İnsanlık ve İdeal Arasındaki Çatışmada Adaletin Çetin Yolu

0
1629208

Adalet, kanun maddelerine sıkıştırılacak yahut emir ve yasağın kuru çerçevesine bırakılacak bir mesele olmanın çok ötesindedir. İnsan varlığının en ağır muhasebesi, hakkı ayakta tutma iradesidir. Adalet bir mecburiyet yahut görev listesi gibi kavrandığında canlılığını yitirir; vicdandan, bedelden ve iradeden mahrum bir şekle dönüşür. Oysa adalet, insanın kendi çıkarını aşarak hak uğruna yük üstlenmesidir. Geçici olana sırt çevirip kalıcı ölçüye bağlanma cesaretidir.

Bu arayış, mahkeme duvarları arasına sığmanın çok daha fazlasıdır. Toprağın, emeğin ve tarihin sınadığı hayat sahasında görünür olur. Adalet talibi, güvenli hükümlerin gölgesine sığınan biri olmaktan bütünüyle uzaktır. Çünkü hakka bağlılık çoğu vakit bedel ister. İnsanoğlu, rahatını korumaya çalıştığı ölçüde hak duygusundan uzaklaşır. Adalet, çoğu zaman insanın kendisini sınadığı bir eşiktir; neyi savunduğunu, ne uğruna bedel ödeyeceğini açığa çıkarır.

Nedim Türfent • İsmi var cismi yok: Adalet - KEDISTAN

İnsan zayıf yaratılmıştır. Tarih, zulmün güç sahiplerinden beslendiği kadar suskunlukla da büyüdüğünü gösterir. Korku, insanı hak çizgisinden uzaklaştıran en sinsi engellerden biridir. İnsan korktukça adalet canlılığını kaybeder, kuru işleyişe dönüşür. Hâlbuki hak arayışı, korkunun hükmünü yitirdiği yerde kuvvet kazanır. Cesaret, adaletin asli şartlarından biridir. Çünkü korkunun yön verdiği yerde insan, haksızlığı görse bile susmayı emniyet sayar.

Adalet, bir düzen fikridir; fakat her düzen adalet taşımaz. Güç sahiplerinin kurduğu sistemler çoğu vakit kendi devamını koruma eğilimi taşır. Bu sebeple hukuk, kudretin hizmetine girdiği vakit hak duygusu yara alır. Kanun, insan onurunu koruduğu ölçüde kıymet taşır. Gücü tahkim eden bir araca dönüştüğü vakit ise adalet fikrini zedeler. Çünkü hakkın ölçüsü, kudret sahibinin menfaatiyle tayin edilemez.

Adalet, ham bir iyimserlik yahut boş bir övünç vesilesi olmanın bütünüyle uzağındadır. Ezilenin, hakkı gasbedilenin ve sesi bastırılanın yükünü omuzlama iradesidir. Hakkı yarına bırakan, çoğu vakit kudret sahiplerinin zamanına teslim olur. Bu yüzden adalet ertelenerek korunmanın ötesinde bir varlık alanına sahiptir; insanın vicdanında ve davranışında bugün karşılık bulur. Ertelenen hak, çoğu zaman unutulmaya bırakılmış bir emanete dönüşür.

Emanet fikri, adaletin taşıyıcı sütunlarından biridir. İnsan, sahip olduğu kudreti, makamı, bilgiyi ve imkânı kendisine verilmiş bir üstünlük gibi gördüğü vakit hak duygusu aşınır. Hâlbuki her yetki bir sorumluluk yükü taşır. Adalet, güçlü olanın sınır tanımasıyla, zayıf olanın hakkının korunmasıyla kuvvet kazanır. Kudretin kendisini sınırlamadığı yerde zorbalık büyür.

Eşitlik Ve Adalet Arasındaki Fark Nedir? | ListeList.com

Adaletin temelinde merhamet bulunur; fakat bu, uyuşuk bir kabulleniş taşımaz. Hak uğruna yük alan, bedel ödeyen ve rahatını terk etmeyi göze alan bir dirayeti gerekli kılar. Çünkü gerçek adalet alkış toplayan bir rahatlık sunmaz; çoğu vakit yalnızlığı ve itirazı beraberinde getirir. Menfaat için kurulan düzenin bekçiliğini kabul etmez. Çıkarın yön verdiği yerde hak ölçüsü yerini hesaba bırakır.

Tarih, adaleti kendi ikbali için kullananların yıkımıyla doludur. İnsan, dar menfaatini hak ölçüsü sanmaya başladığında adalet yara alır. Oysa hakka bağlılık, insanı nefsinin dar sınırlarından çıkarıp daha büyük bir mesuliyetle yüz yüze getirir. Bu yüzden adalet bir gösteri yahut vaat olmanın ötesinde, insanın karakterini kuran ağır bir imtihandır.

Adalet, sınıfların birbirine lütuf dağıttığı bir düzenin adı sayılamaz. Bir efendinin merhameti, bağımlılığı ortadan kaldırmaz; onu katlanılır göstermeye yarar. Tarih boyunca adalet adına sunulan pek çok uzlaşma, güçlülerin düzenini koruyan bir perde işlevi gördü. Gücün belirlediği düzende kanun çoğu vakit kuvvet sahibinin lehine işler; zayıfa düşen pay ise boyun eğme olur.

Sınıfların sert biçimde ayrıştığı yerde insan kıymeti aşınır. İmtiyaz ve mahrumiyet üzerine kurulu düzenler, insanı bir vasıtaya dönüştürür. Hâlbuki hak ölçüsü, insanın bir nesneye yahut araca dönüştürülmesi fikrini tamamen reddeder. İnsan, kendisi için istediğini başkası için de isteyebildiği vakit adalet duygusuna yaklaşır. Çünkü insanın başkasına bakışı, kendi ahlâkının da aynasıdır.

Adalet, hafızayla da ilgilidir. Mazlumun acısını unutan bir çağ, yeni haksızlıkları kaçınılmaz hâle getirir. Zulüm unutulduğu vakit, zalim yeniden cesaret bulur. Bu sebeple adalet, geçmişle hesaplaşma cesareti de taşır. İnsan, hangi kötülüklerin nasıl büyüdüğünü kavradığında hakkı koruma iradesi kuvvet kazanır.

ADALETİN BU DİYARDA ''ESAMESİ OKUNMUYOR'' - Özgürlük Araştırmaları Derneği

Bu sebeple gerçek adalet, hazır bir sistemin bağışı gibi görülemez. İnsan kendi zaafıyla yüzleşmeden kurduğu her düzen, vakti geldiğinde yeni tahakküm biçimleri üretir. Hakka dayalı bir hayat, insanın kendisini ve başkasını aynı ölçü içinde değerlendirmesiyle başlar.

İnsanı değersizleştiren her tahakküm biçimine karşı durmak, adaletin asli çağrısıdır. Kast, sömürü ve kulluk düzenleri insan kıymetini eksiltir. İnsana acımak kâfi gelmez; ona hakkını teslim edecek bir düzen kurmak gerekir.

Nihayet adalet, uzakta duran bir ülkü gibi düşünülerek korunamaz. İnsan, hakkı hayatının ertelenmiş bir hedefi saydığı vakit onu yavaş yavaş kaybeder. Adalet, insanın eksikliğiyle yüzleşmesi, zaafını tanıması ve hak ölçüsüne bağlanma gayretiyle kuvvet bulur. Bu arayış tamamlanmış bir sonuca ulaşmaktan çok, insanı diri tutan bir muhasebedir.

Gerçek adalet, bir ideolojinin yahut siyasî söylemin sınırlarına sığmaz. İnsan kendisini tanıdıkça, hakkın kendi varlığı için taşıdığı ağırlığı da kavrar. İşte o vakit adalet, uzak bir tasarı olmaktan çıkar; yaşayışa yön veren bir ahlâka dönüşür. Adaletin talibi olmak, onu beklemekten ziyade, yükünü taşımayı göze almakla mümkündür.

 

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir