Ayakları nereye, o da oraya
A closeup of feet lying on the beach, with sand and ocean waves in the background
Gün batmakta. Gölgeler aranacak zamanların sonlarına doğru; çulunu toplamak üzere olan gölgeler… Akşam olmak üzere… Ayakları onu zorlaya zorlaya alıp götürmekte…
Her ne kadar ayak sürtmeye çalışsa nafile… Güneş batmak üzere; gökyüzüne yansıyan ışınlarda grinin tonları ile mavinin tonları arasına karışan turuncunun tonları, muhteşem manzara oluşturmakta… Güneş batmakta… Ya kafası… Kafası karışık bu muhteşem manzaradan bî- haber… Dalgın ve bıkkın. Gönlü felâha ermesi gerekirken afakanlar basmakta. Karıncalanan zihni bulanıklaşarak televizyon görüntüsü gibi bir manzara arz etmekte…
Yol uzuyor. Ataklar, peşi sıra. Nereye gideceğini kendisi de bilmiyor, belli. Yol, hani bildiğimiz yol. Ayak, bildiğimiz ayak… Bilinen şeyler yani… Yeni de yapılmış yol. Ya tadilat görmüş. Evet; evet tadilat görmüş, yol. Kumla çakıl, orta yerde. Demek ki; burada bir çalışma yapılmış.
Altyapı çalışması mı ne? Asfaltın bir kısmı hâlâ sağlam. Üzerindeki taş-toprağı saymazsak bir kısmının kesildiği, yarıldığı her halinden belli… Üzerine çakıl dökülmüş ham kısmın. Siyah taşlar bu iş için kullanılmış.
Karacadağ’ın bağrından koparılarak parçalanan, çakıl gibi ufaltılan taş parçacıkları serpilmiş. Basıldıkça ayakaltında oynar… İşte böyle…
Yürüyordu siyah taş parçacıkları üzerinde… Hayalinde yapmak istediği işi düşleyerek… Bulanıktı kafası, donuktu zihni; hayatını tahlil ederken.
Yapmak istediği işi, o günkü durumunu tekrar mukayese etti. “Ben” Dedi, “Köşe yazarı olmalıydım. Şayet öyle olmuş olsaydı, o zaman bugünkü yazısını hemencecik kurgulayacaktı.
Hey gidi günler hey…
Yazıyı şöyle yazacaktı:
“Güneydoğuya can verecek hayatî adımlardan biri sınır kapılarının hemencecik açılmasıdır. Sınır ticaretinin serbest bırakılması gerekir. Komşu ülkelerle iş hacminin genişletilebilmesi için gerekli adımlar atılmalıdır. Yıllarca der-dest edilen bölge, hep olağanüstü kanunlarla, sımsıkı yönetimlerce idare edilmiştir.
Halkın istenç ve duyguları, göz ardı edilmiştir.
Artık bundan vazgeçilmelidir.
Gelinen noktada sınır kapılarının bir an önce açılarak, sınır ticaretinin önü kapatılmamalıdır. Gerekli yasal işlemler, düzenlemeler yapılmalıdır.
Bölge halkı ekonomik sıkıntılar yumağından kurtarılarak, halkın şefkat elleriyle yaraları sarılmalı müreffeh hayat şartlarına kavuşturulmalıdır.
Bunun için sivil toplum örgütleri, dernekler, sendikalar, üniversiteler, akademisyenler yöre halkı ile bütünleşerek bir bütünlük oluşturmalı ve merkezi hükümet sıkıştırılmalıdır.
Bölge ticaretini engelleyecek adımların atılmaması ve var olan sıkıntıların giderilmesi için gerekli girişimlerin hemen başlatılması sağlanmalıdır.
Kimi çıkar çevrelerinin bu durumdan –mevcut- “kâr” sağladıkları, bu durumun muhafazası için çaba harcayacakları göz önünde bulundurularak işi sıkı tutmaları, yakın takipçisi olmaları gerekir. Meydanı boş bırakmamalıdırlar…”
Daha neler neler yazacaktı, kim bilir… Ayakları, onu nereye götürüyordu? O da bilmiyordu… Ayakları nasıl isterse öyle davranıyordu…
Hani eskiler;” Akılsız başın cezasını ayaklar çeker.” derler ya!
Şimdi tersi olmuş durumda.
Başı ağrıyordu ve kendisini ayaklarına emanet etmişti…
Yoksa ona mı öyle geliyordu?
Yaşadıkları, akılsız başın cezasını mı çekiyordu?
Ayakları nereye, o da oraya!



Çok güzel bir hikaye, yazarı tebrik ederim