harita2
Savaşın Gölgesinden Vatan Toprağına: Bir Suriye Yolculuğu
Eşiği Aşmak: Dolar, Bürokrasi ve Selame
Yolculuğumuz Kilis’in modern yollarından Öncüpınar Sınır Kapısı’na varmamızla başladı. Yol arkadaşım Prof. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu idi. Zaten bu yolculuk fikri tamamen onundu. Onun ısrarı üzerine birlikte böyle bir yola çıktı. Uluslararası İlişkiler uzmanı olduğundan Suriye’nin savaş sonrası durumunu yerinde görmek istiyordu. Ben de Suriye konusunda kitap yazmış birisi olarak doğrusu merak ediyordum ve birlikte bu maceraya daldık.
Türkiye sınırından arabayla geçiş olduğu için aracımızın işlemleri biraz uzun sürdü. Bu arada arabasıyla Suriye geçmek isteyenler mutlaka araç sahibi olmalı veya araç sahibinin vekaletini almaları gerekir yoksa geçiş imkansız… Türkiye’den çıkış araç nedeniyle biraz uzasa da fazla zorluk çıkmadan geçtik. Ara tampon bölgesi çok büyüktü. Tampon bölgesinde uzun bir sürüşten sonra Suriye tarafına geçtik. Bu arada sınırı yürüyerek geçenlerin ne kadar zorlanacaklarını da düşünmeden edemedik. Bu kadar uzun bir tampon bölgesini yürümek zordu ve araç da görünmüyordu…
 
ÖNCÜPINAR – BAB EL-SELAME
Vatan toprağından ayrılıp Suriye’ye ilk adımı atacağımız nokta Kilis Öncüpınar Sınır Kapısı’ydı. Ancak sınırın öte tarafı, yani Suriye’deki ismiyle Bab el-Selame, bizi karşıladığı an anladık ki burası sadece bir coğrafi sınır değil, aynı zamanda bir zaman tüneliydi; Türkiye’nin en az 50-60 yıl gerisinden gelen bir manzara bizi bekliyordu.
Sınırın öte tarafı, yani Suriye’deki ismiyle Babüsselame, bizi daha ilk adımda kaosun içine çekti. Modern bir devlet anlayışından uzak, derme çatma kulübelerde yürütülmeye çalışılan bir “sınır yönetimi” ile karşılaştık. Araçla sınır çıkışına geldiğimizde pasaportumuza mühür vurmadığımızı ve geri dönüp mühür vurmamız gerektiğini söyledi görevli. Tamam da geldiğimiz yolda pasaport kontrolü yapılan bir yer veya tabelayla karşılaşmamıştık. Araçla çıkışa kadar gelmiş ve kimse de bizi durdurmamıştı. Neyse geri döndük ve pasaport ile araç çıkış işlemi yapmak istediğimizi söyledik. Önce araç çıkışı için bizi bir kulübeye yönlendirdiler. Burada evrak işlemi yaptıktan sonra bizi yan taraftaki barakaya yani onların tabiri ile bankaya gönderdiler.
 
Doların Hüküm Sürdüğü “Banka” Kulübeleri
Burasına banka diyorlardı ama aslında para alınan bir gişeydi. Görevli, yüzünde hiçbir ifade olmadan 100 dolar istedi.
“Türk Lirası olmaz mı?” sorumuz havada kaldı. Sadece dolar kabul ediyorlardı. Halbuki yola çıkmadan önce bize Türk lirası ile Suriye’de her iş yapabilirsiniz dolar veya Suriye parası almanıza gerek yok denilmişti.
Yanımızda dolar olmadığı için bizi sınırın içindeki bir benzin istasyonunun marketine döviz bozdurmaya” gönderdiler. Marketten Türk Lirası verip dolarımızı aldık, geri dönüp o 100 doları teslim ettik. İlk barajı böylece aşmış olduk.
Buradaki görevli pasaportlarımızı da karşı kulübede onaylamamız gerektiğini söyledi. Asıl hayret verici olan ise vize bölümüydü. Biz yeşil pasaport sahibiydik ve uluslararası teamüllere göre vizeden muaf olmamız gerekiyordu. Ancak karşılaştığımız görevlilerde bırakın muafiyet tanımayı, “yeşil pasaport” diye bir kavramın varlığından bile haberleri yoktu.. Sadece kıdemli olduğunu ve işi bildiğini anladığımız bir görevli durumu bize izah etti ve yakın bir zamanda yeşil pasaportlar için düzenleme yapılacağını söyledi ama şimdilik diğer pasaportlardan bir farkı yoktu. Yine de yeni kurulan bir devletin böyle bir bocalanma yaşamasını doğrusu normal karşılıyorduk. Sonuçta bize karşı muameleleri çok iyiydi. Öğrencilik yıllarımda Suriye’ye geldiğimde doğrusu hiç insanca muamele görmemiştik.
Vize için “Kişi başı 50 dolar” dediler ve yine nakit dolar ısrarı… Naçar bir şekilde markete gidip dolar aldık ve pasaportlarımızı onaylatmak için ilgili görevlilere verdik. Kalabalık bir insan yığını arasında, bilgisayar acemisi görevlilerin elinde evraklarımızın dolaşmasını bekledik. Sonunda yaklaşık 40 dakikalık bekleyişten sonra pasaportlarımızı aldık.
Sırada konuştuğumuz kişiler hafta sonu olduğu için kalabalık olduğunu söylediler. Sabah erken saatte ya da hafta içi gelmiş olsanız daha sakin olur dediler. Bunu da Suriye’ye gitmek isteyenlere uyarı olarak yazmış olalım.
 
Suriye Tarihi ve Önemi
Madem Suriye seyahatine çıktık biraz da Suriye hakkında kısaca bilgi verelim: Suriye, sadece bir ülke değil; tarihin başladığı (mezopotamya), medeniyetlerin çarpıştığı ve kaderinin coğrafyası tarafından yazıldığı kadim bir düğüm noktasıdır. Burası büyük uygarlıkların jübile yaptığı ve yeni bir medeniyetin ateşinin yandığı yerdir. Bu topraklar, binlerce yıldır dünyanın en kritik jeopolitik satranç tahtası olmuştur.
 
İsmin Kökeni: “Suriye” Nereden Geliyor?
“Suriye” isminin kökeni hakkında tarihçiler iki ana teori üzerinde durur: En güçlü teori, ismin Eski Yunanca “Assyria” (Asur) kelimesinden türediğidir. Fenike ve Yunan dünyası, bölgeyi Asur imparatorluğunun etki alanı olarak gördüğü için bu ismi kullanmıştır. Bazı kaynaklar, bölgenin yerel dillerinde “yüksek yer” anlamına gelen veya Fenike dilindeki “Tsur” (Lübnan’daki Sur şehri) kelimesinden evrildiğini savunur. Ancak bugün kabul edilen genel görüş, ismin Asur medeniyetinin mirası olduğudur.
 
Jeopolitik ve Stratejik Önem: “Dünyanın Kalbi”
Suriye’nin stratejik önemini üç temel kavramla özetleyebiliriz: Köprü, Kapı ve Enerji.
• Medeniyetler Kavşağı: Doğu ile Batı’yı (İpek Yolu), Kuzey (Anadolu) ile Güney’i (Arap Yarımadası ve Mısır) birbirine bağlayan “Bereketli Hilal”in tam merkezidir. Zaten dünyanın ilk yazılı antlaşması olan Kadeş antlaşması da bölge hakimiyeti için Hititler ile Mısır arasında yapılmıştır.
• Akdeniz’e Açılan Pencere: Mezopotamya ve Orta Asya derinliğinin Akdeniz’e çıkış noktasıdır. Bugün Rusya’nın Tartus ve Lazkiye’deki varlığı, bu stratejik pencereyi tutma çabasıdır.
• Enerji Koridoru: Körfez petrollerinin ve doğalgazının Avrupa’ya ulaştırılması için en ekonomik ve stratejik güzergah Suriye üzerinden geçer. Bölgedeki savaşın perde arkasındaki en büyük etkenlerden biri de bu “boru hattı rekabetidir.”
İsrail’e Sınır Olması: Suriye aynı zamanda İsrail’e ve Kudüs’e sınırdır. Kudüs’e egemen olmak isteyen ya da Kudüs’te tutunmak isteyen tüm güçler Suriye’ye hakim olmalıdır. Haçlı Seferlerinde de Kudüs’ü almak için Suriye işgal edildi. Tersine bir dönüş de yani Haçlıları bögeden çıkarma da Suriye ile Mısır’ın tek elde toplanması ile mümkün oldu. Günümüzde de aynı strateji geçerlidir. Kudüs’ü almak için Suriye ve Mısır’ın tek olması gerekir.
 
Kuruluş ve Siyasi Değişimler: Osmanlı’dan Cumhuriyete
Suriye’nin modern tarihi, bir imparatorluğun çöküşü ve ardından gelen bir arayış hikâyesidir:
• Emevi Dönemi: Suriye, İslam tarihinde hep Emevilerin başkenti olması ile anılır olmuş ve bu şekilde hatırlanmıştır. Bu nedenle Şiilerin Şam’a bakışı hep düşmanca ve eski sorunlarını hatırlatan bir yer olarak bakmışlardır. Şiilerin buraya egemen olması hep kanlı olmuştur. Suriye de Emevi dönemi hep büyük bir atılım ve medeniyet dönemi olarak da anılmıştır. Şam’da gördüğümüz Emevi kılıcı anıtı geçmişin bu büyük hatırasından başka bir şey değildir.
• Osmanlı Dönemi (1516-1918): Suriye, dört asır boyunca Osmanlı’nın en önemli vilayetlerinden biri (Şam ve Halep eyaletleri) olarak barış içinde yönetildi.
• Fransız Mandası (1920-1946): Sykes-Picot anlaşmasıyla bölge Fransızlara bırakıldı. Suriyeliler bu dönemi “Kara Günler” olarak anar; zira Fransızlar ülkeyi mezhepsel temelli küçük devletçiklere bölmeye çalıştı.
• Bağımsızlık (1946): II. Dünya Savaşı sonrası Fransızların çekilmesiyle Suriye bağımsız bir cumhuriyet oldu. Ancak bu demokrasi deneyi uzun sürmedi; 1949-1970 arası tam bir “darbeler dönemi” yaşandı.
Baas Partisi: “Birlik, Özgürlük, Sosyalizm”
Baas (Yeniden Doğuş) Partisi, 1947 yılında Michel Aflaq (bir Hristiyan) ve Salah al-Din al-Bitar (bir Sünni) tarafından kuruldu. Partinin ideolojisi üç temel sütuna dayanıyordu:
1. Vahde (Birlik): Tüm Arap dünyasının tek bir devlet altında birleşmesi (Pan-Arabizm).
2. Hurriye (Özgürlük): Emperyalizmden ve sömürgeden kurtuluş.
3. İştirakiye (Sosyalizm): Devlet eliyle kalkınma ve sınıfsal eşitlik.
Baas’ın İktidara Yükselişi:
• 1963 Darbesi: Baas Partisi, askeri bir darbeyle yönetimi tamamen ele geçirdi.
• 1970 “Düzeltme Hareketi”: Hafız Esad (Beşar Esad’ın babası), parti içindeki rakibi Salah Cedid’i tasfiye ederek iktidarı tek elde topladı. Bu tarih, Suriye’de Baas’ın ideolojik bir yapıdan ziyade, bir aile ve azınlık (Nusayri/Alevi) odaklı bir güvenlik devletine dönüştüğü kırılma noktasıdır.
 
Bugünün Suriye’si: Siyasi Değişimin Bedeli
Baas rejimi, halkı demir yumrukla yönetirken kağıt üzerinde seküler ve sosyalist bir yapı vaat etti. Ancak yolsuzluk, ekonomik daralma ve siyasi özgürlüklerin yokluğu, 2011’deki halk ayaklanmasını tetikledi.
Suriye tarihi, “Dış güçlerin cetveli” ile “İçerideki halkın iradesi” arasındaki bitmeyen bir çatışmadır. Halep’te gördüğümüz yıkım da, İdlib’de gördüğümüz ışıklı reklam tabelaları da bu kadim coğrafyanın hayatta kalma refleksidir.
 
Notlarıma aldığım kritik noktalar şunlar:
• Döviz Zorunluluğu ve Yerel Çözümler: Resmi işlemler için sadece dolar kabul edilmesi ve nakit temini için benzinlik marketine yönlendirilmeniz, bölgedeki finansal sistemin ne kadar iptidai ve “ayaküstü” işlediğini kanıtlıyor. Halbuki Türkiye bugünkü Suriye’nin inşasında büyük katkıları olan ülke olduğu gibi en uzun sınırı da Suriye ile olması nedeniyle olayı çözmesi gerekir. Dışişleri bakanlığının bu sorunu hala çözmemeleri bizim de eksikliğimiz olarak düşünüyorum. Sonuçta karşımızda daha devlet kurumsallığını tamamlamamış bir ibtidai yapı vardı.
• Yeşil Pasaport ve Statü Belirsizliği: Uluslararası diplomatik teamüllerin (Yeşil Pasaport muafiyeti gibi) yerel memurlar nezdinde bir karşılığının olmaması, kurumsal hafızanın ne denli zarar gördüğünü gösteriyor. Dışişleri bakanlığının bu konuyu çözmemiş olması da bizim yöneticilerimizin beceriksizliği mi yoksa vatandaşına sahip çıkmamanın başka bir boyutu mu doğrusu anlayamadım… Sonuçta Dışişleri Bakanlığı uyuyorsa Suriye’deki Büyükelçiliğimiz de mi uyuyor?…. neyse sessiz olalım da uyanmasınlar…
• Ücret Eşitsizliği: Türk vatandaşlarından alınan 50 dolarlık vize ücreti çok yüksek. Halbuki günübirlik karşılıklı geçişler için vize muafiyeti tanınmalıydı ki Esed döneminde bile 48 saatlik vize muafiyeti vardı. Uzun kalışlar için vize ücreti on dolar seviyesini geçmemeliydi ki karşılıklı geçişler artsın özellikle sınır kentlerimizin Suriye ile ilişkilerini güçlendirmesi ve sınır ticaretini sağlasın.
• Araçlara uygulanan yüksek ücret de ayrı bir zorbalık: Araç ücretlerinin 20 dolar civarına çekilmesi Suriye’ye geçişleri hızlandıracaktır ve bu da iki ülke arasındaki ticareti geliştirecektir… Bir an önce devletin bu sorunu da çözmesi gerekir.
• Altyapı ve Sistem Yetersizliği: Bilgisayar başında işlem yapma konusundaki yavaşlık ve kalabalık içindeki düzensizlik da bir an önce aşılmalı ve işi bilen gümrük görevlileri istihdam edilmeli ya da Türkiye bunların eğitimini üstlenmelidir.
İbrahim Halil ER

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir