Oğuz Yılmaz’ın Bence Hatice Albümüne Dair Farklı Bakışlar

0
Oğuyz Yılmaz
Spread the love

Oğuz Yılmaz adı, Türk müzik tarihinde özellikle Ankara oyun havalarının geniş kitlelere ulaşmasında önemli bir yere sahiptir. Ancak Oğuz Yılmaz’ın sanat hayatına yalnızca “oyun havası sanatçısı” tanımlamasıyla bakmak, onun ilk dönem çalışmalarındaki müzikal arayışı ve repertuvar çeşitliliğini gözden kaçırmak olur. 25 Ekim 1968’de Ankara’da dünyaya gelen sanatçı, müziğe küçük yaşlarda ilgi göstermiş, Gençlik ve Spor Bakanlığının düzenlediği müzik yarışmalarına katılmış ve henüz gençlik yıllarında sahne tecrübesi kazanmaya başlamıştır. 1989’da yayımlanan Duydun mu? / Bi Denem çalışmasıyla profesyonel müzik piyasasına giren Yılmaz, kısa süre içinde Ankara’nın eğlence kültürüyle arabesk söyleyiş arasında kendisine bir yol açmıştır. Bunu yaparken plak ve kasetlerin satıldığı bir dükkânı da işletmiştir. Düğünlerde ve eğlencelerde sazını konuşturmuştur. Ankara müziğinin eksen değiştirmeye başladığı dönemlerde ürettiği özgün eserlerle bu değişime olabildiğince direnç göstermeye çalışmıştır.

Bu ilk dönem dikkat çekici bir çeşitlilik taşımaktadır. 1989 tarihli ilk çalışmasında oyun havası çizgisinin yanında “Yalnızım Dostlarım” ve “Çıkmam Artık Meyhaneden” gibi arabesk karakteri belirgin eserler bulunmaktadır. 1990’da yayımlanan Sen Uyurken Gideceğim ise sanatçının arabesk yönünü daha belirgin hâle getirmiştir. Aynı yıl çıkan Zilli Dilek ise Ankara eğlence kültürüne, halk ezgilerine ve oyun havasına daha geniş yer açmaktadır. Böylece Oğuz Yılmaz’ın 1991’e geldiğinde tek bir türün sınırları içinde hareket etmediği görülmektedir.

Tam bu noktada Bence Hatice albümü önem kazanmaktadır. 1991 tarihli bu albüm çalışması, Oğuz Yılmaz’ın ilerleyen yıllarda ulaşacağı oyun havası merkezli şöhretin öncesindeki müzikal arayışları görmek bakımından değerli bir kayıt niteliğindedir. Albüm, halk müziği ezgileriyle arabesk duyarlığı yan yana getirirken sanatçının sesini ve yorum tavrını farklı repertuvarlar üzerinde sınamasına imkân vermektedir.

Albümün Kazan Plak etiketiyle hazırlanması da ayrıca önem taşımaktadır. Oğuz Yılmaz’ın bu şirketle yaptığı çalışmalar, sanatçının sonraki yıllardaki üretim hacmi bakımından uzun bir dönemin başlangıcını oluşturmuştur. Oğuz Yılmaz 1991’den itibaren Kazan Plak’la anlaşarak çok sayıda albüme imza atmıştır.

Albümün yönetmenliğini yapan Kemal Taşçeşme’nin adı, Bence Hatice’nin müzikal dünyasını anlamak bakımından ayrıca önem taşımaktadır. Türk arabesk repertuvarında özellikle 1990’lı yıllardan itibaren besteleriyle kendisine belirgin bir yer edinen Taşçeşme, Şakir Askan, Ali Tekintüre ve Ahmet Selçuk İlkan gibi dönemin güçlü söz yazarlarıyla çalışmış bir bestecidir. Onun bestelerinde arabeskin hüzün, ayrılık, sitem ve kader duygusunu taşıyan anlatım biçimiyle halk müziğinin ezgisel özelliklerinin buluştuğu görülmektedir. Taşçeşme’nin besteci olarak etkisini gösteren eserler arasında, sözleri Ahmet Selçuk İlkan’a ait “İsyanlardayım” özel bir yere sahiptir. Eser, 1992’de Müslüm Gürses tarafından Müslümce 92 albümünde seslendirilmiştir. Taşçeşme’nin Oğuz Yılmaz’la olduğu gibi farklı sanatçılarla da çalışmış olması, Bence Hatice’deki müzikal yaklaşımı daha geniş bir dönem bağlamında değerlendirmeyi mümkün kılmaktadır. Dolayısıyla Bence Hatice albümünü değerlendirirken Taşçeşme’nin katkısını yalnızca albüm künyesindeki bir isim olarak görmek doğru olmaz; onun dönemin arabesk ve halk müziği repertuvarı arasında dolaşan bestecilik anlayışı, Oğuz Yılmaz’ın 1991’deki müzikal yönelişini anlamak bakımından dikkate değer bir arka plan oluşturur.

Oğuz Yılmaz - Bence Hatice (Kaset Kayıt)

Albümün açılışını yapan “Bence Hatice”, çalışmanın karakterini daha ilk dakikalarda ortaya koymaktadır. Eserin söz yazarlığında Şakir Askan, besteciliğinde Kemal Taşçeşme imzası bulunması, dönemin arabesk ve halk müziği repertuvarında sık rastlanan söz–beste–yorumcu birlikteliğinin güzel örneklerinden birini ortaya çıkarmaktadır. Oğuz Yılmaz’ın yorumu ise eseri ağır bir arabesk kalıbın içine hapsetmeden Ankara eğlence kültürünün canlılığı, söyleyiş biçimine hareket kazandırır. Eserin sözlerindeki göndermeler de dikkat çekicidir.

“Leyla’nın gülüşü bahar gibiymiş / Hülya’nın bakışı yakar / Siz gönlüme sorun en güzel kimmiş / Hatice, Hatice, Hatice / Bence Hatice.”

Oğuz Yılmaz ilerleyen yıllarda İbo Show’a misafir olacak ve İbrahim Tatlıses ile tartışma yaşayacaktır. Bu olaydan yıllar evvel adeta Tatlıses’e mesaj gönderilmektedir.

“Sen Deli misin?”, Bence Hatice albümünün arabesk damarını en belirgin biçimde ortaya koyan eserlerden biridir. Söz ve müziği Atilla Alpsakarya’ya ait olan eser, 1991 yılında hem Oğuz Yılmaz hem de Müslüm Gürses tarafından seslendirilmiş olması bakımından ayrıca dikkat çekicidir. “Gönlümde bir yara, hançer gibisin” sözüyle başlayan eser, sevdiği kişiden karşılık göremeyen bir âşığın sitemini dile getirirken, arabesk müziğin temel anlatım unsurlarından olan kırgınlık, karşılıksız sevgi ve anlaşılmama duygularını yalın bir dille işler. “Aşkımı bardağa koysam, içmezsin” dizesi ise aşkın karşı tarafa ulaştırılamamasını gündelik ve güçlü bir benzetmeyle ifade eder. Eserin ikinci bölümünde sevgilinin “için gülüp yüzünün gülmemesi” ve seven kalbi incitmesi üzerinden kurulan anlatım, sitemi daha da belirginleştirir. Burada ilgi çekici olan, aynı eserin iki farklı sanatçı tarafından aynı dönemde yorumlanmasıdır. Müslüm Gürses’in yorumunda eser, onun ağırbaşlı ve hüzün merkezli arabesk söyleyişine yaklaşırken, Oğuz Yılmaz’ın seslendirmesinde daha genç, daha hareketli yorum anlayışı hissedilir. Böylece aynı söz ve beste, iki farklı müzik dünyasının sesinde farklı bir karakter kazanır.

“Bir Görüşte”, sevdanın ilk karşılaşmayla başlayan sarsıcı gücünü anlatan ve söz ile müziği Oğuz Yılmaz’a ait olan eserlerden biridir. “Bir görüşte yaktın beni / Mecnun gibi ettin beni” sözleriyle başlayan eser, daha ilk mısralarda aşk anlatısının güçlü imgelerinden biri olan Mecnun üzerinden sevdanın ölçüsünü belirler. Bir bakışla başlayan aşk, kısa sürede insanın bütün dünyasını değiştiren bir hâle dönüşür. “Binlerce derdin yetmezken / Genç yaşta çökerttin beni” sözlerinde ise sevdanın yalnızca mutluluk getiren bir duygu olmadığı, insanı yoran ve erken yaşta olgunlaştıran bir yük hâline gelebildiği anlatılır. Eserin ikinci bölümünde “Ellerin değse elime / Dudağın değse tenime” sözleriyle fiziki yakınlık arzusu öne çıkar; ardından gelen “Girebilsem o gönlüne / Dünyalar benim olurdu” ifadesiyle bütün bu arzular tek bir noktada, sevilen kişinin gönlünde yer bulma isteğinde birleşir. Oğuz Yılmaz’ın gençlik dönemindeki ses rengi, eserin bu yalın ve doğrudan aşk anlatımına uygun düşer. Burada ilerleyen yıllarda kazanacağı daha oturaklı ve güçlü yorum tavrından ziyade, genç bir âşığın heyecanını taşıyan daha açık ve samimi bir söyleyiş vardır. Eserin bir başka önemli tarafı, Oğuz Yılmaz’ın yalnızca başkalarının repertuvarını yorumlayan bir sanatçı olmadığını göstermesidir. Kendi yazdığı ve bestelediği “Bir Görüşte”, onun söz yazarlığı ve bestecilik yönünü de ortaya koymaktadır.

“Gönlümün Kahyası mısın?”, Bence Hatice albümünün Oğuz Yılmaz’ın Ankara müzik kültürüne yakınlığını en açık biçimde gösteren eserlerinden biridir. Söz ve müziği İ. Behlül Pektaş ile Bayram Şenpınar imzasını taşıyan eser, aşkı ağır ve süslü ifadelerle anlatmak yerine gündelik hayatın diliyle, nükteli ve hafif alaycı bir üslupla ele alır. “Diyorsun ki ceketine gül takma / Doğru yürü, aşka sapma, can yakma / Sağa bakma, sola bakma, yan yakma” dizelerinde sevgilinin davranışlarına müdahale eden, onu yönlendirmeye çalışan bir ses vardır. Burada aşk, romantik bir hayranlıktan ziyade karşılıklı bir çekişmeye dönüşür. Asıl dikkat çekici bölüm ise “Sen benim gönlümün kahyası mısın? / Sen benim keyfimin kahyası mısın? / Sen benim başımın belası mısın?” sözleriyle kurulur. “Kâhya” kelimesinin peş peşe farklı anlam çağrışımlarıyla kullanılması, eserin mizahi tarafını güçlendirirken aynı zamanda sevgilinin üzerindeki etkisini de anlatır. Önce “gönlün kahyası”, sonra “keyfin kahyası” olan sevgili, son dizede “başın belası”na dönüşür. Böylece sevginin insanı hem mutlu eden hem de zorlayan tarafı üç kısa cümlede anlatılır. Eser, albümün ağır arabesk karakter taşıyan eserlerinin yanında nefes aldıran, dinleyiciyi gülümseten ve Ankara’nın sözlü kültüründeki hazırcevaplığı müziğe taşıyan bir örnek olarak öne çıkmaktadır.

“Gece Demem”, Bence Hatice albümünün arabesk yönünü belirginleştiren, söz ve müziği Sait Ergenç imzasını taşıyan eserlerden biridir. “Gece demem, gündüz demem / Ne bulursam içerim ben” sözleriyle başlayan parça, daha ilk mısralarda ayrılığın ve çaresizliğin insanı sürüklediği savrulma hâlini ortaya koyar. Buradaki “içmek” bir alışkanlıktan ziyade acıyı unutma ve yaşananları bastırma çabasını da simgeler. Ardından gelen “Elimde değil ki benim / Atamadım içerimden” sözleri, eserin asıl meselesini ortaya çıkarır: İnsan bazen kendisinden uzaklaştırmak istediği bir sevgiyi, hatırayı veya yarayı taşıyamasa da ondan kurtulamamaktadır. İkinci bölümde ise ayrılığın kesinliği daha sert bir dille ifade edilir; “Senin içtiğini içmeyeceğim” ve “Senin geçtiğin yollardan geçmeyeceğim” sözleri, geçmişle bağları koparma iradesini gösterirken, “Kendin gittin, kendin düştün, kendin yalvardın” ifadesi kırgınlığın yerini siteme bıraktığı noktayı gösterir. Son cümledeki “Bu yarayı yeniden, yeniden deştin” ise arabesk anlatının temel unsurlarından olan yaranın tekrar açılması imgesini güçlü biçimde tamamlar. Eserin bestecisi Sait Ergenç, bu söz dünyasını anlamak bakımından önemli bir isimdir. 1931’de İstanbul’da doğan Ergenç; Şehir Tiyatrolarında oyunculuk yapmış, Yeşilçam’da seslendirme sanatçısı olarak çalışmış, söz yazarlığı ve besteciliğin yanı sıra Ergenç Yapım Plak adıyla plakçılık da yapmıştır. Altın Mikrofon ödülüne sahip olan sanatçının besteleri Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur ve İbrahim Tatlıses (Ben İnsan Değil Miyim?, Ne Senden Geçerim, Seni Sevmek İçin Ölmek mi Lazım, Bal Mısın Şeker Misin) gibi dönemin önemli arabesk yorumcularının repertuvarında da yer almıştır. Bu geçmiş, “Gece Demem”in Bence Hatice içerisindeki yerini daha anlaşılır kılmaktadır.

Bu eserlerden sonra Kemal Taşçeşme dinleyiciye Oğuz Yılmaz’ın halk müziği eğitimi aldığını göstermek ister gibidir. Oğuz Yılmaz Ankara Oyun Havaları ile zaten Halk müziği rüştünü ispat etmiş olsa da çok iyi bilinen bazı eserleri albüme almak istemiş olabilir. Bu eserlerden ilki birçok sanatçı tarafından seslendirilen Al Fadimem eseridir.

Oğuz yılmaz muhtar emmi abidin cd - Efemera - kitantik | #12522303000018

“Al Fadimem”, Bence Hatice albümünün halk müziği ve mahallî repertuvar tarafını güçlendiren eserlerden biridir. Türk halk müziğinin anonim eserleri arasında yer alan parça, farklı yörelerde değişen söz ve ezgi varyantlarıyla icra edilmiş, zaman içerisinde hem türkü hem de oyun havası karakteri kazanmıştır. “Fadime” adı etrafında kurulan anlatım, Anadolu türkü geleneğinde sevilen kadın tipinin, güzelliğin ve gönül ilişkisinin müzikte nasıl karşılık bulduğuna dair tanıdık bir örnektir. Bu bakımdan eser, Bence Haticedeki arabesk ağırlıklı parçaların yanında daha doğrudan halk kültürüne yaslanan bir soluk getirir.

Oğuz Yılmaz’ın yorumu, eserin yöre karakterini korurken onu kendi sahne anlayışına da yaklaştırır. Burada sanatçının seslendirme tavrında ağır bir yorumdan ziyade hareketlilik, açıklık ve dinleyiciyle kolay iletişim kuran bir söyleyiş öne çıkar. Bu özellik, ilerleyen yıllarda Oğuz Yılmaz’ın Ankara oyun havalarıyla kuracağı güçlü bağın erken işaretlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Ancak “Al Fadimem”i yalnızca Oğuz Yılmaz’ın sonraki oyun havası repertuvarının habercisi olarak görmek de yetersiz kalır. Eser, daha geniş anlamda Anadolu’nun sözlü müzik geleneğinin albüme taşınmasıdır.

Albümdeki Neşet Ertaş imzalı “ Zorumuş Meğer” eseri, Bence Haticenin repertuvarını yalnızca arabesk ve Ankara oyun havaları üzerinden değerlendiremeyeceğimizi gösteren önemli örneklerden biridir. “Derde düştüm, dermanını aradım / Derdimin dermanı yar imiş meğer” sözleriyle başlayan eser, daha ilk iki dizede halk şiirinin temel söyleyişlerinden biri olan “dert–derman” karşıtlığını kurar. Aranan dermanın yine “yâr” olduğunun anlaşılması, eserin aşkı beşerî bir sevdadan öte insanın arayışını ve olgunlaşmasını sağlayan bir yol olarak ele aldığını düşündürür. “Turap olup yâre varayım dedim / Ayağına yüzüm sürüyüm dedim” dizelerinde görülen teslimiyet ve tevazu ise halk şiirinin yanı sıra tasavvufi çağrışımlar da taşır. “Ârifler keşfeder sır imiş meğer” sözüyle bu arayış daha derin bir anlam kazanır; gönül ehlinin kavrayabileceği bir sırdan söz edilir.

Eserin üçüncü bölümündeki “Coşkun sel gibiydim, yoruldum gayrı / Çok bulanık aktım, duruldum gayrı” dizeleri, hayat tecrübesinin insanı nasıl değiştirdiğini anlatan güçlü bir mecaz oluşturur. Coşkun ve bulanık akan suyun zamanla durulması, insanın yaşadığı acılar, arayışlar ve ayrılıklar sonunda hakikate yaklaşmasını simgeler. “Nice güzel gördüm, hep ayrı ayrı / Hakikatte gönül bir imiş meğer” dizeleri ise eserin düşünce bakımından en güçlü noktalarından biridir. Güzelliklerin görünüşte çeşitlenmesine karşılık gönlün hakikatte bir olduğu söylenerek, eserin aşk anlayışı daha geniş bir çerçeveye taşınır. Son bölümde gurbet, yârin aşkı ve ayrılık yeniden birleşir. “Gurbet ellerinde garip olanın” sözüyle başlayan bölüm, Anadolu halk şiirinin en güçlü temalarından biri olan gurbet duygusunu yeniden öne çıkarır.

Oğuz Yılmaz’ın bu eseri Bence Hatice repertuvarına alması, onun müzik dünyasının sanıldığından daha geniş olduğunu gösterir. Neşet Ertaş, bozlak geleneğinin en büyük temsilcilerinden biri olarak, Orta Anadolu’nun halk müziği hafızasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Oğuz Yılmaz’ın bu repertuvara yönelmesi, Ankara müzik kültürünün Kırşehir, Keskin, Kırıkkale ve çevresindeki halk müziği damarından bağımsız düşünülemeyeceğini de ortaya koyar. Nitekim Ankara eğlence müziğinde bozlak, türkü, arabesk ve oyun havası repertuvarlarının aynı sanatçıların icra dünyasında yan yana bulunabilmesi, bölgenin müzik geleneğinin önemli özelliklerinden biridir.

Bu iki farklı halk müziği ile nefes alan dinleyiciye “İsyanlardayım”, ile arabesk motifler aktarılır. Bence Hatice albümünün müzikal bakımdan en dikkat çekici eserlerinden biri olan bu eserin sözleri Ahmet Selçuk İlkan, müziği ise Kemal Taşçeşme imzasını taşır. Eserin söz dünyasında “rest çekmek” ifadesinin sürekli yinelenmesi, yaşanan ayrılığın ardından duyulan kırgınlığın giderek daha sert bir başkaldırıya dönüşmesini sağlar. “Gittiğin yerlerden dönmedin geri” sözüyle başlayan anlatı, önce yollara, ardından yıllara, kadere ve nihayet sevdaya karşı bir isyan hâline gelir. “Beklenen yarınlar kaybolmuş dünden / Ümitler selamı kesmişler benden” dizeleri ise eserin yalnızca bir sevgiliye duyulan kırgınlığı anlatmadığını, geleceğe dair umudun da yitirildiğini gösterir. Bu bakımdan “İsyanlardayım”, klasik arabesk anlatının temel damarlarından olan ayrılık, talih, kader, ümitsizlik ve çaresizlik duygularını son derece yoğun biçimde taşır. Eserin müzik tarihindeki serüveni de ayrıca önemlidir. Oğuz Yılmaz’ın Bence Hatice albümündeki yorumunun ardından Müslüm Gürses, “İsyanlardayım”ı 1992 yılında yayımlanan Müslümce 92 albümünde seslendirmiştir.

“Kara Sevdalıyım”, Bence Hatice albümünün sevda merkezli eserleri arasında özel bir yere sahiptir. Sözleri Kemal Taşçeşme, müziği ise Bayram Şenpınar imzasını taşıyan eser, “kara sevda” kavramını yoğun bir aşkın adından ziyade insanın bütün varlığını kuşatan bir bağlılık biçimi olarak ele alır. “Gözler gördü, gönül sevdi neyleyim” sözleriyle başlayan anlatı, sevdanın irade dışı bir hâl olduğunu daha ilk cümlede ortaya koyar. Ardından gelen “Bir ömür veririm bir gün düşüneyim” ifadesi, sevilen kişi uğruna ömrün bütünüyle ortaya konulabileceğini anlatırken, “Deryalar az gelir bu ateşime” sözü de halk ve arabesk şiirinde sık rastlanan ateş imgesini güçlü biçimde kullanır. Eserin son bölümünde “Senin için çekerim her zulmü” denilmesi ise sevdayı yalnızca bir mutluluk kaynağı olmaktan çıkarıp fedakârlık ve katlanma duygusuyla birleştirir. Bu yönüyle “Kara Sevdalıyım”, Oğuz Yılmaz’ın Bence Hatice dönemindeki arabesk yönünü açık biçimde ortaya koyan eserlerden biridir.

“Geceler”, Bence Hatice albümünün arabesk duyguyu en yoğun biçimde taşıyan eserlerinden biridir. Sözleri Şakir Askan’a, müziği ise Kemal Taşçeşme’ye ait olan eser, gecenin yalnızlığın, hasretin ve çaresizliğin taşıyıcısına dönüştüğü klasik arabesk anlatı üzerine kuruludur. “Hüzün kokar, hasret kokar her yanım / Hicran olur yüreğime geceler” sözleriyle başlayan eser, geceyi yalnızca zaman bildiren bir kavram olmaktan çıkararak insanın yaşadığı acıyla bütünleştirir. Gökten yağan “ince ince sızı”nın gözyaşına dönüşmesi, ardından gecelerin “zindan” ve “düşman” olarak nitelendirilmesi, eserin imge dünyasını belirleyen temel unsurlardır. Özellikle “Dört yanımda taş duvarlar / Zindanım olur geceler” dizeleri, yalnızlığın insanı çevreleyen kapalı bir mekâna dönüşmesini son derece yalın fakat etkili bir biçimde anlatır.

Eserin üçüncü bölümünde uzaklardan gelen sevgili sesi, karanlığa gizlenen gözyaşları ve dertlerin yeniden büyümesiyle hasret daha da derinleşir. “Uzaklardan sanki yarim seslenir” dizesi, gerçek ile hayal arasındaki sınırı belirsizleştirirken, gecenin insanın zihninde geçmişi ve özlenen kişiyi yeniden canlandıran bir zamana dönüştüğünü gösterir. Böylece “Geceler”, Bence Hatice albümündeki sevda parçalarından farklı olarak aşkın mutluluk veren tarafı yerine yoklukta bıraktığı boşluğu merkeze alır. Oğuz Yılmaz’ın gençlik dönemindeki ses rengi de bu ağır anlatıya farklı bir boyut kazandırır. Sanatçı burada ilerleyen yıllarda kendisiyle özdeşleşecek hareketli oyun havası tavrından oldukça uzaktadır. Daha sakin, daha hüzünlü ve sözün önüne geçmeyen bir yorum tercih eder.

“Geceler”in Kemal Taşçeşme imzası taşıması, parçayı albümün bütünü açısından da önemli hâle getirir. Taşçeşme, Bence Hatice albümünde müzikal yönetiminden daha çok besteci kimliğiyle de belirgin bir ağırlığa sahiptir. “İsyanlardayım” ve “Kara Sevdalıyım” gibi eserlerde de adına rastladığımız besteci, Oğuz Yılmaz’ın erken dönem repertuvarının oluşumunda önemli bir yere sahiptir. Üstelik “Geceler”in başka yorumcuların repertuvarında da bulunması, eserin yalnızca Oğuz Yılmaz’ın albümü için hazırlanmış bir çalışma olmadığını, dönemin arabesk müzik dolaşımı içerisinde yer alan bir eser olduğunu gösterir. Müslüm Gürses bu eseri 1994 tarihli Kara Kışlar albümünde seslendirmiştir.

Oğuz Yılmaz - Gurbet Gurbet | Deezer

“Mest Oldum”, Bence Hatice albümünün en dikkat çekici eserlerinden biri olmasının yanında, Oğuz Yılmaz’ın 1991 yılında dönemin arabesk ve fantezi repertuvarıyla kurduğu güçlü bağı göstermesi bakımından da özel bir önem taşımaktadır. Sözleri Ahmet Duyar’a, müziği Selami Şahin’e ait olan eser, ayrılık ve çaresizlikten ziyade bir anda karşılaşılan güzellik karşısında duyulan hayranlığı anlatır. “Dalgın, dalgın / Bakıyorken yollara / Önümden bir afet geçti / Mest oldum” sözleriyle başlayan eser, sevilen kişinin görünüşü ve davranışları karşısında büyülenme hâlini dile getirir. “Yürüyüşü, edasına mest oldum”, “saçına gül takışına mest oldum” ve “baygın, baygın bakışına mest oldum” ifadeleri, sevilen kişiyi dış görünüşü, yürüyüşü ve bakışı üzerinden tasvir eden geleneksel aşk söyleyişinin 1990’ların arabesk/fantezi repertuvarındaki karşılığını oluşturur. Oğuz Yılmaz’ın yorumu ise bu söz dünyasını ağırlaştırmak yerine daha canlı, genç ve hareketli bir söyleyişle aktarır. Bu nedenle “Mest Oldum”, Bence Hatice albümünün yalnızca hüzün ve sitem üzerine kurulu olmadığını; sevda duygusunun hayranlık, heyecan ve neşe tarafını da taşıdığını gösterir.

Müslüm Gürses, “Mest Oldum”u yine 1991 yılında yayımlanan Yüreğimden Vurdun Beni albümünde seslendirmiştir. Böylece aynı eser, aynı yıl içerisinde iki farklı müzik anlayışına sahip sanatçının repertuvarında yer almıştır. Eserin sonraki yıllardaki yolculuğu da dikkat çekicidir. Güllü, “Mest Oldum”u 13 Nisan 1994’te yayımlanan Oyuncak Gibi albümünde yorumlamıştır.

“Dertli Mektup”, Bence Hatice albümünün en dokunaklı eserlerinden biri olarak Oğuz Yılmaz’ın arabesk ile halk müziği arasında kurduğu bağı açık biçimde gösterir. Sözleri Gönül Şen, müziği ise Ali Osman Erbaşı imzasını taşıyan eser, bu defa sevgiliden ziyade gurbette bulunan bir insanın ailesine duyduğu hasreti merkeze alır. “Dertli mektup geldi bana evimden” sözüyle başlayan anlatı, mektubu yalnızca bir haber taşıyıcısı olmaktan çıkarıp gurbetteki insanın yüreğinde açılan yaranın sebebine dönüştürür. Ananın “yavrum” diyerek hasret çekmesi, babanın gözyaşlarına boğulması ve gurbetin “alın yazısı” hâline gelmesi, eseri klasik aşk arabeskinden ayırarak gurbet türküsü geleneğine yaklaştırır. Burada Oğuz Yılmaz’ın yorumu da önem kazanır. Genç sanatçı, eserin ağır söz dünyasını fazla süslemeksizin aktarırken, gurbet acısını doğrudan dinleyiciye ulaştıran bir söyleyiş benimser. Böylece Bence Hatice albümündeki sevda ve ayrılık temalarının yanına aile hasreti ve memleket özlemi de eklenir.

“Dertli Mektup”un bestecisi Ali Osman Erbaşı ise eserin anlamını daha da genişleten önemli bir isimdir. Erbaşı, uzun yıllar plak ve kaset piyasasında bağlama icracısı, aranjör, besteci ve albüm yönetmeni olarak çalışmış; özellikle Müslüm Gürses ile yaptığı çalışmalarla tanınmıştır. Müslüm Gürses’in Benim Meselem, Bir de Benden Dinleyin, Müslümce 92, Bir Avuç Gözyaşı, Senden Vazgeçmem ve başka albümlerinde aranjörlük ve albüm yönetmenliği yapmıştır. Ayrıca Gürses’in “Hangimiz Sevmedik”, “Felek Bile Ağladı”, “Çekilmez Hasretin” ve “Dertli Mektup” gibi eserlerinin de bestecisidir. Erbaşı’nın müzik anlayışında halk müziğinin özel bir yeri bulunması, “Dertli Mektup”un neden arabesk ile türkü arasında duran bir karaktere sahip olduğunu da açıklar. Nitekim Erbaşı’nın besteleri arasında “Dertli Mektup”un yanı sıra “Dağlar Dumandır”, “Çekilmez Hasretin” ve “Felek Bile Ağladı” gibi eserler de bulunmaktadır.

Eserin Oğuz Yılmaz’dan önce veya onunla aynı dönemlerdeki dolaşımı da ayrıca dikkat çekicidir. Müslüm Gürses, Selahattin Alpay ve Sibel Altın, “Dertli Mektup”u seslendiren sanatçılar arasında görülmektedir. Müslüm Gürses’in eseri seslendirdiği kayıt ise daha sonraki Bir De Benden Dinleyin çalışmasıyla geniş biçimde bilinir hâle gelmiştir.

“Sen De Gidersen Eğer”, Bence Hatice albümünün duygu yoğunluğu en yüksek eserlerinden biridir. Sözleri Ahmet Selçuk İlkan’a, müziği Selahattin Cesur’a ait olan eser, ayrılık ihtimalini bir sevda hikâyesinin sonu olmaktan çıkarıp hayatın bütünüyle anlamsızlaşacağı bir korkuya dönüştürür. “Dert dökecek dostum yok / Sarılacak kimsem yok / Yaşamaya gücüm yok” dizeleri, sevilen kişinin yokluğunu sevgiliden ayrılma biçiminden ziyade hayata tutunacak bütün dayanakların ortadan kalkması şeklinde anlatır. Ardından gelen “Ben kimi seveceğim” sorusu ise eserin merkezindeki kaybetme korkusunu daha da derinleştirir. “Bağrıma taşlar düşer / Saçıma aklar düşer / Gözümden yaşlar düşer” dizelerinde ise ayrılığın insan üzerinde bırakacağı izler üç ayrı görüntüyle verilir: acı, yaşlanma ve gözyaşı. Bu bakımdan eser, Oğuz Yılmaz’ın Bence Haticedeki arabesk yönünü en açık biçimde ortaya koyan parçalardan biridir. Üstelik eserin yaklaşık beş dakikaya yaklaşan uzunluğu, bu ağır duygunun aceleye getirilmeden işlenmesine imkân verir.

“Sen De Gidersen Eğer”i seslendiren ve yorumlayanlar oldukça fazladır. Selahattin Cesur, Gülcan Opel, Durmuş Çiğdem, Abdullah Gök, Aysel Seda, Ali Seven, Halit Arapoğlu, Mersinli İsmail gibi sanatçıların yanında ilgiyle dinlediğim eserin 1981 yılında Biricik tarafından yayımlanan Gurbet Kuşları plağında yer aldığı görülmektedir. Sözleri Ahmet Selçuk İlkan’a, müziği Selahattin Cesur’a ait olan eser, aynı plakta Orhan Gencebay’ın müzik yönetimindedir. Bu kayıt, Oğuz Yılmaz’ın 1991 tarihli yorumundan tam on yıl önceye gitmektedir.  Eserin daha sonraki kuşaklara ulaşması da dikkat çekicidir. Zara, 2020 tarihli Derin Aşk 4 albümünde “Sen De Gidersen Eğer”i yeniden yorumlamıştır.

oğuz yılmaz - uludağ sözlük

“Kibarım”, Bence Hatice albümünün halk müziği damarını belirginleştiren eserlerden biridir. Söz ve müziği İzzet Altınmeşe imzasını taşıyan eser, sevda duygusunu Anadolu halk kültürünün gündelik hayatından alınmış görüntüler ve söz varlığı üzerinden anlatır. “Elinde maşrabası / Terlemiş kaş arası / Göz gördü gönül sevdi vay / Sızlar gönül yarası” dizeleriyle başlayan eser, daha ilk bölümde sevilen kişinin sıradan bir günlük hayat görüntüsü içerisinden tasvir edildiğini gösterir. Maşraba, ter, kaş, göz ve gönül gibi kelimeler, süslü bir aşk anlatısından ziyade halkın konuşma diline yakın bir sevda söyleyişi oluşturur. “Göz gördü gönül sevdi” ifadesi ise Anadolu türkülerinde sıkça rastlanan gönül merkezli aşk anlayışını kısa ve etkili bir biçimde özetler.

Eserin nakaratında yer alan “Gel kibarım kibarım / Saçları kehribarım” sözleri, sevilen kişinin güzelliğini doğrudan öven bir söyleyiş ortaya koyar. Kehribar benzetmesi, saçın rengini ve parlaklığını anlatmanın yanında sevilen kişiye duyulan hayranlığı da güçlendirir. “Uğruna talan olsun vay / Servetim külli varım” dizelerinde ise sevdanın karşılığı olarak bütün varlığını ortaya koymaya hazır bir âşık tipi görülür. Bu söyleyiş, halk şiirinin fedakârlık ve bağlılık anlayışıyla örtüşür. Buradaki aşk, soyut bir duygu olmaktan çıkar; servetin, emeğin ve hayatın bütünüyle sevilen kişiye adanabileceği bir bağlılık hâline gelir.

İkinci bölümde geçen “Elinde puşan kurban / Kirpiğen kaşan kurban” sözleri, eserin yöre söyleyiş özelliklerini daha da belirginleştirir. “Kurban” kelimesinin sürekli tekrarlanması, Anadolu halk kültüründe sevgi ve hayranlığı ifade eden kültürel bir kalıbı hatırlatır. Sonraki bölümde “Bahar gelir gül işler / Elde gergef gül işler” sözleriyle kadın emeği, el sanatı ve bahar görüntüsü aynı şiir dünyasında buluşur. Gergef, geleneksel el sanatlarının önemli araçlarından biri olarak eserin geçtiği kültürel çevreyi zihinde canlandırır. “İnsanı deli eder / Sendeki bu gülüşler” sözleriyle de anlatım yeniden sevilen kişinin güzelliğine ve etkisine döner.

İzzet Altınmeşe’nin söz ve müzik imzası taşıması, parçanın Bence Hatice içerisindeki yerini ayrıca anlamlı hâle getirir. Altınmeşe, halk müziği geleneğini güçlü sesi ve kendine özgü yorumuyla geniş kitlelere ulaştırmış sanatçılardan biridir. Dolayısıyla Oğuz Yılmaz’ın onun eserlerinden birini albümüne alması, genç sanatçının repertuvarının yalnızca arabesk ve Ankara eğlence müziğinden ibaret olmadığını gösterir. Oğuz Yılmaz’ın yorumunda eserin halk müziği karakteri korunurken, daha canlı ve sahneye dönük bir söyleyiş öne çıkmaktadır.

Burada özellikle üzerinde durulması gereken hususlardan biri, Oğuz Yılmaz’ın repertuvar seçimidir. Sanatçı sonraki yıllarda Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses, Hakkı Bulut ve Kibariye gibi arabesk sanatçılarının yorumladığı eserlerin oluşturduğu kültürden beslenmiş; arabesk müziğin anlatım kalıplarını Ankara eğlence kültürüyle bir araya getirmiştir.

Bence Hatice albümünden sonra gelen Döktür Muazzez albümü, bu çizginin başka bir aşamasıdır. Döktür Muazzez 1992 yılında üretilmiş ve Oğuz Yılmaz’ın bu çalışmasında ilk defa iki uzun havaya (Doğma Güneş ve Vefasız Sevdiğim) yer vermiştir.

Bu geçiş önemlidir. Bence Hatice albümünde arabesk ve halk müziği yönü belirgin olan Oğuz Yılmaz, Döktür Muazzez ile Ankara oyun havası kimliğini daha kuvvetli biçimde öne çıkaracak ve ilerleyen yıllarda geniş kitleler tarafından özellikle bu yönüyle tanınacaktır. Sonraki albümleri olan Alemci, Çarşı Çakalı, Keriman, Nazlımı Beklerim ve nihayet 1999’daki Usta gibi çalışmalarla sanatçının kendine özgü repertuvarı daha belirgin bir şekle kavuşacaktır.

Bu bakımdan Bence Hatice, Oğuz Yılmaz’ın kariyerinde bir “ara albüm” olarak görülmemelidir. Tam tersine, sanatçının hangi kaynaklardan beslendiğini anlamak bakımından anahtar çalışmalardan biridir. Albümdeki arabesk damar, halk müziği repertuvarı ve Ankara eğlence kültürü daha sonraki Oğuz Yılmaz kimliğinin üç önemli kaynağını gösterir.

Oğuz Yılmaz’ın Mezarını Ziyaret ve Bayrak Değişimi

Bence Hatice albümü, Oğuz Yılmaz’ın henüz geniş kitlelerin hafızasında bugünkü kadar belirgin bir kimliğe kavuşmadığı dönemin önemli kayıtlarından biridir. Albüm, sanatçının oyun havasına yaslanan Ankara çizgisinin yanı sıra halk müziği ve arabesk duyarlık arasında gidip gelen repertuvarını açık biçimde ortaya koyar. Bu yönüyle Oğuz Yılmaz’ın sonraki yıllardaki başarısına bakarken gözden kaçırılmaması gereken bir eşiktir.

Oğuz Yılmaz’ı yalnızca “Ankara oyun havasını sevdiren sanatçı” olarak hatırlamak eksik kalır. Onun sanat serüveninin başlangıcında arabeskten halk müziğine, Ankara havalarından eğlence kültürüne uzanan geniş bir repertuvar vardır. Bence Hatice işte bu geniş alanın en canlı belgelerinden biridir. Döktür Muazzez ile belirginleşecek oyun havası ağırlıklı Oğuz Yılmaz portresinden önce, dinleyici karşısında sevdayı, hüznü, sitemi ve eğlenceyi bir arada taşıyan genç bir sanatçı vardır. Bu albüm, o genç sanatçının arayışlarını kayda geçiren ve sonraki Oğuz Yılmaz çizgisinin hangi zeminden doğduğunu gösteren önemli bir duraktır.

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir