Tarık TORUN’un MOR DAĞLARIN BALASI Kitabının Edebi Tahlili (İlkay COŞKUN)

0
Mor Dağlar

Mor Dağların Balası “Mor Dağların Balası” Yazar Tarık Torun’un yirmiye yakın eserinin içerisinde ki üçüncü hikâye kitabıdır. KDY Yayınları etiketiyle Temmuz 2025’te matbuat âlemine dâhil edilmiş. On beş hikâyenin yer aldığı kitap, yüz iki sayfa hacmindedir. “Mor Dağların Balası” kitap ismi, aynı zamanda kitapta yer alan ilk hikâyenin ismidir. Ayrıca kitabın, Aras’a ithaf edildiğini görmekteyiz.

Kitap da hayata dair çok çeşitli konular hikâye edilmektedir. “Kasabaya yetiştirilmeye çalışılan kadın doğum hadisesi, karşıt görüşlü iki gurubun söz düellosu, köy – yayla hayatı, etme bulma dünyasını örneklendirme, askere gidiş serüveni, baba sevgisi, ırmakta boğulmaktan kurtulma, hayvan otlatma, çobanlık. Bunlarla beraber köyden şehre göç, gecekondu hayatı, özellikle Ankara serüveni, şehir ve köy hayatının iç içe geçmesi, memuriyet hayatı, kitap sevgisi, korsan kitap mevzusu, misafirlik, öğretmenlik, hasta-doktor, bir dönemin şifacıları” bunlar gibi birçok konunun hikâyelere konu edindiğini görmekteyiz. Köy, kasaba dediğimiz özellikle tabiat güzelliği bakımından şen şadıman bir yeşillikte, menevişli hazlar yaşanılan güzel bir ortamdadır yaşanılanlar.

Tarık Torun

Hikâye anlatımlarında genellikle dış anlatıcı sesini duymaktayız. Ama zaman zaman başkarakter üzerinden bir anlatımda yer almaktadır. Aynı zamanda bazı hikâyelerde yazarın sesini de duymaktayız. Bu hikâyeler bir yönüyle anı tadındadır diyebiliriz. Öyle ya dünyamız bir boyutuyla daha çok hatırdan ve hatıradan müteşekkildir değil midir? Anlatımların geneli yazarın yaşadığı yerlerle ve zaman dilimiyle örtüşmektedir. Hikâyelerde geçen görüntülü telefon, arama motoru ve sanal ortam gibi kimi ifadelerden günümüzün hikâyelerine yer verildiğini de görmekteyiz. Hikâyelerde farklı zamansal geçişlere de şahitlik yapıyoruz. Elbette dünya değişiyor, bu günkü çamaşır dünkü güneş ile kurutulmamaktadır.

Yazar, alıntıladığı kimi güzel sözlerle de hikâyelerini desteklemektedir. Çerçevelik diyebileceğimiz güzel ifadelere de burada yer vermek istiyorum izninizle. Ayrıca bazı kısa türkü sözlerine de yer verilmektedir. “Dünyanın en büyük imparatoru iklim” (Montaigne – s.10), “Bu devrin en önemli hastalıklarından birisi şükürsüzlüktür”, “Her kemalin bir zevali vardır” Mesela bir türkü sözünün ilk bölümü de şu şekildedir. “Şu karşı yaylada göç katar katar/ Bir güzelin sevdası serimde tüter/ Bu ayrılık bana ölümden beter/ Geçti dost kervanı eyleme beni.” (Pir Sultan Abdal – türkü sözü) Küçük küçükte olsa kimi bilgi kırıntılarıyla da karşılaşmaktayız. Mesela Aras Nehri, Bingöl dağlarından kaynağını alıp Doğu Anadolu’yu geçerek Azerbaycan üzerinden, Kura nehriyle birleşip Hazar denizine dökülmektedir. Ayrıca Aras ismi, bağlılık, birleştiricilik ve güçlü bağlar kurma anlamına gelmektedir. 

Saygıdeğer arkadaşlarım toplamda 14. Hikayede 3. Kitabım çıktı. Ödüllü hikayelerin yer aldığı ve uzun yılların ve de emeklerin verildiği bu eserin oluşmasında beni teşvik eden tüm dostlarıma canı gönülden teşekkür ederim. Bu

Daha genel çerçevede hikâyeler, kadim kültür değerlerinden beslenmektedir. Şuur lambalarını açık tutan Anadolu insanının bilgeliğini taşımaktadır. Bu mücadeleler içerisinde hayatlar dört bir yan sütliman değildir elbette. Bütün olumsuzluklara rağmen yazar, kadrajında hep bir umudu taşımaktadır. Yaşanılan eski üşümelerle, ölümlerle beraber özlemlerde, vuslatlarda yaşanmaktadır. Yaşanılan bütün bu tecrübeler, insan ruhuna müsekkin etkisi yapıp daha da pişirmektedir. Soylu yükselişlerin gaye edinildiği hayatlarda kendisini bulan karakterler, kırbalarındaki su oranınca yaşamaktadırlar. Hikâyelerde bizden dediğimiz Anadolu’dan karakterler çokça yer almaktadır. “Süleyman Efendi, Leyla, Oğul Halim, Fatma Hatun, Esma Hanım, Ali, Ömer, Mustafa, Fethi, Tanju, Gökhan, Gökçen, Meral Hanım, Süleyman, Berat, Yarbay Hikmet Önalan. Ayrıca Musa, Mehmet, Gülbahar, Hasan, Ahmet, Burhan, Bilal, Hulki, Seyfettin, Deli İbrahim, Memduh Amca, Saffet, Numan, Mesut Efendi, Adnan Usta, Gülsen Hanım, Avni Efendi, Remzi, Cihat, Fadime Yenge, Hamdi Efendi, Dr. Şifanur, Murat, Mihman Bibi” gibi isimleri ilk aklıma gelenler olarak sıralayabilirim.

Öz olarak, geçmişte ve yakın zamanda yaşanılanlar yazarın içerisinde göllenip yazıya dökülmüş gözüküyor. Şehre göç hikâyelerinin yanında, yazarın kepçesinin daha çok köy-taşra kazanında gezdiğini söyleyebiliriz. Başka bir ifade ile merkezin değil taşranın, elitin değil genele ait olanın, yapayın değil doğal olanın izi sürülüyor desek yeridir. Gerek köyde kalan gerekse de köyden kente göç etmiş, yoklukta var olma çabasını temayüz etmiş karakterleri okuyoruz. Bütün bu hallerde insanlar birbirine yoldaş olduğu kadar, verdikleri mücadeleleri de keskin bir bıçak hüviyetindedir. Mazinin yetersizlikleri ve zorlukları yanında diğerkâmlığa, sabra, sevgiye, imeceye yönelmiş güzel bir anış hali kendisine yer buluyor. Yani yazarın rotası hep kalbe çevrili bir duyarlılıktadır diyebiliriz. Geleneğimizin, göreneğimizin izlerini taşıyan, belleğini oluşturan güzel hikâyeler bunlar. Daha genel anlamda insan yüzlü hikâyeler desek yeridir. Yazarın çocukluğunu da içine alacak şekilde günümüze değin yaşanılan bir ömürlük serüven olsa gerek. İyi okumalar dilerim efendim. Buyurunuz.

Bu yazı değerli kalem İlkay ÇOŞKUN tarafından yazılmıştır.

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir