Kırmızı Duvarların Ardındaki Tarih: Elhamra Sarayı’nda Bir Gün

0
e777cfca-5725-4b7e-bdfa-79c7ca44e390(1)

Granada’nın dar sokaklarından yukarı doğru çıkarken Sierra Nevada’nın karlı zirveleri ufukta görünüyordu. Endülüs güneşi beyaz badanalı evlerin duvarlarına vuruyor, yüzyılların içinden süzülüp gelen bir medeniyetin izlerini adım adım canlandırıyordu gözlerimin önünde. Yolun sonuna vardığımda ise dünyanın en büyüleyici mimari eserlerinden biri olan Elhamra Sarayı bütün ihtişamıyla çıkıverdi karşıma.

Endülüs Tarih ve Medeniyeti - Kelâmbaz

Arapça “el-Hamrâ” yani “Kızıl Kale” anlamına gelen Elhamra, adını gün batımında kızıl bir renge bürünen surlarından almış. 13. yüzyılda Nasrîler tarafından inşa edilen bu saray, yalnızca bir hükümdar ikametgâhı değil; aynı zamanda bir şehir, bir bahçe ve bir medeniyet tasavvuru bir nevi. Ayrıca Endülüs İslam sanatının günümüze ulaşan en görkemli örneklerinden biri olarak kabul edilmekte.

Endülüs'ün incisi: El Hamra Sarayı - Galeri - Fikriyat Gazetesi

Sarayın kapısından içeri adım attığım anda zamanın akışı değişmiş gibiydi. Kalın surların ardında saklanan avlular, mermer havuzlar ve zarif kemerler, ziyaretçisini bambaşka bir dünyanın içine çekiyordu. Özellikle Mersinli Avlu’nun uzun su havuzu, gökyüzünü ve çevresindeki sütunları bir ayna gibi yansıtıyor; mimari ile doğa arasında kusursuz bir uyum inşa ediyordu.

Elhamra’da dikkatimi en çok çeken şey sükûnet oldu. Binlerce ziyaretçiye rağmen mekânın içinde açıklanması güç bir huzur hâkimdi. Duvarlardaki geometrik süslemeler, hat sanatının zarif örnekleri ve sonsuza uzanıyormuş hissi veren arabesk motifler aynı zamanda bir düşünce dünyasının yansımasıydı. Buradaki her detay, her desen, her sütun ve her kemer belirli bir anlam taşıyordu.

Patio de los Leones, yani Aslanlı Avlu’ya ulaştığımda yıllardır kitaplarda gördüğüm görüntü nihayet gerçeğe dönüşmüştü. On iki mermer aslanın taşıdığı çeşme, ince sütunlarla çevrili avlunun merkezinde yer alıyordu. Akan suyun sesi, sıcak Endülüs havasında bir melodi gibi yankılanıyordu. (UNESCO da sarayın en önemli özelliklerinden birinin mimari ile su ve bahçe kullanımının bütünleşmesi olduğunu vurguluyor. whc.unesco.org)

Efsunlanmış gibi yürürken gözümün en çok takıldığı detaylardan biri, birçok kemer ve süsleme kuşağı üzerinde tekrar eden “Ve lâ gâlibe illâllah” (Allah’tan başka galip yoktur) ifadesiydi. Nasrî Hanedanı’nın şiarı olan bu söz, sarayın neredeyse her köşesine işlenmiş durumda. İlk bakışta yalnızca dekoratif bir unsur gibi görünse de aslında Endülüs Müslümanlarının dünya görüşünü yansıtan güçlü bir mesaj taşıyor. Rivayete göre bu ifade, Nasrî Devleti’nin kurucusu Muhammed bin Ahmer’in zaferlerinden sonra dile getirdiği bir sözden doğmuş ve zamanla hanedanın sembolüne dönüşmüş. Sarayın duvarlarında yüzlerce kez karşıma çıkan bu cümle; Elhamra’nın inanç, tevazu ve fanilik düşüncesinin taşa işlendiği mimari bir şaheser olduğunu tasdikledi. Benim çıkardığım anlam ise şu oldu: “Güç, ihtişam ve zafer gelip geçicidir; kalıcı olan yalnızca zamana meydan okuyan değerlerdir.”

El Hamra Sarayı nerede, hangi ülkede? El Hamra Sarayı tarihi ve özellikleri  - Son Dakika Flaş Haberler

Sarayın hemen yanında bulunan Generalife Bahçeleri ise Elhamra’nın ruhunu tamamlayan başka bir dünyaydı. Su kanalları boyunca ilerleyen yollar, servi ağaçları ve rengârenk çiçekler arasında dolaşırken Endülüs hükümdarlarının neden burayı yazlık ikametgâh olarak seçtiklerini anlamak zor değildi. Bahçelerdeki her köşe, insanı yavaşlamaya ve çevresini seyretmeye davet ediyordu.

Elhamra farklı medeniyetlerin, inançların ve kültürlerin birbirine dokunduğu bir tarih sahnesi dersek yanılmış olmayız. 1492 yılında Granada’nın düşmesinin ardından Hristiyan hükümdarlar tarafından da kullanılan saray, daha sonra Rönesans mimarisinin izlerini taşıyan yeni yapılarla genişletilmiş. Böylece Elhamra, İslam ve Avrupa sanatının aynı mekânda buluştuğu eşsiz bir kültürel mirasa dönüşmüş.

İspanya'nın Endülüs mirası El Hamra Sarayı'nın tarihi | DMAX

Günün sonunda Albaicín mahallesindeki bir seyir noktasından Elhamra’ya son kez baktım. Akşam güneşi surların üzerine vurdukça yapı gerçekten de adının hakkını veriyor, kırmızı ve altın tonları arasında parıldıyordu. O an; buranın neden yüzyıllardır şairlere, ressamlara ve gezginlere ilham verdiğini daha iyi anladım. Kulaklığımda “Endülüs’te Raks” şarkısı çalarken Andalucia yani Endülüs bölgesinin bir başka şehrine doğru yola koyuldum.

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir