Eğitim Davamız ve Öğretmen Meselesi
Büyük düşünür, sosyolog ve eğitimci Nurettin Topçu: “Millet ruhunu yapan maariftir. Maarifin düşmesi, millet ruhunu yerlere serer. Maarife değer vermeyiş, millet ruhunun yıkılışını hazırlar. Maarif, hangi yönde yürürse millet de o yöne yürür. Şu hâlde millet maarif demektir.” diyerek eğitimin millet hayatındaki önemini ne kadar da doğru ve güzel ifade etmiştir.
Türkiye’nin en önemli meselesi, “maarif ve kültür dâvâsı”dır. Bina, derslik, laboratuvar, bilgisayar, ulaşım, hizmetli, güvenlik, öğretmen eksikliği gibi sıkıntılar, eğitimin fizikî meseleleridir. Asıl mesele, ruhîdir, mânevidir; yetiştireceğimiz neslin kimlik ve şahsiyetiyle ilgilidir. “Kendi tarihini, yani kendi teşkilatını, müesseselerini, kendi sanat, edebiyat ve tefekkürünü ciddi ve ön bir eğitim meselesi yapamayan milletler, yoz aydınların kof gurur ve bencilliklerine oyuncak olmaya mahkûmdurlar.” diyen Tarık Buğra ne kadar da haklıdır.
Maarif davasının en önemli yönü, “yarınki Türkiye”nin mimarları olacak çocuk ve gençlerimiz ile onları yetiştirecek öğretmenlerin niteliğiyle ilgilidir. Bu açıdan baktığımızda problem, eğitim felsefesi ve sistemindedir.

Eğitimde amaç; diploma sahibi, niteliksiz insanların çokluğu mudur? Okulların eğitmek ve millî olmak gibi temel bir amacı olması gerekmez mi? Yarınki Türkiye’yi inançlı, bilgili, kültürlü, ahlaklı, sorumlu, şuurlu, vasıflı bir nesil oluşturmazsa, sonumuz felâket olmaz mı?
Üstad Nurettin Topçu’nun da veciz bir şekilde ifade ettiği gibi: “… Mektebin manası, hikmeti, bizi içerisine serpilerek daldığımız hayattan zaman zaman sıyırarak kendimize getirmek, düşünce kudretini kullanmaya zorlamak, büyük yolculuğumuzun haritasını gözlerimizin önüne sermektir.” Din, dil, tarih, sanat şuurundan yoksun, millî kültür hazinesinden mahrum, geçmişini bilmeyen, bugününü anlamaktan aciz, kimliksiz ve şahsiyetsiz bir nesil, üniversite mezunu ve meslek sahibi olsa neye yarar?
Yahya Kemal’in deyişiyle “kökü mâzide olan âti”yi inşa edebilmek ve Necip Fazıl’ın ifadesiyle “dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin (…) davacısı bir gençlik…” yetiştirebilmek, mevcut sistemle mümkün olabilir mi? Asla hayır!
Yarınki Türkiye’nin hür, müreffeh, güçlü, adil, onurlu, erdemli olmasını istiyorsak; “özgürlük, adalet, barış, ahlâk” gibi değerleri bâş tâcı edeceksek çocuklarımızı “millî bir eğitim”e tâbi tutmalıyız. Bunun için de bu amaca yönelik eğitimciler yetiştirmek mecburiyetindeyiz. İyi eğitimciler, gönül mimarları ve doktorları olmadan iyi doktor, mühendis, mimar, hâkim, siyasetçi, tüccar yetiştiremeyiz çünkü.
Çocuklarımıza iyiyi, doğruyu, güzeli öğretecek ve her konuda örnek olması gereken öğretmenlerimiz için bu meslek, çocuklarımıza tavsiye edecekleri “ideal bir meslek” midir? Kaç öğretmen, kendi çocuklarının öğretmen olmasını istiyor bu ülkede? Şahsiyetli, erdemli, becerikli, kaliteli bir nesil yetiştirmeleri gereken öğretmenlerin ne kadarı, geçim sıkıntılarından arınıp kendilerini ülke ve insanlık için insan yetiştirmeye adayabilmekte; hizmet aşk ve şevkini devam ettirebilmektedir? Öğretmenlerimiz; “eğitim sanatı”nı icra edebilecek lüzumlu bilgi, beceri, kültür, sabır, aşk ve irfana sahip midirler?
Öğretmen sadece bilgi veren, öğreten, ezberleten değildir. O; her şeyden önce öğrencilerine iyi bir rehber olmalıdır. Fikri ve vicdanı hür olarak öğrencilerinin de ufuklarını açan, susuz toprakları sabırla sulayıp eken ve gönül toprağında “gül yetiştiren adam”dır o.

Güzel ve temiz Türkçeyle konuşabilmek,
Şiirden şuura ulaşmak gül yüreklerde,
Yolculuk eylemek aşk medeniyetine,
Yaratan Rabbin adıyla ve aşkla okumak,
Hilâli ak gönüllere yazmaktır öğretmenlik.
Eğiten, millî ve insanî değerleri özümseyen, iyi model olan, ilham veren, ufuk açan, çözüm üreten, erdemli, liyakatli, idealist eğitimcilere ihtiyacımız var. “Önce insanım, sonra eğitimciyim, sonra öğretmenim.” diyen muallimlere ihtiyacımız var, müellimlere (elem verenlere) değil. “Nasıl bir öğretmen?” sorusu “Nasıl bir toplum ve Türkiye?” sorusuyla birlikte sorulmalıdır.
Son sözü millî şair ve mütefekkirimiz Mehmet Âkif’e bırakalım:
“Muallimim diyen olmak gerektir imanlı,
Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı.”