Beşinci Dağ- (Paulo Coelho’nun Eseri) Kitabının Edebi Tahlili

0
Paulu

Her kitap yeni bir dünyaya açılan kapı olduğu gibi her girilen kapıdan yeni bakış açıları ve yeni ufuklar doğar okurun gönlüne.

Kitapların yeni ufuklar olması için okurlar kendilerini yazarın papağanı olmaktan kurtarmalıdır.

Aksi taktirde kitaplar insanların hapishaneleri olur.

Sadece yazar gibi düşünmek, onun gibi hayata bakmak, onun söylediklerinde büyük hikmetler aramak okuru, yazarın gönüllü kölesi yapar.

İşte ben de Beşinci Dağ’ı okuduğumda bazen yazarla tartıştım bazen takdir ettim bazen de anlamaya çalıştım.

Beşinci Dağ isimli kitabı dini bir kitap olarak ele alabiliriz. Yazar kitabında İlyas peygamberin şahsında dine, dindarlığa, tanrıya ve kutsal kitaba bakışını ele almaktadır.

Girişte verdiği İncil’den bir ayet kitabın ana eksenini oluşturmaktadır. “Ve İsa dedi; Gerçek size derim, hiçbir peygamber kendi memleketinde makbul değildir. Lakin doğrusu size derim ki İlya’nın günlerinde İsrail’de birçok dul kadınlar vardı, gök üç yıl altı ay kapandığı ve bütün memlekette büyük bir kıtlık olduğu vakit, İlya onlardan hiçbirine gönderilmedi, yalnız Sayda diyarında Sarepya’da bir dul kadına gönderildi.” Luka 4/24-26

Bunu biz Hz. Muhammed’den de (a.s) biliyoruz. Kendi kavminde yaşadığı zorluklar, eziyetler, boykot ve hicret bunun en açık göstergesidir.

Kitabı okumaya başladığımızda ve ilerleyen süreçlerinde İlyas peygamberin kuşkucu, korkak, tanrıya başkaldıran, kararsız biri olarak görmek bir Müslüman olarak beni oldukça şaşırttı. Daha kitabın ilk cümlesinde şok oluyorsunuz.

“Beni şimdi düşmanlarımın eline teslim eden bir Tanrı’ya hizmet ettim, dedi İlyas.”

Beşinci Dağ (Paulo Coelho) Fiyatı, Yorumları, Satın Al - Kitapyurdu.com

Peygamberini düşmanlarına teslim eden bir tanrı şaşırtıcı bir ifadeydi. Ancak ondan daha da şaşırtıcı olanı peygamberin kendisini gönderen tanrıya karşı ön yargılı olmasıydı.

Çünkü İlyas’ın erken konuştuğunu, Tanrı’nın onu düşmanlarına teslim etmediğinde anlıyoruz. Bu hususta yazarın kafasının çok karışık olduğu kitabın birçok yerinde karşımıza çıkmaktadır.

Yazarın ifadesine göre, İlyas peygamberin, kendisine gelen vahyi krala iletmesi terkedilmesine neden olur. Yazar burada kendisiyle ciddi bir çelişki yaşamaktadır. Çünkü İlyas, krala teslim edilmiyor.
Fenike tanrısı Ba’al, Allah’ın karşısında halkı ayartıyordu. Tabi Ba’al değil gerçek ayartıcı tanrı Ba’al’in üzerinden halka tahakküm eden anlayıştı.

İlyas peygamberin tebliğine göre İsrail, Ba’al’e tapındıkça ve onu kutsadıkça yağmur yağmayacaktı. İlyas’ın Tanrı’sı öyle diyordu.

Zalim prenses Yazevel bu tebliği sonrası İlyas peygamberi ölüme mahkum etmiştir. Bu da tanrı Ba’al üzerinden halkı kimin yönettiğini göstermesi açısından önemliydi.

Her toplumun bir Ba’al putu vardır. Dokunulmazdır. Onun üzerinden halka aba altından sopa gösterilir. Onun sevgisi, saygınlığı üzerinden halk hizaya getirilir.

Kitap başından sonuna kadar sorgu ve inanç arasında gidip geliyordu.
“Yaratıcının bu görkemi sergilemek için neden kullarına gerek duyduğunu günün birinde anlamayı umut ediyordu.”

Muhtemelen yazarın zihninde inançla ilgili oturmayan hususlar vardı. Bir yerde kesin inançlı gibi görünürken başka bir yerde sert inkarcı olabiliyordu. Bunu bir peygamberin şahsında yapması ise en ilginç olanıydı.

“Tanrı her şeyi yapabilir.” Bu cümleye getirdiği açıklama samimi inançlı bir insanın sözleriydi. Aslında Kur’an’da belirtilen “Allah dilediğini yapar ayetinin en açık tefsirlerinden birisi olarak okunabilir.
Kitabın giriş kısmındaki şu tespit insanlığın manevi dünyasına işaret etmektedir. “Dereler ve bitkiler gibi ruhlar da bir başka yağmura gereksinim duyuyordu; Umut, inanç ve yaşam amacı.”

İnsan yaşam amacı olmadığı zaman ölü bir bedenden başka bir şey değildir. Ne için yaşadığını bilmeyen bir insan rotası belli olmayan bir gemi gibi sadece okyanusta kaybolur.

İnsanı bu şekilde ele alması yazarın insan ruhunun ihtiyacını bildiğini göstermektedir. Ve gerçekten de birçok ünlü, zengin insan dünyalık olarak büyük bir servete sahip olmasına rağmen kendisini bir boşlukta görüp alkol, esrar gibi uyuşturucu ve bağımlılık yapan maddelere yönelmesi içinde bulundukları ruhsal acıyı göstermesi açısından önemlidir.

Peygamberlerle ilgili bir hakikat ise şu cümlelerle dile getiriliyordu. “Peygamber olmak ülkeyi yönetenlerle ilişkiye girmeyi gerektiriyordu ki bu her zaman tehlikeliydi.”

Evet doğrudur gerçek peygamberler yöneticilerin ihtiraslarına göre değil adalete göre kararlar aldıkları ve halkı adalete davet ettikleri için tehlikeli sulara girmiş oluyorlardı. Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. Yahya, Hz. İlyas…

Kitabın bütünlüğünde günahlardan arınmak peygamberlerin veya inançlı insanların kendilerini kırbaçlanmasını dini bir ritüel olarak görüyordu. Tövbe vücuda acı çektirmeyle ilişkilendiriliyordu ki bu Tanrı’nın sevgi ve merhamet olmasıyla çelişiyordu.

Kötü olan davranışlardır, beden değil. O halde tövbede asıl olan kötü davranışları değiştirmektir.

Beşinci Dağ (Paulo Coelho) Fiyatı, Yorumları, Satın Al - Kitapyurdu.com

Peygamberi bir insan olarak cinsel arzusuyla ele alması da kitabın ilginç yönlerinden birisiydi. Aslında insan olarak peygamberin beşeri duygulara sahip olması yadırganacak bir şey değildir. Hz. Yusuf da Züleyha’yı arzulamıştı.
O dönemde peygamberlerin çokluğu da dikkat çeken bir tespitti. Peygamberlerle ilgili değerlendirmesi ise kabul edilecek cinsten değildi.
“Bu arada dört yüz elli nebi yakalanıp öldürülmüştü. Öte yandan kendi bedenlerinde yaralar açarak ve kokuşmuşluk ve inançsızlık yüzünden dünyanın sonunun geldiğini ilan edip bu yaraları sokaklarda sergileyerek dolaşan peygamberlerin çoğu yeni dine geçmeyi kabul etmişti.”

Yazar burada peygamberlerle din adamlarını karıştırmış olmalı. Çünkü peygamberlerin bir puta tapması düşünülemez.

Yazar İlyas peygamberin dilinden kendi duygu ve düşüncelerini dile getiriyordu sanki. “O’nun (Tanrı’nın) bilgeliğinden kuşku duydum ama varlığından hiç kuşku duymadım.”

Bilge olmayan bir tanrı ve İslam’da Alim ve Hakim olan bilge bir Allah! Yazarın anladığı din sanki deizmi çağrıştırıyordu. Bilge olmayan bir tanrının bizim işlerimize karışmasının kabul edilmesi mümkün değildir. Öyleyse tanrı vardır ama bizim işimize karışamaz. Bunu bir peygamber aracılığıyla söylemek peygamberin tanrısını tanınamamaktan geçmektedir.
Kitapta dikkat çekici bir şekilde kadercilik anlayışı da işlenmektedir.

“Her şey Tanrı’nın yazdığı gibi olup bitecek diye karşılık verdi peygamber.” İnsan yazgısıyla mücadele ederek saygınlığa kavuşur.

Serapta kentine gelen İlyas peygamber orada Beşinci Dağ’ın tanrılarına karşı tek Tanrı inancını anlatmaya çalışır. Bu arada sıdk sıfatı çok güzel işlenmiştir. Tanrılarına söz söylediği ve düşmanları olduğu için onu öldürmek isterler. Ancak Fenikelilerin misafirperverliklerinden ve onu Yazevel’e karşı kullanmayı düşündüklerinden dolayı öldürmezler.

Serapta kentinde vali yardımcılığına kadar yükselen İlyas peygamber sevdiği kadının ölümünden sonra şehri terk eder.
Dul kadının oğlu kendisi için tek amaç olur. İlyas peygamber Tanrı’nın kendisini unuttuğunu bundan dolayı da onu unutması gerektiğini dile getirir.

“Bundan önceki amacım Yazevel’i tahtından indirip İsrail’i Tanrı’ya geri vermekti. Ama madem O bizi unuttu bizim de onu unutmamız gerekiyor.”

Aslında bu duyguyu Duha suresinde de görebiliyoruz. “Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı.” (Duha 3) Ama bu husus peygamberin Allah’ı terk etmesini ve unutmasını haklı kılmaz. Tanrı’nın peygamberlerini unutmadığını ve unutmayacağını bilmeleri gerekiyor. Kısa fetret dönemi bir nevi peygamberlerin de imtihanıdır. Ancak yazar burada bir nevi kendi duygu, düşünce ve inancını İlyas peygambere söyletmektedir. Hatta Yakup peygamberin Tanrı’yla güreşini insan olmak, yazgısını gerçekleştirmek için verilmesi gereken mücadele olarak görmektedir. İlyas peygamberde bu inançla Tanrı’yla kitabın başından sonuna kadar bir savaşımın içindedir.

“Bu savaşımı, sen, beni kutsayıncaya kadar sana karşı sürdürmek zorundayım.”

Yazar aslında inanca bir yorum katıyordu. İlyas’ın dilinden kendi anlayışını paylaşıyordu. “Tanrım bugün ‘Bağışlanma Günü’ sana karşı işlediğim günahların listesine gelince çok uzun,” dedi. Bununla birlikte Tanrım, senin bana karşı işlediğin günahların listesi de benimki kadar uzun.”

Tanrı ve peygamber… Günahları birbirine karşı oldukça fazla olan ikili çok dikkat çekici bir değerlendirme.

“Sen beni bağışla ben de seni bağışlayayım.”

Bu yaklaşıma Tanrı’nın cevabı ise oldukça ilginçtir. “İyi işler yaptın İlyas. Tanrı savaşımından hoşnut kaldı.”

İlyas şaşkındır. Tanrı’ya boyun eğer ve meleğe duygularının Tanrı karşısında nasıl algılandığını sorar. “Böyle davranmak günah mı?” der.

Melek ise; “Bir savaşçı, eğitmeniyle boy ölçüştüğünde, ona hakaret etmiş olur mu?” diye cevap verir.

Beşinci Dağ, Paulo Coelho - İkinci El Kitap - kitantik | #0432602000205

Yaşamın anlamını ele alırken yazar yaşanılan bazı olayları imtihan olarak değerlendirir. “Öyle anlar olur ki Tanrı bizi itaat etmeye zorlar. Ama öyle anlar da vardır ki bizim irademizi sınamak ister ve önümüze engeller çıkararak O’na olan sevgimizi ölçmek ister.”

Yazarın Hz Süleyman ile ilgili yaptığı yorum kabul edilebilir değildir. Sayda (Kuran’a göre Sebe) prensesinin Hz Süleyman’ı baştan çıkardığını ve tanrıça Aaterta adına bir tapınak yaptırmasını istemiştir. Bu isteği yerine getiren Süleyman, Tanrı’nın komşu ülkeleri kışkırtarak Süleymanı tahtından indirdiğini iddia etmektedir. Muhtemelen muharref Tevratı kaynak alarak kitabın kurgusu yapılmıştır. Ancak kısa bir araştırmada Hz Süleyman’ın böyle bir mabet yaptığına dair bir olay göremedim.

Peygamberlerin imtihanı ise ayrı bir değerlendirme konusuydu. Yazar kendi ruh, inanç, duygu ve düşünce dünyasını İlyas peygamberin şahsında dile getirerek bir nevi peygamberliğe soyunmuştur. Çünkü bazen İlyas peygamber adına o kadar ilginç şeyler dile getirmektedir ki bir peygamberin ne söylemesi ne de yaşaması mümkündür. Kitabın sonundaki imtihan de onlardan birisiydi.

Ba’al’e tapan peygamberler (!) ve İsrail tanrısına tapan peygamberler ikiye ayrılır. Tabi kitabın başında bu peygamberlerin Tanrı tarafından gönderilen ama sonradan gücü görünce korkan peygamberler olduğunu söylemek önemli. Çünkü sahte peygamberler tapabilirdi. Birinci gruba bir boğa verilir ve tanrılarına kurbanın kabul edilmesi için yalvarmalarını ister. Ateş kurbanı yakmayınca Tanrı’ya ihanet eden peygamberler (!) öldürülür.

Kitap üzerinde epey tartışılması gereken bir özelliktedir. Yazar kitabını İlyas’ın şahsında bir iç savaşım ve Tanrı’nın gücünü öğrenme üzerine kurulmuştur denilebilir.

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir