Tütün Kokulu Tenhalık: Seda Şaffak’ın “Tütünler ve Dualar” Eserine Bir Bakış
Her şairin yazı serüvenine adım attığı bir eşik mevcuttur. Bu başlangıç bazen kalabalıkların ortasında atılan ürkek bir adım, bazen de ruhun kendi içindeki engin yalnızlığa çekilerek verdiği bir karşılık niteliği taşır. Seda Şaffak’ın ilk şiir mecmuası olan Tütünler ve Dualar, bu ikinci ihtimali kuvvetlendiriyor. Matruşka Yayınları vasıtasıyla 2024 yılında okurla buluşan eser, 52 sayfalık hacmine 13 şiir sığdırıyor. Lakin bu mısralar, sayfa sayısının ötesinde genç bir ruhun sarsıntılı arayışlarını, biriken hislerini ve hayal kırıklıklarıyla örülü zihin dünyasını bünyesinde barındırıyor.
Şaffak, evvelce Şiar ve Aşkar gibi edebiyat mahfillerinde kalem oynatmış bir isim. Bu mazi, şairin geleneğin köklerine olan hürmetini de aşikâr kılıyor. Tütünler ve Dualar, hem bu bağın emarelerini taşıyor hem de şahsına münhasır bir şiir lisanı inşa etme gayretinin ilk meyvesi olarak öne çıkıyor.
Kitap, “Bir Tütün Sardım” başlıklı şiirle perdesini açıyor. Şaffak, ilk mısralardan itibaren muhatabını kendi iç alemine doğru bir seyre davet ediyor:
“Kendine dönen çembermiş koştuğum / Ben yol sanıyordum gittiğimi…”
Bu dizelerde, bir arayışın neticesinde ulaşılan o büyük boşluk göze çarpıyor. Şair, menzile vardığını zannettiği yolun aslında bir devridaim, bir tekerrürden ibaret olduğunu hissettiriyor. Ahmet Uluçay’a yöneltilen atıfla beraber, ferdi hatıralar insanlığın ortak hafıza deryasına eklemleniyor. Böylelikle tek bir ruhun yaşadığı keder, çok daha geniş bir akis buluyor:
“Üzgünüm Ahmet abi / Aşk çaldı ve erteledim / Olmayacak zamanlara kurulu kalbimin hevesi…”

Şaffak’ın mısralarında, şahsi yaşantılar ile cemiyetin genel ahvali arasındaki rabıta sıkça müşahede ediliyor. Aile hayatı, yoksulluğun getirdiği meşakkatler, kadınlık halleri ve maziden bugüne süzülen hasretler, şiirlerin temel dayanaklarını teşkil ediyor. Bu temalar, genç şairin dünyayı ve öz varlığını idrak etme çabasının birer aksidir.
Eserde hâkim olan en belirgin duygu, nezaket ve letafet. “Kestiğin Saçlarından Sonra” isimli şiirinde bu durumu şöyle dile getiriyor:
“Yolun en acımasız sapağında kesişti yazgımız / Gelinen her sonu zarar sayanlar bizden misal.”
Bu mısralar, bir yitirmişliğin kederini ve aynı vakitte kaderle girilen bir cenk arzusunu fısıldıyor. Aynı şiirde geçen “Ahmakça güçlü olmak adına acıları yok saymak” ifadesi, genç bir şairin gösterdiği samimi dürüstlüğü ortaya koyuyor. Şaffak’ın tercih ettiği lisan yer yer oldukça berrak ve sarih; bu vaziyet, bazı şiirlerde mücerret yoğunluğu bir nebze seyreltse de metinlerin içtenliğini kuvvetlendiriyor. Bu durum, eserin en dikkat çekici tenakuzlarından biri olarak beliriyor.
Tütünler ve Dualar’ın odak noktası, ekseriyetle yazarın kendi iç dünyasıdır. Dış alemin gerçekliği; yani hane, mahalle, şehir ve gündelik hayatın eşyaları ara sıra mısralara sızsa da asıl ehemmiyet atfedilen alan şairin ruhundaki medcezirlerdir. “Kimliği Sırtında” şiirindeki şu dizeler bu halin bir nişanesidir:
“Dünyanın avutmaz saatleri var / Duvarlara sinmiş kırık hatıralar alıyor intikamını.”
Şair, akıp giden zamanla bir ahenk içinde değildir; mazinin gölgeleri bugünü kuşatmış vaziyettedir. “Dere Yatağını Unutmaz” şiiri ise bu ruh hallerini, kökleşmiş bir kimsesizliğe dönüştürüyor:
“Biz hiç iyi etmedik kendimizi sahipsiz bırakmakla / Kimse kendinde bile değil kimse yanında.”

Şaffak’ın şiirleri, yaşanılan vaktin beraberinde getirdiği tecrit hissini, yorgunluğu ve bir yere aidiyet hissedememe sancısını yoğun bir biçimde muhafaza ediyor. Ancak bu anlatımdaki kudret, bazen şiirin şekli uyumundan feragat etme pahasına tecelli ediyor.
Eser teknik bir nazarla tetkik edildiğinde, bazı bölümlerin nesre yakın durması, kimi imgelerin sanki bir akışa göre değil de bir sıralamaya göre dizildiği intibaını uyandırabiliyor. Şiirde az sözle çok mana bekleyen bir okur için bu durum dikkati dağıtabilir. Lakin Şaffak’ın asıl kuvveti, bu neviden noksanların ötesinde yatan kalbi saflığından ve şahsi açıklığından neşet ediyor. “Kuruyan Dudaklara Dua” şiirindeki şu mısra, genç bir şairin hayatla olan mücadelesini ayan beyan ediyor:
“Hayat çocuk yüzünü aldı senden / Çirkin bir gençlik verdi ona biraz küs.”
Bu ifade sade, doğrudan lakin bir o kadar da sarsıcı. Bu kabil dizeler, Şaffak’ın istikbalde parlayacağına dair mühim işaretler taşıyor.
Son şiir olan “Bundan Sonra”, adeta bir veda mektubu mahiyetinde. Tenhalığı, bitkinliği ve aynı vakitte bir mukavemeti içinde barındırıyor:
“Kaldım sırtımda kamburumla / Öldürmedi, o kurşunu yedim.”

Bu dizeler, Şaffak’ın içindeki gizli mukavemeti de faş ediyor. Kaleminin hem şiir söyleyişi hem de duygu nakli bakımından inkişafa açık olduğu muhakkaktır. Henüz kendi özgün şiir lisanını inşa etme merhalesinde olan şairin, bu samimiyetini muhafaza ettiği müddetçe anlatımını daha da zenginleştireceği aşikârdır.
Tütünler ve Dualar, tüm pürüzleri ve kalbi sıcaklığıyla genç bir şairin ilk adımıdır. Seda Şaffak, bu eserinde şiirin çok katmanlı kaidelerinden ziyade, taşıdığı mananın ağırlığına yaslanıyor. Şiirin kıyılarına henüz varan bu kalemin ileride hangi rotayı tayin edeceğini zaman gösterecek. Yine de eser, taşıdığı samimiyetle ilk adım için kıymetli bir durak olmayı başarıyor.



Tebrikler güzel bir tanıtım, bu eseri alıp okuyacağım sağ olunuz.