Kültürel Miras Taşıyıcısı Dengbej
Sözlü sanatın ustalar olarak tarif edebileceğimiz Dengbejlik, Kürdçede “deng” sestir. “Bej” ise sese biçim veren, sesi söyleyendir; Sese can veren, ruh kazandıran, sesi canlı hale getirendir. Sesi meslek edinmiş olandır. Sesi dile getiren, sese nefes veren, sesi kelâm haline getiren. Sese ritim verendir. Sesin sahibi, sesi, kelamı meslek edinen; sesle bir olan, sesi, kelamı yaşam haline getiren. Aklın düşüncenin, belleğin koruyucusu, olan dengbej; söyleyen, sözü nakşeden, belleği canlı, diri tutan, hatta bellek olan. Ancak dengbejin tanımı bu kadar da değil, bu kadarı dengbeji tanımlamak için yeterli değil, eksik kalır; dengbej, sadece sese biçim veren, onu söyleyen değildir, aynı zamanda sesi stran, şarkı, müzik haline getirendir de. Stran, kılâm olarak, bir ritim, bir makam eşliğinde, bir müzik haline getirerek söyler. Çirok, masal anlatıcısıdır aynı zamanda. Ruh katılarak olayları dinleyiciye aktarandır.
Dengbej, Kürd halk ozanlarının Kürdler tarafından çağrılış biçimi. Anadolu’da var olduğu bilinen köy köy gezip şarkı söyleme ekolunun Mezopotamya yöresindeki temsilcileridir, kendileri. Folklorik yapının temel direği olan sözel edebiyatın taşıyıcılarıdır, aynı zamanda. Birçoğu herhangi bir enstrüman kullanmaz. Saf insan sesi ile işlerini kotarırlar.
Bir dengbej, aşk, göç, savaş, ölüm, yas, sevinç gibi bütün toplumsal olayları kılâm haline getirir. Dengbejler, genellikle köyden köye dolaşarak, hayatlarını söyledikleri destanlar, kılâmlar, ilahiler,kaside, na’at ve hikâyeler ile sürdürmektedirler. Dengbej, herhangi bir çalgı aleti kullanmadan, gırtlak gücüne dayanarak sanatını icra eder. Dengbej, bu coğrafyada olup biten her şeyi kılâm haline getirdiği için toplumun yaşam biçimini yansıtır. Bu coğrafyada yaşayan insanlar ağlarken, gülerken, savaşta, barışta, kavgada, cenazelerini bile defnederken bunları kılâmlaştırmışlar. Her kılamın ayrı bir anlamı ve hikâyesi vardır. Dengbejlik, yıllardır toplum üzerinde büyük etki bırakmış, bu etki hala devam ediyor. Eskiden toplumun ileri gelenlerinin, padişahların, aşiret reislerinin, beylerin özel dengbejleri vardı.
Dilin ruhunu, zenginliğin, özgünlüğünü yalın canlı, direngen ve has bir dile ruh vermek, dengbejlerin yaptığıdır. Bir dile ruh, bir zamana, mekâna anlam vermek, yalın sözcüklerle insanın kaderini anlatmak, dengbejin icraatlarıdır.

Dengbejlerin tamamına yakını okuma yazma bilmez. Olayları, insanları, göçleri, savaşları ve aşkları belleklerine kaydettikleri, ezberledikleri kurguladıkları şekli ile sözlü olarak icra eder. Dengbejin sesi, makam dışında ezberiyle güçlüdür.
Dengbejler ya âşıklar gibi dolaşarak ya da bir zenginin korumasında sanatlarını icra edip yaşamlarını sürdürürlerdi. Dengbejler, yıllardır toplum üzerinde büyük etki bırakmışlar. Bu etki, hala devam ediyor. Eskiden toplumun ileri gelenlerinin, padişahların, aşiret reislerinin, beylerin özel dengbejleri vardı. Eğer bunlardan birinin dengbeji yoksa, halk arasında pek itibarı olmazmış.
Kürd beyleri ve ağaları arasında dengbêjlere büyük bir saygı gösterilirdi. Birçoğu dengbejleri himayesine almış, iaşelerini temin etmiş ve sanatlarına karışmamıştır. Bu yüzden, Dengbejler için, “Onlar desturludur” denmiş…
Evdale Zeynike, özellikle dengbejlerin şahıdır, efsaneleşmiştir. Onun dışında Gulâ Fîle, Mustafayê Xele Heyran, Reso, Ferze, Hacı Abdulkerim, Zübeyit, Mustafaye Çiftboru, Şakiro, Nuroye Meter, Faqiye Kızkapane, Bedihe Çavzerin, Kavis Ağa, Meryemxan, Bırê, Tahırxânîye Kelanîye, Mahmut Kızıl, Hûseyne Farê kendilerini kanıtlamış ünlü dengbejlerdir. Eskiden, özellikle kış aylarında bütün köylüler, bir odada toplanır, dengbejlerin söylediği kılâmlar/türküler/şarkılar, çiroklar/hikâyeler eşliğinde sabaha kadar eğlenirlerdi. “Şevberg” denirdi, bu geleneğe. Sinema, konser yerine geçerdi bu eğlence.
Dengbêjler farklı coğrafyalarda kendilerini göstermişlerdir Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da gelenekselleşmiş olan Dengbêjlik. Serhat Bölgesi (Kars, Ardahan, Iğdır, Ağrı, Muş, Erzurum ve çevresi) dengbejlerin “ana üssü” denilebilir.

Kürd edebiyatı’na ilişkin iki kelâm edildiğinde dengbejlerin önemine vurgu yapılmadan geçmek mümkün olmuyor. Boşuna onlar için “Kürd Edebiyatının Sözlü Taşıyıcıları” denilmemiş. Gürül gürül akan o muhteşem seslerine hayran olmamak mümkün mü?
Dengbejler özel bir eğitim görmemişler… Kişinin sesi güzelse kendisi de seviyorsa, seviliyorsa yıllar içinde dengbêje dönüşebiliyordu. Kendine bir rol model dengbêj seçerlerdi; ona göre söyler, dengbêjliği sürdürürlerdi. Dengbêjlere çok büyük saygı duyulurdu, kıymetleri her zaman bilinirdi. Usta-çırak ilişkisi hep olagelmiştir.
Özellikle 1980 ve 1990’lı yıllarda dengbêjlik çok fazla dinlenmeye başlandı; sanki daha çok köylü kesimi ve kırsal kesime hitap ediliyormuş gibi bir algı oluşmuştu. “Siz ne düşünüyorsunuz?” Sorusuna Dengbêj Xeniye Qereyazîye şu şekilde cevaplıyor:
“Bizim kuşağımızın şansızlığı, Dengbêj Reso, Şakîro’nun devamıydık. 1980’li yılarda Kürt siyasi hareketin ivme kazanmasıyla beraber dengbêjlik bir nevî ikinci plâna atıldı, önemsenmedi. Hatta şu tartışma bile oldu:”Dengbêjler insanları birbirine düşürüyorlar” diye. Tabii daha sonra Kürd siyasî hareketi de bu kültürün çok kadîm olduğunu anladı. Dengbêjler, Kürdler arası yaşanan kavgaları dile getiriyorlardı. Bu da bir gerçekti. Yoksa başka türlü insanlar nasıl bileceklerdi böyle bir olayın yaşandığını Tabii dengbêjler, Kürdler arası kavgaları dile getirirken , kavgaları vicdanla, tarafsız olarak ve objektif bir şekilde aktarmaları gerekiyor. Örneğin kılâma ‘Filite Quto’yu Dengbêj Reso’dan dinlediğimizde içinde kahramanlık var, ihânet var, mertlik var ne ararsan var.” (10 Temmuz Pazar 2022 Gazete Duvar)
Dengbejler sözlü kültürün taşıyıcılarıdırlar aynı zamanda. Diyarbakırda,
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesince açılan “Dengbej Evi”nde seslendirdikleri stranlarla-klâmlarla binlerce yıllık geleneği yaşatan 13 dengbej “kültürel miras taşıyıcısı” ünvânı, kimlik verilerek resmiyet kazandırıldı.
“Başlangıçta söz vardı; Söz, dengbêj olup aramızda yaşadı.” Bir ‘söz toplumu’ olarak Kürdlerde söz, yasadır; otoritenin mistik temelidir her daim.
Sözün gücünü temsil ediyordu, çoğu zaman dengbej. Bazen de gücün sözcüsüydü. Evet, dengbêj dağ toplumunun yasalarına seslenen bir ses mühendisiydi, Kürtçenin mobil fabrikası, Kürd toplumunun söz hakkıydı, varlığının taşıyıcısıydı. Dengbejler, musiki aleti olmadan eserlerini çıplak sesle icra ederlerdi.
1990’larda ivme kazanan Kürd kültürel Rönesans’ının en gözde figürüydü, dengbêjler. Üzerine tezler yazıldı, yeni aranjelere konu yapıldı, romantize edildi, zor keşfedilen ama kolay tüketilen bir tüketim nesnesi haline geldi zamanla. Günümüzde ise Dengbej geleneği Kürdler, bajarîleştikçe /şehirlileştikçe giderek taşranın egzotizmini simgeleyen arşivlik bir obje olarak görüldü. Kimi zaman köyden şehre taşınan bir taşra lirizmi, kimi zaman köylünün şehre karşı isyan ritüeli, kimi zaman emekçi-şehirli Kürtlerin arabeski rolünü oynadı.
Dengbêjlikte çok geniş bir alanda edebiyat üretimi söz konusu.
Dengbejler toplumsal sınıfları kabul veya ret etmekle pek ilgilenmiyorlar açıkçası. Toplumu olduğu gibi betimliyorlar, tasvir ediyorlar. Ancak toplumsal normları ve değerleri dikkate alarak yargıda bulunduklarını da ileri sürebiliriz. Kürd toplumunun anatomisini dengbejlik edebiyatında görmek mümkün. Doğayı tasvir ettikleri gibi toplumu da olduğu haliyle tasvir etmişler.

Dengbêjlik büyük oranda taşranın, köylülüğün, koçerliğin/göçer üretimi ancak tamamen değil. Dengbêjlik doğrudan doğanın ve toplumun ruhu üzerinden terennüm ederek etki bırakmakta. Doğadaki her türlü ses, davranış, dram, hareket, durum kılâmların içine taşınır. Teşbihler de büyük oranda insan ruhundaki devinimler ile doğadaki devinimlerin ahengi veya zıtlaşması üzerine kurulur. Doğal ve sadedir. Kılâmların önemli bir kısmı yaşam doğa, dağlar vb. üzerinedir… Tabiat dengbejler için doğrudan bir ilham kaynağı, mesela. Bu nedenle evet, dengbêjlik taşranın, kırsal kesimin edebiyatıdır. Diğer bir deyişle Kürd köy toplulukları, coğrafyalarına uygun bir edebiyat üretmişler. Ancak şehirlerde yaşayan ve kendilerini bajarî/şehirli olarak tanımlayan kesimler, köy toplumuna bakışı olumsuz olsa da aynı bakışı dengbêjlik için tekrarlamaz. Bu edebiyatı önemsemişler, dinlemişler.
Burada belki de en çarpıcı sonuç olarak ortaya çıkan şey şu ki; Kürtlerin kendilerini müzikle anlatma yolu bir tercih değil zorunluluktu. Çünkü dengbejlik yazılı değil sözlüdür. İşte sözlü Kürd edebiyat geleneğinde, kökü çok eskilere dayanan bu gelenek ve bu gelenekle üretilen kılâmlar/hikâyeler, dilden dile aktarılıp, edebiyat, tarih, siyaset, sosyoloji, psikoloji, inanç, folklor vb, kültürel bileşenleri harmanlayarak kolektif bir hafızanın, toplumsal bir belleğin, kendiliğinden ve birikimli olarak var olmasına ön ayak olmuştur. Bu kadîm gelenekle tanış oldukları günden itibaren dengbêjler, Kürdlere kâtiplik görevini yapmış, acılarını, sevinçlerini, yaslarını, coğrafyalarını, evliliklerini, geleneklerini, göreneklerini, sevaplarını günahlarını özetle kültüre dair tüm birikimlerini kayda geçirmeyi başarmış ve yüzyıllar öncesinden günümüze ulaştırmayı başarabilmişler.
Bilinen en meşhur Dengbêjlerden birkaçı;
Şakiro:
Kürdler arasında güzel sesinden dolayı ‘Kewê Ribat’ (Rabat Kekliği) ve ‘Şahê Dengbêjan (Dengbejlerin şahı)’ olarak anılan Şakiro (Şakir Deniz), kendisi gibi usta bir Dengbêj olan ‘Resoyê Gopala’nın öğrencilerindendir. ‘Şakirê Mezin’ ya da ‘Şakirê Bedih’ adıyla da tanınır. Aslen Ağrı (Karaköse)’nın Navik köyündendir.
1959 yılında ailesi topluca Adana’ya sürgün olarak gönderildiğinde genç bir delikanlıdır. 1959-1966 yılları arasında toplam 7 yıllık sürgün hayatından sonra 1966 yılında Muş’a dönen aile, iki sene sonra 1968 yılında Erzurum Karayazı’ya yerleşir. Günlerce durmaksızın kılâm söylemesiyle nâm salan en büyük Kürd Dengbêjlerinden birisidir. 1996 yılında İzmir’de hayatını kaybeden usta dengbêj, Türkücü Özcan Deniz’in öz amcasıdır.
Evdalê Zeynıkê:
Kürd halkının hayatında önemli bir yeri var. Kürd kültürünün en eski sözlü edebiyatı olan Dengbêjlik sanatının ilk ve en önemli kurucusu Evdale Zeynıke’dir. O, Kürdler arasında efsaneleşmiş ve diğer Dengbêjlerin örnek aldığı tek isimdir. Evdal, 1800 yıllarında Ağrı’nın Tutak ilçesinin Cemalverdi Köyü’nde dünyaya gelmiş ve 110 yıl yaşamış. Dönemin önemli beylerinden biri olan Sürmeli Memed Paşa’nın Dengbêjliğini yapmış. Toplumun bütün gerçeklerini kılamlaştırmış. Aşk, ölüm, özlem, barış, siyaset gibi her konuda kılam üretmiş. O yüzden toplum onu kendinden biri olarak görmüş ve çok benimsemiş. Halen düğünlerde, yaslarda ve diğer toplumsal olaylarda onun kılâmları söylenir.
Dengbêj Reso:
Reso (Resoye Gopalan), Ferzê’nin şagirti (öğrencisi), Evdalê Zeynikê geleneğinden bir Dengbêj. Reso, 1890 yılında Karaçoban’nın Gopalan (Türkçe: Kopal) Köy’ünde dünyaya gelmiştir. Ailesi, Erivan muhacirlerindendir. Reso, okul yüzü görmemiştir. Genç yaşta Gopalan ve çevre köylerde çobanlık yaparak, ailesinin geçimini sağlamıştır. Bu bölgede yaşayan Dengbêj Sîno’dan Dengbêjlik dersi almış, Kılâm söylemeyi öğrenmiştir. Reso, gençliğinde hep köyden köye göç etmiştir. Gopalan’dan Bulanık’ın Xêrgis Köy’üne yerleşmiştir. Bu esnada Serhat Bölgesi’nin divan sahibi Dengbêjlerden Malazgirtli Ferzê’den çok etkilenir, onun ve Evdalê Zeynikê’nin kılâmlarını seslendirmeye başlar. Reso, 1930’lu yıllarda patlak veren Ağrı İsyanına katılır ve isyan bastırıldıktan sonra bir süre için Suriye’ye kaçmak zorunda kalır. Döndükten sonra artık Kürdler arasında sayılan ve sevilen biridir.
Karapetê Xaço:
Garzan-Kamışlı-Erivan üçgenine 105 yıllık bir ömür sığdırmış. Ermenî asıllı en büyük Kürt Kılâm icracısı. ‘Filitê Quto’ ailesinin dengbêji. Müthiş bir bellek, binden fazla kilâma hükmetmiş ‘Kılıç Artığı’ bir Kürdistanlı Dengbêj Karapetê Xaço… Asıl adı Karapet Khachatrian (Xaçaturyan) olan Karapetê Xaço, pasaportundaki resmî bilgilere göre 3 Eylül 1900 yılında, o zamanlar Diyarbekir Vilayeti’ne bağlı Garzan Mıntıkası, şimdilerde ise Batman Beşiri’ye bağlı ‘Bileyder’ (Binatlı) köyünde Ermenî bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Resmi olmayan kaynaklara göre ise 1908 yılı doğumlu… 7-8 yaşlarındayken, Ermeni tehcirinde anne babası Bileyder Köy’ündeki kendisi, kız kardeşi ve ağabeyinin gözleri önünde kurşuna dizilerek öldürülür. Şeyh Said yenilgisinden sonra gelen idamlardan etkilenerek, bir gece yarısı kendini Suriye sınırına vurur. Kamışlı (Qamişlo), Hesekê ve Beyrut’ta yaklaşık 20 yıl yaşar. Fransız Ordusunda 15 yıl paralı askerlik (lejyonerlik) yapar. 1946 yılında Sovyetler Birliği yönetiminin diasporadaki Ermenileri ülkelerine davet etmesiyle, Karısı Yeva ve küçük oğlu Serop ile birlikte 1946 yılında gemi yoluyla Batum üzerinden Ermenistan’a gider. Ölene kadar Ermenistan Erivan’a bağlı ‘Solxoza Çaran’ (Dördüncü Solhoz) Köy’ünde çocukları, torunları ile beraber yaşadı. Çok sevdiği karısı Yeva’yı 1976 yılında kaybetti… Yillarca Erîvan Radyosu’na ses vermiştir. Radyo açıldıktan sonra, radyoya çağrılan ilk dengbêjlerdendir. Bişêriyo, Evdalê Zeynê, Endîwere Paytexte, Edûlê, Zembîlfiroş, Genc Xelîl, Salih û Nûrê Filîtê Quto, Mîrzikê Zaza, De Xalo gibi yüzlerce kılamı ileri derecede güzel Kürtçe ile yorumlamasıyla nam saldı ama ‘Lawikê Metînî-Lê Lê Dayikê’ kılâmı ile ismi adeta özdeşleşti. 2005 yılının ocak ayında, 60 yıl yaşadığı Erivan’ın Solxoza Çaran Köy’ünde hayata gözlerini yumdu.