İslam Dünyasında Ayrışmaların Siyasi Kaynakları Üzerine Bir Değerlendirme

0
İslam

Hz. Muhammed’in Mekke’de vahye muhatap olmasıyla başlayan ve Medine’de vefatıyla birlikte tamamlanan İslam tecrübesi, yalnızca bir inanç öğretisi olarak kalmamış; kısa süre içinde geniş bir medeniyet düzenine dönüşmüştür. Bu dönüşümle birlikte din ile devlet idaresi aynı tarih sahnesinde yer almış, bu durum İslam tarihine aynı zamanda bir iktidar tecrübesi kazandırmıştır.

Hz. Peygamber’in vefatının ardından Hz. Ebubekir’in halife seçilmesiyle birlikte İslam toplumunda ilk idare tartışmaları ortaya çıkmıştır. Bu tartışmalar, yeni oluşan devlet düzeninin nasıl yürütüleceği meselesiyle doğrudan bağlantılıydı. Hz. Ebubekir döneminde yaşanan bazı anlaşmazlıklara rağmen büyük çaplı iç çekişmeler görülmez. Sahte peygamber hareketleri ise farklı bir başlık olarak ele alınmalıdır.

Hz. Ebubekir herhangi bir kabile yahut dar bir bölgenin yöneticisi değildi. Arap yarımadasının büyük bölümünü içine alan bir devlet düzeninin başında bulunuyordu. Bu yönüyle halifelik, inanç rehberliği kadar güçlü bir idare makamı anlamına da geliyordu. Arap yarımadasında bu ölçekte bir devletin ilk defa ortaya çıktığı da hatırda tutulmalıdır.

Steampunk Tarzı Kuran İslami | Fotoğraf JPG bedava indir - Pikbest

Hz. Ebubekir’in vefatından sonra kurulan şura heyeti Hz. Ömer’i halife seçti. Hz. Ömer yalnızca büyük bir fıkıh bilgini değildi; aynı zamanda kudretli bir komutan ve güçlü bir devlet adamıydı. Onun devrinde İslam devleti genişlemiş, Bizans ve Sasani imparatorluklarının hâkimiyeti sona ermiştir.

Bu gelişmeler İslam tarihinin yönünü değiştiren sonuçlar doğurmuştur. İki büyük imparatorluğun tarih sahnesinden çekilmesi, yeni güç dengeleri ortaya çıkarmıştır. Hz. Ömer’in şehit edilmesinin arka planında da bu büyük dönüşümün izleri bulunduğu sıkça dile getirilir. Mecusi Ebu Lü’lü’nün gerçekleştirdiği suikast, bu tarihî gerilimler dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

İran ve çevresinde bugün görülen Şii nüfus yoğunluğu ile Sasani mirasının sona ermesi arasında tarih araştırmalarının üzerinde durduğu çeşitli bağlar vardır. Şiilerin Hz. Ömer’e yönelik olumsuz yaklaşımının kökeni de çoğu zaman bu tarih çizgisi içinde ele alınır.

Hz. Ömer’in şehadetinden sonra Hz. Osman halife seçilmiş, onun dönemi de gergin bir atmosfer içinde geçmiştir. Önceki halifenin öldürülmesiyle oluşan ortamda yönetimi yürütmeye çalışan Hz. Osman da benzer bir akıbete uğramıştır. Ardından halife seçilen Hz. Ali ise çok daha çetin hadiselerle karşılaşmış ve onun hayatı da şehadetle sona ermiştir.

Bu hadiseler İslam tarihinin ilk büyük kırılma noktalarını meydana getirir. Arka arkaya yaşanan suikastlar devlet düzeninin nasıl korunacağı sorusunu gündeme taşımıştır. Bu şartlar içinde Hz. Muaviye’nin halifeliğin babadan oğula geçmesi esasına dayanan bir düzen kurması, dönemin şartları dikkate alındığında anlaşılabilir bir tercih olarak görülür. Zira istişare yoluyla iş başına gelen üç halife de suikast sonucu hayatını kaybetmişti.

Kerbela hadisesi ise bu tarih akışında yeni bir döneme kapı aralamıştır. Hz. Hüseyin’in şehadeti İslam dünyasında uzun yıllar konuşulan ve hatırlanan bir olay hâline gelmiştir. Bu hadise, zaman içinde farklı yorumlarla anılmış ve Müslüman toplumlar arasında kalıcı bir kırılmanın sembolü olarak görülmüştür.

İslam dünyasında ayrışmayı büyüten ikinci önemli hadise ise Osmanlı ile Safevî devleti arasında yaşanan mücadeledir. Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki rekabet bu sürecin merkezinde yer alır.

Şehzade Selim Karadeniz’de sancak beyliği yaptığı dönemde Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden bazı beylerin ve derviş gruplarının İran tarafına yöneldiğini fark eder. Bu hareketin izini sürdüğünde Şah İsmail’in yeni bir devlet kurma çabası içinde olduğunu anlar. Safevî hareketi, Anadolu’daki bazı çevreleri kendi siyasi hedefi etrafında toplamaya çalışıyordu.

Osmanlı devleti açısından bu gelişme sıradan bir nüfus hareketi olarak görülemezdi. Zira devlet düzeninin kuruluşunda Anadolu erenlerinin büyük payı bulunuyordu. Osmanlı geleneğinde Şeyh Edebali’nin adı bu sebeple ayrı bir yer tutar. Böyle bir ortamda Anadolu’daki güç unsurlarının başka bir merkeze yönelmesi devlet düzeni bakımından önemli bir mesele hâline gelmiştir.

Selim’in babası II. Bayezid’e gönderdiği mektuplarda bu tehlikeyi anlatmaya çalıştığı bilinir. Ardından yaşanan gelişmeler Selim’i Osmanlı tahtına taşımış, Çaldıran Savaşı ile birlikte Safevî ilerleyişi durdurulmuştur.

İslami Duvar Kağıdı Duvar Kağıdı - PHONEKY'den Telefonunuza İndirin

Bu savaşın ardından Osmanlı devleti İslam dünyasında yeni bir güç merkezi hâline gelmiş, halifelik makamı İstanbul’a taşınmıştır. Böylece İslam dünyasının siyasi dengelerinde yeni bir dönem başlamıştır.

Zamanla bu tarihî olaylar farklı yorumlarla anlatılmış, bazı şahsiyetler hakkında kalıcı kanaatler oluşmuştur. Hz. Muaviye ve Yavuz Sultan Selim hakkında ortaya çıkan tartışmaların önemli bir bölümü bu tarih yorumlarından beslenir.

Buna karşılık İslam dünyasında yer alan Sünni ve Alevi gelenekleri incelendiğinde kök ve öz bakımından aynı inanç dairesinde bulundukları görülür. Alevilik, Ahmet Yesevî’den Hacı Bektaş Veli’ye uzanan tasavvuf yolunun Anadolu’daki uzantılarından biridir. Bu yönüyle Mevlevîlik, Nakşibendîlik veya Kadirîlik gibi tasavvuf yollarıyla aynı büyük geleneğin parçalarıdır.

Tarih boyunca Müslüman toplumlar arasında ortaya çıkan ayrışmalar çoğu zaman devlet idaresi etrafında gelişmiştir. İnanç esasları bakımından bakıldığında ise bu ayrımların keskin sınırlar oluşturmadığı görülür.

Bugün Türkiye’de Alevi ve Sünni vatandaşlar arasında inanç temeline dayanan bir çatışma bulunmaz. Görüş ayrılıkları çoğu zaman siyaset alanında şekillenmiştir. Bu nedenle dinin günlük siyasi çekişmelerin dışında tutulması büyük önem taşır.

İslam tarihi tarafsız bir bakışla ele alındığında Müslüman toplumları birbirinden ayıran unsurların sanılandan çok daha sınırlı olduğu görülür. Buna karşılık ortak değerler oldukça güçlü bir bağ oluşturur.

Sonuç olarak Sünni, Alevi, Bektaşi ve Şii gibi adlandırmalar tarih içinde oluşmuş yorum ve gelenek farklılıklarını ifade eder. İnanç esasları bakımından İslam ümmetini kesin çizgilerle ayıran bir yapıdan söz etmek güçtür.

Fotoğraf : Islami, namaz, siluet, düz, Cami, Stil, adam, din, kutsal,  Inanç, ask allah, Müslüman, İslâm, Arapça, Ramazan, Arap, ibadet, dua  etmek, kültür, el, insanlar, kişi, geleneksel, god spiritual, mescit,  shikh, Kur'an,

Tarihi doğru okumak, ayrılık noktaları yerine ortak paydalar üzerinde düşünmek ve geçmişte yaşanan hadiseleri soğukkanlı biçimde değerlendirmek, İslam dünyasının geleceği açısından büyük önem taşır. Çünkü geçmişte yaşanan olayların doğru anlaşılması, yarın kurulacak birlik zeminini de güçlendirecektir.

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir