Kefenin Cebi
oplus_3145760
Kefenin cebini arayan Napolyon,
Para niyetine yüklendi günahını.
Karun’dan kime kaldı o devasa miras;
O deve yükü altın, o zer ü zîver?
Yapay zekayla sorgulanırken ahali,
“Sen-ben” kavgasında hiç mi yoktu vebalimiz?
Füzeler düşerken çocukların üzerine,
Bostanda sebze büyütmekle övünen,
O meçhul cebi biz mi bulmuştuk yoksa?
Kurban oluyordu analar evlatlarına,
O kör dövüşün en ön safında.
Tek dileği arınmaktı günahlardan;
Soyut kavramların o hırçın kargaşasında,
Huzura durup söz verdiğimiz gibi,
Vaktin en kıymetli anında…
Ağır ve çetin bir misyon yüklendik;
Kırabildik mi tüm benliğimizle içimizdeki putları?
En önde caka satan o mağrur nefsi,
Ve peşi sıra gelen diğerlerini…
Malı, mülkü, şöhreti, makamı;
Döktük mü içimizde akan o kirli kanı?
Vazgeçtik mi dünyalık değerlerden,
Kendimizi kurban edip arınmak uğruna?
Korku ve tevazu yoklar bizi sessizce,
Hira’dan Sevr’e taşlar döşenir yollara.
Bir güvercin, bir ankebut siler şüpheyi;
Özveri dağdan iner, yerleşir kalbe.
Saman kalplerde ise o amansız sıkıntı:
Söylemek mi zor, yoksa söyleyememek mi?
Kurban edebildik mi içimizdeki nefsi?
“Ben de kurban olurum” diyebilmek,
Belki de ardına kadar açar tevbe kapısını.
Hâlâ kefenin cebini ararız, dünyalık ne varsa saklamak için;
Kibir mi, haset mi yoldaki o keskin dikenler?
“Ben” ile başlayan cümleler, yine “ben” ile sonlanır;
Yolu şaşırmanın ilk işaretidir bu:
Toplayıp toplayıp her şeyi,
Kefenin o dipsiz cebine kurban etmek…


