Aç Bir Ceylan Gibi-(İkinci Bölüm)

0
istockphoto-2155799257-612x612

A springbok antelope (Antidorcas marsupialis) in late afternoon light, South Africa

Spread the love

– Merhaba.

Kız irkildi. Dönüp baktığında tanımadığı, gözlüklü bir adamın tam yanında durduğunu gördü. Adam gözlüğünü çıkardı. Tertemiz giyinmişti. Tam bir İtalyan’a benziyordu… Aynı adamdı!

Kız o kadar şaşırmıştı ki selam almayı unuttu. Ağzı açık bir halde adama bakıyordu. Adam gülümseyerek hafifçe kıza eğildi, fısıldadı:

– Aç kalmış bir ceylan…

Kız utandı, kızardı…

– Nereden geliyorsun? – diye adam nezaketle sordu.

– Dersten…

– Biliyorum. Demek burada okuyorsun.

– Evet…

Yan yana yürümeye başladılar. Kız sormak istedi: Nereden çıkıp gelmişti buraya? Onun buralarda ne işi vardı? Hani köye gidecekti? Ama hiçbir soru sormadı. Heyecandan titrediğini hiss ediyordu. Boğazı da kurumuştu, yutkunup duruyordu.

– İstersen buralarda biraz dolaşalım. Acelemiz yok ya?

Kız başıyla “hayır” işareti yaptı. Bu “hayır” ikinci sorunun cevabıydı. Ama ne dolaşması, neden dolaşmaları gerekiyordu ki?

– Hava güzel, – dedi adam onun düşüncesini anlayarak, – yürüme mesafen çok mu?

Kız başıyla “evet” dedi. “Ne alakası var?” diye içinden düşündü ama diline getirmedi. Adamın teklifi nedense hoşuna gitmişti, itiraz etmek istemiyordu.

– O zaman gel, bir yerde biraz oturalım, – sonra etrafına baktı, sanki birini arıyordu. – Acelemiz yoksa bir çay da içebiliriz.

– Hayır, zahmet etmeyin… – dedi kız zayıf bir sesle itiraz ederek. Ama sanki kuruyan boğazı onun söylediğinin tersini yapıyordu. Boğazını temizledi.

Adam dikkatlice onun elindeki laptopu aldı.

– Ver, ben taşıyayım, sana ağır gelir.

Rüyada Ceylan Görmek: Zarafet, Masumiyet ve Huzurun Sembolü** - 73 Haber

Kız hiçbir şey demedi. Heyecanı gittikçe artıyordu. Bu adam ondan ne istiyordu? Neden kendi yoluna gitmiyordu?

– Siz burada birini mi bekliyordunuz? – diye kız aniden sordu.

– Hayır, neden ki?

– Ben… öyle sandım…

– Yok, tesadüfen geçiyordum, seni gördüm ve durdum.

– Haa, – dedi kız ne diyeceğini bilemeyerek. Aslında adamın söyledikleri pek inandırıcı da değildi. Ama konuşma öyle bir noktaya gelmişti ki, bundan fazlasını söylemek de uygun olmazdı.

Birbirilerinden biraz aralıklı yürüyorlardı. Adam ara sıra nedense, yolunu yürüyemeyen ve annesine tutunan bir çocuk gibi, kızın koluna ve omzuna dokunuyordu. Kız bundan rahatsız olsa da, sanki hiçbir şey hissetmiyormuş gibi davranıyordu.

Adamın ısrarıyla oturdular. Kız tedirgin bir halde etrafına bakıyordu; birden yanlarından geçenlerden biri onu tanıyabilirdi. Adamın ise dünya umurunda değildi. Önce dondurma sipariş etti, ardından çay getirmelerini istedi…

***

– Vallahi, ne diyeyim bilmiyorum, – kızın annesi kızı adına konuşmak istemedi. – Şimdi o eski zamanlar değil ki, kalkıp kızımızı görüp beğenmediği birine verelim…

– Kim demiş buluşmasınlar? – damat tarafından gelen misafir biraz kendinden emin bir tavırla konuştu. – buluşsunlar, dolaşsınlar, birbirilerini tanısınlar.

– Yok daha neler… – diye bir ses araya girdi. Bu, kızın küçük kız kardeşiydi.

Gelen misafirlerle ev sahipleri birbirilerine her şeyi anlatmaya çalıştılar; evden, iyi şartlardan, imkândan, iş güçten söz ettiler, sevgiden başka… Bunu kız ile oğlanın işi olarak düşündüler; eğer olur giderse, büyükler de hayır duasıyla işi hayra bağlarlardı.

 

HEMERANS & ANATOLIA (Çıralı) - 2026 Otel Yorumları ve Fiyat Karşılaştırması - Tripadvisor

***

…Kız pek söz dinlemiyordu. Çok düşünüp taşındıktan sonra oğlanla görüşüp konuşmayı kabul etti.

– Anne, ama bir işim var, onu halledeyim, sonra…

– Halledersin kızım, acele mi var sanki. Görüşüp iki kelam konuşmanın ne zararı var? – annesi ısrar etti.

– Yok vallahi, işimi düzene koymadan kafamı dağıtmak istemiyorum. Kaçmıyoruz ya, o burada ben burada. Görüşürüz…

– İyi, ne diyeyim… – anne istemeye istemeye razı oldu.

***

– Biliyor musun, bazen bana öyle geliyor ki, biz çok eskiden beri birbirimizi tanıyoruz. Nuh Nebi’den beri gibi, – dedi adam göz ucuyla ona bakarak. Yan yana yürüyorlardı. O kadar yavaş gidiyorlardı ki, sanki ayaklarının altında yumurta olsa kırılmazdı. – Sana da öyle gelmiyor mu?

– Bilmiyorum… evet, bazen oluyor, – diye kız iç çekti.

– Ahın dağlara, – dedi adam şaka yaparak. Güldüler. – Konuşkan birine benziyorsun, – diye adam birden ona bakarak söyledi.

Kız cevap vermedi.

– Evet, – diye ısrar etti adam, – öyle değil mi?

– Hayır… – kız utandı, sonra sordu: – Sen Bakü’ye tamamen mi geldin? Almanya’ya hiç dönmeyecek misin?

– Hayır, neden ki?

– Yok, öylesine sordum…

– Gurbetçilik kötü şey, – dedi adam, sonra biraz susup ekledi: – boş bir hayat aslında…

– Neden?

– İnsan ne kadar kalabilir ki yabancı bir yerde? Bunun ne anlamı var… Yüz yıl da geçse orada seni kendilerine katmazlar. Üçüncü sınıf insan olursun orada…

– Ama ben yurt dışında yaşamak isterdim…

– Tavsiye etmem…

– Peki sen neden gitmiştin?

– Ben de o zamanlar senin gibi düşünüyordum. Oralarda rüzgâr esmiş, cevizler dökülmüş sanıyordum…

– Ne oldu, dökülmemiş mi?

– Var ya, her şey var, insanlık hariç.

– Neden ki?

– Orada kimin sana canı yanacak?.. Yine de vatan iyi…

– Peki senin böyle imkânın, üniversite eğitimin… o yazlıkta hayır mı vardı, toprak taşıyordun, ne bileyim gübre taşıyordun?..

– Antrenman yapıyordum.

– Gerçekten mi?! Ne antrenmanı? – diye kız gülmeye başladı.

– Hem doktor bana demişti ki biraz işçi işi yap, yani fiziksel çalış. Karaciğerimde biraz yağlanma var. Hem de… ne bileyim, merak ediyordum, yazlık evlerinde işler nasıl oluyor diye. – Biraz durup devam etti: – Oranın sahibi, benim arkadaşım. Ona dedim ki, biraz esnemek istiyorum. O da dedi ki, istersen gel bizim yazlıkta biraz uğraş. Ben de gittim.

– Yani Bakü’de kalmak istiyorsun, – diye kız netleştirmek için sordu.

– Aslında Azerbaycan’da. Bunun Bakü ya da başka bir yer olması önemli değil. Evim var, normal bir iş bulup çalışmak istiyorum. Yani burada kalmak istiyorum.

Kız susuyordu. Konuşmak istemiyordu. Evlerindeki görücü meselesi de aklından çıkmıyordu. Annesinden rica edip oğlan tarafıyla konuşmalarını, başka birini istemelerini düşündü. Ama bunu söylemeye cesaret edemiyordu, bunun için güçlü bir sebep lazımdı…

– Ne kadar düşündün öyle? – diye adam kıza bakarak sordu.

Kız dönüp ona baktı.

– Hiç… Düşünüyorum ki… – sözünü tamamlayamadı, düşündüklerini söylemek istemedi.

– Yoksa benim burada kalmamı istemiyor musun?

Artvin'de Gezilecek Yerler — Yapılacaklar & mekânlar | Nelerimeshur

Beklenmedik soru kızı şaşırttı, gözleri biraz büyüdü. Ama heyecanının aksine oldukça sakin bir şekilde, temkinli bir tavırla cevap verdi:

– Senin burada kalıp kalmaman beni ne ilgilendirir ki? – deyip kırgın bir şekilde yüzünü yana çevirdi.

Adam tecrübeli idi, bu tavırdan etkilenmedi. Üstelik kızın cevabı da normaldi; gerçekten de onun burada kalması kimin umurundaydı ki? Demek ki konuşmaya biraz daha ciddi bir hava katmak gerekiyordu…

– Bence aramızdaki ilişkinin gelişmesi sana az şey ifade etmiyor…

Kız ona kısa bir bakış attı: yani çok da bir şey ifade etmiyor…

– O halde biraz açık konuşabiliriz, – deyip dikkatle kıza baktı. Kız başını eğmişti. Bu, onu sonuna kadar dinlemeye hazır olduğu anlamına geliyordu.

– Sana karşı olan duygularım şaka değil, ben… ben seninle evlenmeyi düşünüyorum…

Bu şakacı adamın birdenbire ciddi konuşması kızı da toparlanmaya zorladı. Ama yine de onun niyetinin ciddiyeti tüm sınamalardan geçmeliydi.

– Biz doğru dürüst tanışmıyoruz bile… – dedi kız tereddütle.

– Ben de aynı fikirdeyim, istiyorum ki düzgünce tanışalım, – adam biraz susup ekledi: – Tabii eğer razıysan…

– Ben ne yapmalıyım ki?.. – kız başını kaldırmadan sordu.

– Bence… daha yakından tanışmamıza izin versen yeter… Yani… birbirimizi daha iyi tanımalıyız. Ailelerimiz de tanışmalı.

Kız yutkundu. Annesiyle kısa süre önce “işim var” bahanesiyle yarım bıraktığı konuşmanın yeni bir şekilde ortaya çıkmasına hazır değildi. Üstelik bu “işin” ailesi tarafından nasıl karşılanacağı da belirsizdi.

– Seni anlamaya çalışıyorum. Elbette bizim adetlerimizle ilişkilerimizin örtüşmediği birçok şey var. Sizinkiler hemen benim nereden çıktığımı soracaklar. Ama bil ki ben sonuna kadar seninle gelmeye hazırım. Nasıl istersen öyle yaparız…

– Belki bize gidelim? – diye adam teklif etti.

– Size-e-e?! – kız şaşkınlıktan neredeyse ağzını açık bıraktı.

– Ne oldu? Olmaz mı? – adam da onun şaşkınlığına karşılık vermeye çalıştı.

– Ne derler bize? Öyle şey olur mu? – kız şaşkınlığını yine gizleyemedi.

– Öyle baktın ki sanki…

– Ha? Nasıl baktım ki? – kızın birden aklına adamla ilk konuştukları gün, onun söylediği o gizemli ifade geldi. O anda düşündü ki nihayet “aç kalmış bir ceylan bakışı”nın gizemli kodunu çözecek. – Söyle ya, nolur, ben nasıl baktım ki?

– Altını ıslatmış çocuğun annesine baktığı gibi…

Sıcak kalpler | Yaz piknik, Plaj manzara, Fotoğrafçılık

Birlikte kahkaha attılar. Adam söylediğine içtenlikle gülüyor, kızı güldürebildiği için sanki kendisiyle gurur duyuyordu. Kız ise gülmesine ara verip iki benzetmenin anlamını sormaya çalışıyordu. Ama gülmekten kendini alamıyordu…

 

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir