Cordoba Camii-Katedrali (İspanya)

0
sev

İspanya’nın Endülüs bölgesinde, Guadalquivir Nehri’nin kıyısında kurulan Cordoba’ya ayak bastığımda zihnimde bir soru belirdi: Bir şehir, geçmişinin ihtişamını ne kadar koruyabilir?

3 Maddede Endülüs Neresidir? - Suffagâh

Trenden indiğimde beni karşılayan şey büyük meydanlar ya da modern caddeler değil, yüzyılların içinden süzülüp gelmiş dar sokaklar oldu. Beyaz badanalı evler, çiçeklerle süslenmiş avlular ve her köşe başında hissedilen portakal çiçeği kokusu… Fakat Cordoba’yı Cordoba yapan asıl unsur bunların hiçbiri değildi. Şehrin kalbinde yükselen ve bugün dünyanın en sıra dışı mimari eserlerinden biri kabul edilen Kurtuba Camii-Katedraliydi. Yapıya doğru yürürken Avrupa ve İslam tarihinin en önemli kesişim noktalarından birine yaklaştığımı hissediyordum.

Cordoba’nın hikâyesi Roma İmparatorluğu dönemine kadar uzanır. MÖ 169 yılında Romalılar tarafından kurulan şehir, Hispania eyaletinin önemli merkezlerinden biri hâline geldi. Daha sonra Vizigotların hâkimiyetine giren şehir, 711 yılında Tarık bin Ziyad’ın öncülüğünde başlayan Müslüman fetihleri sonrasında yeni bir döneme adım attı. İşte Endülüs tarihinin en parlak sayfaları da bu dönemde yazılacaktı.

750 yılında Şam’daki Emevî Devleti Abbasiler tarafından yıkıldığında hanedan üyelerinin büyük bölümü öldürüldü. Ancak genç prens Abdurrahman uzun ve tehlikeli bir kaçışın ardından Endülüs’e ulaşmayı başardı. Tarihin “Abdurrahman ed-Dâhil” olarak tanıdığı bu hükümdar, 756 yılında Endülüs Emevî Devleti’ni kurdu ve başkent olarak Cordoba’yı seçti. Şehrin kaderi işte bu kararla değişti.

Abdurrahman (I. Abdurrahman), yeni devletin gücünü ve meşruiyetini gösterecek büyük bir cami yaptırmak istiyordu. 785 yılında eski bir Vizigot kilisesinin bulunduğu alanda Kurtuba Camii’nin temelleri atıldı. İlk bakışta sade görünen bu yapı zamanla İslam mimarisinin en önemli eserlerinden biri hâline gelecekti.

Kurtuba Camii - Vikipedi

Özellikle III. Abdurrahman döneminde şehir altın çağını yaşadı. 929 yılında kendisini halife ilan eden III. Abdurrahman, Endülüs Emevî Devleti’ni bir hilafete dönüştürdü. Böylece Cordoba; Bağdat’taki Abbasiler ve Kahire’deki Fatımilerle birlikte İslam dünyasının üç büyük merkezinden biri hâline geldi. Şehirde yüz binlerce insan yaşıyor, sokaklar geceleri bile aydınlatılıyor, hamamlar, hastaneler ve kütüphaneler hizmet veriyordu. Halife II. Hakem’in kütüphanesinde yüz binlerce cilt eser bulunduğu rivayet edilir. Avrupa’nın büyük bölümünde okuryazarlık son derece düşükken Cordoba’da bilim insanları astronomi, matematik, tıp ve felsefe alanlarında çalışmalar yürütüyordu. Tarihçiler de o dönemde Cordoba’nın Avrupa’nın en gelişmiş şehirlerinden biri olduğunu belirtmiştir.

Caminin içine girdiğimde karşıma çıkan manzara nefes kesiciydi. Bir ormanı andıran sütunlar, ufka doğru uzanıyormuş hissi veren kemerler ve taşın içine işlenmiş geometrik düzen…

Bugün yapıda yaklaşık sekiz yüz elli sütun bulunmaktadır. Mermer, granit ve jasper gibi farklı taşlardan yapılan bu sütunların önemli bir bölümü Roma ve Vizigot yapılarından getirilmiştir. Kırmızı ve beyaz renkli çift katlı kemerler ise estetik bir tercih denilebilir ama bu tercihi asıl önemli kılan şey ise daha yüksek inşa edilmesini sağlayan mühendislik çözümü olmasıdır.

Bahsettiğim tarihi atmosferi düşünerek caminin mihrabına doğru ilerledim. Yapının en etkileyici bölümlerinden biri olan mihrap, Bizanslı ustaların yaptığı altın mozaiklerle süslenmişti. Işığın mozaikler üzerindeki yansıması, aradan geçen bin yıldan sonra bile büyüleyici görünüyordu. Endülüs sanatının ulaştığı seviyeyi anlamak için yalnızca bu bölüme bakmak bile yeterli idi aslında.

Ancak tarih yalnızca yükselişlerden oluşmaz. On birinci yüzyıldan itibaren Endülüs, siyasi parçalanma sürecine girdi. Bir zamanlar İslam dünyasının en güçlü merkezlerinden biri olan Cordoba eski ihtişamını yavaş yavaş kaybetmeye başladı. Nihayet 1236 yılında Kastilya Kralı III. Fernando şehri ele geçirdi. İşte Kurtuba Camii’nin ikinci hayatı da bu noktada başladı.

Şehrin Hristiyanların kontrolüne geçmesinin ardından cami yıkılmadı. Bunun yerine kiliseye dönüştürüldü. Sonraki yüzyıllarda yapının merkezine büyük bir katedral bölümü inşa edildi. Günümüzde ziyaretçileri en çok şaşırtan görüntü de bu olabilir. Bir tarafta İslam mimarisinin zarif sütunları yükselirken diğer tarafta gotik ve Rönesans tarzındaki Hristiyan mimarisi görülür. Bu durum ilk başta uyumsuz gibi görünse de aslında Cordoba’nın tarihini yansıtır. Aynı yapı içerisinde farklı dinlerin, kültürlerin ve medeniyetlerin izleri yan yana durmaktadır.

CORDOBA'DA GEZİLECEK YERLER | Biz Evde Yokuz

Yapının merkezindeki katedral bölümüne ulaştığımda İspanya Kralı V. Carlos’un meşhur sözünü hatırladım. Rivayete göre katedral inşaatını gördüğünde şöyle demişti: “Her yerde yapılabilecek bir şeyi yapmak için dünyada eşi benzeri olmayan bir yapının bir bölümünü yıkmışsınız.” Bu sözün tarihsel doğruluğu tartışılsa da yapının eşsizliği konusunda kimsenin itirazı olmasa gerek.

Gezimin sonunda portakal ağaçlarıyla çevrili avluya çıktım. Bugün turistlerin fotoğraf çektiği bu sakin alan, yüzyıllar boyunca ibadet eden insanların geçtiği bir geçiş mekânı idi. Göğe doğru yükselen çan kulesine baktığımda onun aslında eski caminin minaresi olduğunu düşünmek beni derinden etkiledi.

Cordoba’dan ayrılırken aklımda yalnızca güzel fotoğraflar yoktu. Bu şehir bana tarihin siyah ve beyaz olmadığını hatırlatmıştı. Kurtuba Camii-Katedrali, farklı medeniyetlerin birbirini tamamen yok etmeden de aynı mekânda iz bırakabileceğinin somut bir kanıtı gibiydi.

.

 

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir