CHARLES KÖPRÜSÜ’NDE BİR OSMANLI FİGÜRÜ
Charles Bridge üzerinde yürürken insanın dikkatini ilk çeken şey, köprünün iki yanına sıralanmış heykeller oluyor. Bugün köprüde toplamda otuz heykel bulunuyor fakat bunların çoğu aslında orijinal değil; yıllar içinde zarar gören eserlerin yerine kopyaları yerleştirilmiş durumda. Orijinallerin büyük bölümü bugün Prag Ulusal Müzesi’nde korunuyor. Köprüdeki en dikkat çekici heykellerden biri ise turistlerin genelde “Türk Heykeli” diye anlattığı eser. Resmî adı oldukça uzun: Statues of Saints John of Matha, Felix of Valois, and Ivan.
Bu heykel grubu 1714 yılında Barok heykeltıraş Ferdinand Brokoff tarafından yapılmış. Brokoff ailesi, Prag’daki birçok Barok heykelin altında imzası bulunan önemli bir sanatçı ailesi olarak biliniyor. Charles Köprüsü’nde gördüğümüz birçok dramatik figür aslında onların elinden çıkmış. Ancak “Türk Heykeli” diğerlerinden biraz farklı duruyor. Çünkü bu eser Avrupa’nın Osmanlı’ya bakışını da taşın içine yerleştirmiş somut bir anlatı gibi.
Heykel grubunun merkezinde üç aziz bulunuyor: John of Matha, Felix of Valois ve Ivan. Bunlar Trinitarian Tarikatı ile ilişkilendirilen isimler. Tarikatın temel amacı, Müslüman topraklarında esir düştüğü düşünülen Hristiyanları kurtarmak ve fidye karşılığında serbest bırakılmalarını sağlamak olarak biliniyor. Orta Çağ’dan itibaren Akdeniz’de korsanlık faaliyetleri, savaşlar ve sınır çatışmaları nedeniyle hem Müslümanlar hem Hristiyanlar karşılıklı olarak esir alıyordu. Avrupa’da bu hikâyeler zamanla çok güçlü bir dinî anlatıya dönüştü. Charles Köprüsü’ndeki bu heykel de tam olarak bunu anlatıyor.
Eserin alt bölümünde küçük bir zindan sahnesi görülüyor. Zincire vurulmuş insanlar, karanlık bir alan ve onların başında duran sarıklı bir Osmanlı figürü bulunuyor. İşte “Türk Heykeli” denmesinin nedeni bu. Osmanlı bekçisi, sahnenin en ilginç kısmı çünkü yüz ifadesi diğer figürler kadar sert değil. Herkes gibi benim de dikkatimi çeken ayrıntı buydu. Avrupa sanatında Türk figürü genelde tehdit unsuru gibi resmedilirken burada daha sakin, hatta hafif tebessüm eden bir yüz görüyoruz.
Küçük bir araştırma yaptığımda 17. Ve 18. Yüzyıl Avrupa sanatında Osmanlı figürleri oldukça yaygın olduğunu gözlemledim. Özellikle II. Viyana Kuşatması sonrası dönemde Osmanlılar Avrupa sanatında hem korkulan hem de merak edilen bir unsur hâline geliyor. “Turquerie” adı verilen moda akımıyla birlikte Avrupa’da Türk kıyafetleri, sarıklar, kahve kültürü ve doğu imgeleri aristokrat çevrelerde ilgi görmeye başlıyor. Yani Osmanlı imgesi hem askeri korku hem de de egzotik bir merak üzerinden şekilleniyor.
Prag’da rehberlerin anlattığı ilginç detaylardan biri de bu heykelin köprünün en pahalı eserlerinden biri olduğu. Bunun nedeni yalnızca boyutu değil; heykeldeki figür sayısı ve kompozisyonun karmaşıklığı. Gerçekten de diğer köprü heykellerine göre çok daha hareketli bir sahneye sahip. Yukarı doğru yükselen aziz figürleriyle aşağıdaki zindan sahnesi arasında keskin bir karşıtlık kurulmuş. Barok sanatın sevdiği teatral anlatım burada açık şekilde hissediliyor. Heykele biraz uzaktan bakınca taş değil de donmuş bir tiyatro sahnesi görüyormuş hissi oluşuyor.
Charles Köprüsü zaten başlı başına tarihî bir miras alanı. 14. yüzyılda IV. Karl döneminde yaptırılan köprü, Prag’ın en önemli yapılarından biri kabul ediliyor. Yüzyıllar boyunca kralların taç giyme alayları buradan geçmiş, savaş dönemlerinde askerî geçişler burada yapılmış, sellerde zarar görmüş, restore edilmiş. Heykellerin büyük kısmı ise 17. ve 18. yüzyıllarda eklenmiş. Bugün gördüğümüz Charles Köprüsü de bu bağlamda Gotik mimari ile Barok estetiğin iç içe geçtiği bir yapı.
Türk ziyaretçiler için bu heykelin ayrı bir tarafı var. Prag sokaklarında gezerken bir anda Osmanlı figürüyle karşılaşmak beklenmedik bir çağrışım yaratıyor. Üstelik bu figür bir müzede değil; Avrupa’nın en turistik köprülerinden birinin tam ortasında duruyor. Çevresinde selfie çeken turistler, sokak müzisyenleri, ressamlar ve kalabalık arasında yüzyıllardır beklemeye devam ediyor.
Bazı sanat tarihçileri, bu heykelin Avrupa’nın kolektif hafızasında Osmanlı’yı “öteki” olarak konumlandırdığını söylerken bazıları da figürün şaşırtıcı derecede insani işlendiğini vurguluyor. Gerçekten de heykelin önünde uzun süre durunca ilk bakışta görülen “düşman Türk” algısı biraz kırılıyor. Çünkü heykeltıraş figüre karikatürize bir kötülük yüklememiş. Daha çok dönemin zihniyetini yansıtan tarihî bir karakter gibi duruyor.
Bugün Charles Köprüsü’nde yürüyen insanların çoğu bu detayları bilmiyor. Bir kısmı yalnızca fotoğraf çekip geçiyor. Ama heykelin hikâyesini öğrendikten sonra insan aynı yere tekrar bakıyor. Çünkü bu eser yalnızca dinî bir anlatıdan ziyade Osmanlı-Avrupa ilişkilerinin, korkuların, propaganda dilinin ve kültürel merakın taşlaşmış bir özeti gibi.
Belki de bu yüzden Charles Köprüsü’ndeki “Türk Heykeli”, Prag’daki diğer heykellerden daha uzun süre akılda kalıyor.
Sevinç Terzioğlu




