, Taif’te hapsedildi ve 1884 yılında burada hayatını kaybetti.
Bir Şehri Pencerelerinden Okumak
Niş Tarihî Arşivi’nden ayrılırken zihnimde kalan şey, tek başına Mithat Paşa değildi.
Arşivin kendisiydi.
Üç asra yaklaşan vesika hazinesi, eski kışla binası, pencerelerdeki simalar, farklı devletlerin birbirinden devraldığı müesseseler ve bütün bunların üzerine bugünün dijital dünyasından açılmış küçük bir pencere…
Prozori Istorijskog Arhiva Govore…
İsmi başta hoş bir kelime oyunu gibi geliyor.
Fakat binanın önünde biraz vakit geçirince ne demek istediği daha iyi anlaşılıyor.
Pencereler gerçekten konuşuyor.
Birinde Osmanlı Niş’i beliriyor, diğerinde Sırp tarihi. Birinde bir devlet adamının portresi, ötekinde şehrin başka bir devrine ait hatıra. Telefonunuzdaki uygulamayı açtığınızda ise pencerenin arkasındaki hikâye biraz daha genişliyor.
Niş’e yolu düşenlerin Niş Kalesi içerisinde bulunan Tarihî Arşiv’e uğramalarını, binanın pencerelerindeki sergiyi incelemelerini ve daha fazla bilgi edinmek için “Prozori Istorijskog arhiva” uygulamasını indirmelerini bilhassa tavsiye ederim. Uygulama, pencerelerde görülen tarihî şahsiyet ve hadiselerin hikâyelerini ilave bilgi ve görsellerle takip etmeye imkân veriyor.
Bir tarih araştırmacısı için arşivin cazibesi malumdur. Fakat bu defa beni etkileyen, vesikaların bulunduğu raflardan ziyade onların dışarıya açılan yüzü oldu.
Çünkü Niş’te geçmiş, kapalı bir arşiv kutusunun içinde beklemiyor.
Kalenin içinde, XIX. asırdan kalma bir binanın penceresinden bugüne bakıyor.
Önünden geçenlerin bir kısmı fark etmeden yoluna devam ediyor. Bir kısmı duruyor. Bir kısmı telefonunu çıkarıp o pencerenin ardındaki hikâyeyi okumaya başlıyor.
Belki şehirleri birbirinden ayıran şey de budur.
Bazıları mazisini abidelerine yazar.
Bazıları meydanlarına.
Niş ise bir parçasını arşivinin pencerelerine bırakmış.


