Sonunda Vedat Ağabeyim Evleniyordu
Benim canım Vedat Ağabeyim yakışıklı, esmer, uzun boylu, iri gözlü biriydi. Tatlı dükkânı işletiyordu. Halleri vakitleri eskisi kadar iyi olmasa da yaşadığımız yerde zengin sayılırlardı. Babası buranın tanınmış zengin ailelerinden birinin tek oğluydu. Vedat Ağabeyim de bu ailenin tek erkek torunuydu. Şımartılmış, el üstünde tutularak büyütülmüştü. Annesi ve babaannesi onun türlü kabahatlerini örterlerdi. Bir tek babasından ve dedesinden korkardı. Ama kızlar söz konusu olduğunda kimseden korkmaz bildiğini yapardı. Mahalleli ona “Çapkın Vedat” derdi. Kızlar ona bayılır ama yaklaşamazdı. Çünkü bilirlerdi ki Vedat asla kimseyi gerçekten sevmez. Çok âşık olan olurdu. Çok intihara kalkışan. Ama Vedat Ağabeyim asla yaptığının yanlış olduğunu düşünmezdi. Çok kızın gönlünü çalmıştı. Ama iş evlenmeye gelince ne kendisi evlenmek isterdi ne de karşı taraf kızını vermeye cesaret edebilirdi. Hangi kıza talip olsalar, “olmaz” cevabıyla karşılaşıyorlardı. İlçemizde onun çapkınlık hikayeleri dilden dile dolaşıyordu zaten.

“Yok, şunun kızıyla gezmiş tozmuş ortada bırakmış, ötekinin kızını kandırmış, evlenelim diye yalan söylemiş” diye türlü dedikodularla Vedat Ağabeyim 48 yaşına gelmişti.
Annem ve Gülgün teyzem çok çabalamışlardı evlenmesi için. Her yere haber vermişlerdi tek istekleri onun mürüvvetini görmekti artık. “Bizim aileye yakışan, uygun bir kız olursa hemen evlendirelim demişlerdi.” haber yolladıkları herkese. Annem ablaydı daha iyi bilirdi bu işleri. Gülgün teyzem o yüzden her gün arar annemi, saatlerce konuşurlardı. Tabi ki gündem hep Vedat Ağabeyim olurdu. “Ablacım şu çocuğu eve bağlayacak güzel bir kız olsa, sevseler birbirlerini. Gözüm arkada kalmasa artık.” diye söylenir dururdu. Annem ise “Ay Gülgün üzülme bulacağız. Ama bu oğlan da gerçekten abarttı. Haber yolladığımız kimse kızını vermek istemiyor.” der ardından Gülgün teyzemin ağlamaklı sesini duyunca “Ama dur dur bekle üzülme.” diye toparlardı hemen.
Aradan uzun zaman geçmiş bu iki kız kardeşin çabaları sonuç vermişti sonunda. Vedat Ağabeyim de ailesine uygun biriyle tanışmış ve evlilik yoluna girmişti.
Kızın adı Selda idi. Yaşları yakındı birbirine. Güzel bir kadındı. Öğretmendi. Hiç evlenmemiş, annesi ve babasını öğretmen olduktan sonra trafik kazasında kaybetmişti. Yıllarca annesini ve babasını kaybettiği trafik kazasında yatağa muhtaç kalan erkek kardeşine bir bakıcı ile birlikte bakmıştı. Kardeşi vefat edince bizim ilçeye tayin istemiş aslen Denizlili, kibar, yaşadığı bütün sıkıntılara ve yaşına rağmen gene de genç kalmış bir kadındı. Ailesini kaybettiği gün öğrendiği bir gerçek yüzünden bir arayışa çıkmıştı aslında. Meğer aynı anneden değillermiş kardeşiyle ama bunu kardeşine asla söylememiş. Ama kalbinde açılan bu boşluğu doldurmak içinse uzun süre beklemek zorunda kalmış güçlü bir kadındı. Uzun süre gerçek annesini aramış ve bulmuştu bu süreçte. Çoktan vefat etmişti annesi, yüzünü görememişti ama ondan kalan büyük bir sürpriz vardı. Miras ve hakkındaki gerçekler!
Annesi babasından sonra hiç evlenmemiş, yıllarca küçük bir butik işletmiş, çalışmış çabalamış ve babasından kalan malları da ekleyince yüklü bir servete sahip olmuş.
Dedesi annesine evlenmesi için izin vermeyince babasıyla kaçmışlar ama maddi imkânsızlıklardan dolayı annesi pişman olmuş, babası yıpranmış. İki hafta sonra babasının evine dönmüş annesi. Dönmesine dönmüş ama hamileymiş. Babası şart koşmuş çocuk doğar doğmaz babasına bırakılacakmış. “Nikahınız bile yok. Bu çocuğa bakmak onun görevi olacak. Seni böyle perişan etti. Baksın çocuğuna.” demiş başka da bir şey dememiş. Annesi günlerce ağlamış. Geri dönse döneceği bir yer yok, kaçsa gideceği bir yer yokmuş. Çok da yalvarmış babasına. Ama çok ketum bir insanmış asla ne çocuğu ne de babasını kabul etmemiş. Ve sonuç olarak çocuk doğduğu gün daha annesi kucağına bile alamadan götürüp babasına teslim etmiş.
Bunların hepsini ise daha yeni tanıştığı dayısından öğrenmiş Selda öğretmen. Dayısı “Miras bana kaldığında yeğenim bir kuruşuna bile elimi sürmedim. Karar verdim ben bu kızı bulacağım ve yeğenim, annen sensiz çok çekti. Bunlar senin. Sen güzel yaşa ki o da rahat uyusun.” demiş. Selda öğretmen tüm bunları büyük bir sakinlikle dinledikten sonra vedalaşıp ayrılmış dayısının yanından.
Yaşadıklarından olsa gerek artık büyük büyük tepkiler veremediğini fark etmiş. Ailesinin kaybı, kardeşinin kaybı, kalbindeki aşk acısı ve öğrendikleri. Kalbine ağır gelse de sakin kalmaya çalışıyormuş.
Sahip olduğu parayla önce güzel bir ev almış. Zevkine göre de dayamış döşemiş.
Vedat Ağabeyime de evlenince bu evde oturalım, hiçbir eşya alma ben bu evi zevkime göre döşedim böyle de kalmasını istiyorum demişti. Vedat Ağabeyim de kabul etmişti, yıllar sonra bulduğu müstakbel eşini kırmamış, tamam nasıl istersen demişti.
Annem ve Gülgün Teyzem, Vedat Ağabeyimin kısa sürede evliliğe nasıl tamam dediğine, kızı görür görmez verdiği şaşkın tepkilerine şaşırmışlardı. Önce bir tereddüt etmişti, olmaz, o kız beni istemez demişti. Annem durur mu hemen gidip Selda öğretmen ile konuşmuştu. Selda öğretmen tabii neden olmasın ama önce bir görüşmek isterim, benden haberi var mı yok mu bilmek isterim, beni istemeyebilir demişti. Ama olmuştu işte. Resmen evleniyorlardı.
Bütün hazırlıklar tamamlanmış düğün günü gelip çatmıştı. Bizim ilçenin en büyük, en gösterişli düğün salonunu tutmuşlar, bir gün öncesinde de dillere destan bir kına gecesi yapmışlardı. Düğün salonu tıka basa dolmuştu. Düğün için ise her şey düşünülmüştü. Yemekler bir gün önceden hazırlanmaya başlamıştı. Her şey son derece mükemmel ve gösterişliydi. Neredeyse bütün ilçe oradaydı.
Nihayet gelin ve damat düğün salonundan içeri girmiş, onların ardından nikah memuru da salona giriş yapmıştı. Vedat abimin gözleri mutluluktan ışıl ışıl parlıyordu. Yıllarca evlenmemek için direnen adama bir haller olmuştu.
Peki ya gelin o da çok mutluydu ama sanki onunki başka bir mutluluktu. Ama hiç kimse bunun çok da üzerinde durmuyordu. “Tam bu kızda bir haller var teyze.” diyecektim ki “Kızın kimsesi yok canım onun davranışlarını bu kadar incelemeyin lütfen” deyip lafı ağzıma tıkamıştı Gülgün teyzem.
İşte en mutlu an gelip çatmıştı. Nikah memuru çiftleri ve şahitleri masaya davet etmiş ve konuşmasının ardından o geleneksel soruyu sormuştu. Vedat Ağabeyim heyecanla “Eveeett” diye bağırmış etrafa gülücükler saçmıştı. Aynı soru gelin hanıma sorulduğunda ise alınan cevap, salonda buz gibi bir hava estirmişti. Bu nasıl olurdu? İlçenin zengin, soylu ailesinin düğününde olacak rezalet miydi bu? Herkese ne derlerdi? Ama işte olmuştu. Sayın Hayri kızı Selda Sevinç Öztürk Sayın Erkan oğlu Vedat Tulumcu’yu eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?

HAYIR!
Yapılan onca hazırlık, davetli misafirlerin şaşkın bakışları ve o cevabın ardından oluşan ezici sessizlik…
Sonra birden mikrofonu tekrar almıştı eline Selda öğretmen ve konuşmaya başlamıştı.
“Yıllar önce benim başkası ile evlenmemem için çıkardığın birlikte olduğumuz yalanı için, beni yatalak kardeşimle baş başa kaldım diye terk ettiğin için, yıllarca mutsuz olmama neden olduğun için hayır hayır sonsuza kadar hayır!”
Sonra da duvağını söküp, masadan kalkıp gitmişti.
Ardından bakanlar söyleyecek tek kelime bulamamıştı. Vedat Ağabeyim ise ilk defa başını öne eğmişti. Yaptıklarıyla gerçekten yüzleştiği bir andı o an. Sanırım yıllardır ilk defa bu kadar yakından fark etmişti yaptıklarını. Selda’nın o cesurca kapıdan çıkıp gidişi de uzun zaman konuşulmuştu ilçede. “Bir kadın eğer isterse en güçlü varlığa dönüşebilir” bunu kanıtlamış ve örnek olmuştu ilçenin kızlarına. Bu olaydan sonra bu ilçe asla eski “aman sen kızsın!” korkusunu içinde barındırmamıştı.
Teşekkürler Selda Öğretmen


