MVIMG_20260528_110740
Spread the love

 Cervantes Arap-İslam Anlatı Geleneğindeki Bir Karakterden İlham Almış Olabilir mi?

Önceki değerlendirmede, Don Kişot‘un romanın kendi kurgusu içinde Arap tarihçi Cide Hamete Benengeli’ye ve bir Morisko tercümana dayandırıldığını gösterdik. Bu yazıda soruyu bir adım öteye taşıyoruz. Artık “Don Kişot bir Arapça kitaptan tercüme edildi mi?” diye sormuyoruz; bu soruya verilecek cevabın olumsuz olduğunu biliyoruz. Sorumuz şudur:

Arap-İslam anlatı geleneğinde, Don Kişot karakterine benzeyen bir tip (hayal ile gerçeği karıştıran, idealize ettiği bir sevgili için aklını yitiren, kitaplardan veya sözlerden etkilenip dünyayı yanlış okuyan, gülünç ama bilge bir deli) var mıydı? Cervantes böyle bir anlatıyla karşılaşmış ve ondan ilham almış olabilir mi? Cide Hamete kurgusu, bu tür bir borcun edebî bir itirafı olarak okunabilir mi?

Bu hipotez, “Arapça Don Kişot bulundu” iddiasından çok daha mütevazı, fakat tarihî olarak çok daha savunulabilir bir hipotezdir. Onu ciddiye almak için önce neyin delil sayılabileceğini belirlememiz gerekir.

Benzerlik ile Etkilenme Arasındaki Fark

Edebiyat tarihinde iki eser arasındaki benzerlik, tek başına birinin diğerinden etkilendiğini göstermez. İnsanlığın ortak tecrübesinden doğan bazı tipler (deli bilge, saf köylü, âşık mecnun) birbirinden habersiz kültürlerde de ortaya çıkabilir. Bu yüzden bu araştırmada üç düzey ayırıyoruz.

Birinci düzey doğrudan delildir: Cervantes’in belirli bir Arapça eseri okuduğunu, dinlediğini veya ondan bahsettiğini gösteren belge. Böyle bir delil bugün elimizde yoktur.

İkinci düzey erişim delilidir: Cervantes’in belirli bir anlatı geleneğine ulaşabileceği somut kanalların varlığı. Burada elimizde oldukça güçlü veriler vardır.

Üçüncü düzey tipolojik benzerliktir: Arap-İslam anlatılarındaki tiplerle Don Kişot ve Sancho arasındaki yapısal paralellikler. Bunlar çoktur, fakat her birinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Hipotezimiz ikinci ve üçüncü düzeydeki verilerin birleşmesinden güç alır. Birinci düzeyde bir delil çıkmadıkça “ilham almış olabilir” demek meşrudur, “ilham almıştır” demek ise değildir.

Cervantes’in Arap Anlatı Geleneğine Erişim Kanalları

  1. Cezayir’de beş yıl

Cervantes 1575-1580 arasında Cezayir’de esirdi. Esirler şehrin bagno denilen esir hapishanelerinde kalıyor, fakat gündüzleri çoğunlukla şehirde çalışıyor ve dolaşabiliyordu. Cezayir o dönemde Osmanlı’ya bağlı, Türklerin, Mağriplilerin, Endülüs’ten göçmüş Moriskoların, mühtedilerin ve Avrupalı esirlerin iç içe yaşadığı kozmopolit bir liman şehriydi. Mağrip dünyasında halk hikâyecilerinin (meddah ve râvîlerin) kahvehane ve meydanlarda kahramanlık destanlarını ve güldürücü hikâyeleri anlatması köklü bir gelenekti. Cervantes’in bu anlatıları doğrudan dinlediğine dair belge yoktur; ancak beş yıl boyunca böyle bir ortamda yaşayıp hiçbirine kulak misafiri olmaması da pek olası değildir.

  1. Cervantes’in Arapça bilgisi

Cervantes edebî Arapça okuyamıyordu; nitekim I/9’daki anlatıcı da okuyamadığını söyler. Fakat konuşma dilinden kelimeleri ve Akdeniz limanlarının karma dili lingua franca‘yı bildiği eserlerinden anlaşılır. “Esirin Hikâyesi”nde (I/39-41) Zoraida’nın ağzından Arapça kelimeler duyarız; Meryem Ana’ya “Lela Marién” denir. Los baños de Argel ve La gran sultana gibi oyunlarında Arapça ve Türkçe kelimeler, dinî formüller ve günlük hayat ayrıntıları bulunur. Bu, okuma yoluyla olmasa da sözlü yoldan Arap anlatılarına ulaşabilecek düzeyde bir aşinalık demektir.

  1. İspanya içindeki Moriskolar

Cervantes’in İspanyası’nda yaklaşık üç yüz bin Morisko yaşıyordu. Moriskolar İspanyolcayı Arap harfleriyle yazdıkları aljamiado edebiyatında dinî metinlerin yanında Hz. Ali’nin savaşlarını anlatan kahramanlık hikâyeleri, İskender efsanesi ve peygamber kıssaları gibi anlatıları da kuşaktan kuşağa aktarıyordu. Cervantes’in Endülüs’te vergi tahsildarı olarak dolaştığı köylerde Morisko nüfus yoğundu.

  1. Orta Çağ’dan beri İspanyolcaya geçmiş Arap anlatıları

Cervantes’in Arapça bilmesine gerek kalmadan ulaşabileceği bir kanal daha vardı: Çoktan İspanyolcaya aktarılmış Arap kaynaklı hikâyeler. 1251’de Kastilyacaya çevrilen Kalila ve Dimne, aynı dönemde Arapçadan aktarılan Sendebar (Libro de los engaños), Petrus Alfonsi’nin Disciplina clericalis‘i ve Don Juan Manuel’in El conde Lucanor‘undaki pek çok örnek hikâye bu gelenekten gelir. El conde Lucanor‘un XI. hikâyesinin, yani Toledolu büyücü Don Illán ile kendisine sunulan hayalî bir gelecekte yaşayıp gerçek sanan dekanın hikâyesinin Doğu kaynaklı olduğu ve Toledo’da geçtiği hatırlanmalıdır.

Binbir Gece Masalları da tümüyle bilinmiyor değildi. Galland’ın Fransızca tercümesi 1704’te çıktı, fakat bazı hikâyeler çok önce İspanya’ya ulaşmıştı. En açık örnek, Binbir Gece’deki bilgin cariye Tevedüd hikâyesinden türeyen Historia de la doncella Teodor‘dur; bu metin 15. ve 16. yüzyıllarda İspanya’da halk kitabı olarak defalarca basılmıştır.

Bu dört kanal bir araya getirildiğinde şu söylenebilir: Cervantes’in Arap-İslam anlatı geleneğine erişimi hem sözlü hem yazılı yoldan, hem İspanya’da hem Kuzey Afrika’da mümkündü.

 

Aday Anlatılar ve Tipler

Şimdi Don Kişot’la akrabalık gösterebilecek Arap-İslam anlatılarını tek tek inceleyelim.

  1. Uyuyan adamın uyanışı: Sancho’nun Barataria valiliği

Binbir Gece’de, Harun Reşid’in bir eğlence olsun diye uyuşturup sarayına getirttiği sıradan bir adam olan Ebü’l-Hasan’ın hikâyesi anlatılır. Adam uyandığında herkes ona halifeymiş gibi davranır ve o da bir gün boyunca halifeliği gerçek sanır. Kurgulanmış bir gerçekliğin içine yerleştirilen saf insan, onu seyreden güçlü ve eğlenen seçkinler: Bu yapı Don Kişot‘un ikinci kısmındaki Dük ve Düşes bölümleriyle çarpıcı biçimde örtüşür. Dük ve Düşes, Don Kişot ile Sancho’yu şatolarında ağırlar ve onların etrafında bütünüyle sahnelenmiş bir şövalye dünyası kurarlar. Sancho’yu Barataria “adası”na vali yaparlar; bütün halk rol keser, Sancho ise görevini ciddiyetle ve beklenmedik bir bilgelikle yürütür.

Burada dikkatli olmak gerekir: Bu motif Cervantes zamanında Avrupa’ya çoktan girmişti. Burgonya Dükü İyi Philippe’e atfedilen benzer bir hikâye Avrupa’da anlatılıyordu ve Shakespeare’in Hırçın Kız‘ının çerçeve hikâyesi de aynı motife dayanır. Yani motif Doğu kökenli olmakla beraber, Cervantes’e doğrudan Arapça bir kaynaktan değil, Avrupa’daki aracı versiyonlardan ulaşmış olabilir. Yine de bu, hipotezimiz için önemli bir örnektir: Don Kişot‘un önemli bir bölümü, kökeni Arap-İslam dünyasına uzanan bir anlatı kalıbı üzerine kuruludur.

  1. Mecnun: İdealize edilmiş sevgili için aklını yitiren âşık

 

Leylâ ile Mecnun hikâyesinin kahramanı Kays, Leylâ’ya olan aşkı yüzünden aklını yitirir, toplumdan kopar, çöllere düşer ve sevgilisini gerçek Leylâ’dan çok kendi zihnindeki bir ideale dönüştürür. Tasavvufî yorumlarda Mecnun’un sevdiği artık Leylâ’nın kendisi değil, onun zihnindeki suretidir.

Don Kişot’un Dulcinea’sı da tam böyledir. Gerçekte Aldonza Lorenzo adında sıradan bir köylü kızıdır; Don Kişot onu belki bir iki kez uzaktan görmüştür ve kız bundan habersizdir. Don Kişot’un sevdiği Aldonza değil, kendi hayal gücünün yarattığı Dulcinea’dır. İkinci kısımda Sancho ona çirkin bir köylü kızını Dulcinea diye gösterdiğinde Don Kişot, sevgilisinin büyülendiğine inanır ve ideali korumak için gerçeği reddeder. I/25’te Don Kişot, Sierra Morena dağlarına çekilerek Dulcinea için kendini “çile”ye verir, yarı çıplak taklalar atar, ağaç kabuklarına şiirler yazar. Çölde Leylâ için şiirler söyleyen Mecnun’u hatırlatan bir sahnedir bu.

Karşı delil de açıktır: Cervantes bu sahnede kaynaklarını kendisi söyler. Don Kişot, sevgilisi tarafından reddedildiği için dağa çekilen Amadís’i ve aşkından çıldıran Ariosto’nun Orlando’sunu taklit ettiğini açıkça belirtir. Bununla birlikte, Avrupa şövalye edebiyatındaki “aşktan delirme” motifinin kendisinin de Arap aşk edebiyatıyla, özellikle udrî aşk anlayışıyla ilişkisi araştırmacılarca uzun zamandır tartışılmaktadır. Bu durumda Mecnun’un Don Kişot’a doğrudan değil, Avrupa şövalye edebiyatı üzerinden dolaylı olarak ulaşmış olması ihtimali gündeme gelir.

  1. Ukalâü’l-mecânîn: Akıllı deliler geleneği

Arap edebiyatında “akıllı deliler” (ʿukalâʾü’l-mecânîn) başlı başına bir türdür. Nîsâbûrî’nin (ö. 1016) bu adı taşıyan eseri, toplumun deli saydığı fakat ağızlarından derin hikmetler dökülen insanların hikâyelerini toplar. Bunların en ünlüsü Harun Reşid döneminde yaşadığı rivayet edilen Behlûl-i Dânâ’dır: Deli kabul edilir, fakat halifeye bile sarsıcı hakikatler söyler.

Don Kişot’un romandaki konumu tam olarak budur. Şövalyelikle ilgili her konuda delidir, fakat başka her konuda son derece akıllı, bilgili ve ahlâklıdır. II/16-17’de Don Diego de Miranda onu bir türlü sınıflandıramaz ve Cervantes’in ifadesiyle kimi zaman “akıllı bir deli”, kimi zaman “deliye yakın bir akıllı” olarak görür. Silahlar ve kalem üzerine yaptığı konuşma (I/38) ya da Sancho’ya valiliği öncesinde verdiği öğütler (II/42-43) bir delinin değil, bir bilgenin sözleridir.

Burada da tek kaynaklı bir açıklama yoktur. Rönesans Avrupası’nda Erasmus’un Deliliğe Övgü‘sü aracılığıyla “bilge deli” teması çok yaygındı ve Cervantes’in Erasmusçu çevrelerle bağlantısı iyi bilinir. Fakat Arap-İslam geleneğindeki akıllı deli tipi, Endülüs ve Mağrip dünyasında yaygın biçimde anlatılıyordu ve Cervantes’in bu tiple Cezayir’de veya Moriskolar arasında karşılaşmış olması akla yatkındır.

  1. Sözlere inanıp hayal ile gerçeği karıştıran adam

Hipotezimiz açısından en ilgi çekici paralel budur, çünkü Don Kişot’un temel özelliği, okuduklarını gerçek sanmasıdır.

Klasik Arap edebiyatında ahmakları ve saf kişileri konu alan anekdot külliyatında (Câhız’ın öğretmenler hakkındaki anlatıları ve İbnü’l-Cevzî’nin Ahbârü’l-hamkâ ve’l-muğaffelîn‘i gibi derlemelerde) şuna benzer bir hikâye aktarılır: Bir mektep hocası, bir şiirde Ümmü Amr adında bir kadından söz edildiğini duyar ve hiç görmediği, belki hiç var olmamış bu kadına âşık olur. Sonra başka bir beyitte Ümmü Amr’ın öldüğünü ima eden bir ifade duyar ve onun için gerçekten yas tutmaya başlar.

Bu anekdotun kaynağı ve metni yayımdan önce mutlaka Arapça asıllarından kontrol edilmelidir. Fakat anlatının özü hipotezimiz için çok önemlidir: Bir metinde okuduğu veya duyduğu kurmaca bir kadına gerçekmiş gibi âşık olan ve onun kurmaca kaderine gerçek duygularla tepki veren bir adam. Bu, Dulcinea’yı yalnızca kitaplardan öğrendiği şövalye aşkı kalıbına göre yaratan Don Kişot’un tipolojik bir öncülüdür.

Bu paralel Cervantes’in bu anekdotu bildiğini göstermez. Göstereceği şey şudur: “Okuduğunu gerçek sanan adam” tipi yalnızca Avrupa’ya ait değildir; Arap edebiyatında Don Kişot’tan yüzyıllar önce mizahî bir tip olarak mevcuttur.

  1. Arap şövalyelik destanları (siyerler)

Arap dünyasında Avrupa şövalye romanlarına en çok benzeyen türler halk destanlarıdır (sîre): Sîretü Antere, Sîretü Zâti’l-Himme (Türk halk edebiyatında Battal Gazi ve Delhemme olarak da bilinir), Sîretü Seyf b. Zî Yezen ve Kuzey Afrika’da çok yaygın olan Sîretü Benî Hilâl. Bu destanlarda maceradan maceraya koşan gözü pek bir kahraman, ona hizmet eden sadık bir yoldaş ve uğruna her şeye katlanılan bir sevgili vardır. Antere’nin Able’ye aşkı ve onun için yerine getirdiği imkânsız görevler, Amadís’in Oriana’ya aşkına benzer.

Beni Hilal destanının Cervantes döneminde Mağrip’te meydanlarda anlatıldığını biliyoruz. Endülüslüler ve Moriskolar arasında Hz. Ali’nin kahramanlıklarını anlatan aljamiado metinler (sonradan Libro de las batallas adıyla toplanan anlatılar) şövalyelik romanlarının İslamî bir karşılığı gibi okunuyordu.

Bu da hipotez açısından ilginç bir ihtimal doğurur: Cervantes’in parodi ettiği şövalyelik dünyası yalnızca Hristiyan Avrupa’ya ait değildi; Akdeniz’in öbür yakasında da aynı ideallerle beslenen bir destan kültürü vardı. Don Kişot’un Arap tarihçi tarafından yazılmış olması, belki de bu ortak Akdeniz şövalyelik kültürüne yapılmış bir göz kırpmadır. Fakat bu destanlar ciddi kahramanlık anlatılarıdır; kendileriyle alay eden bir “deli şövalye” parodisi içermezler. Dolayısıyla Don Kişot’un değil, Don Kişot’un okuduğu kitapların Doğu’daki akrabalarıdır.

  1. Cuha ve Sancho Panza

Sancho Panza’nın saf ama kurnaz, cahil ama sağduyulu, atasözlerine düşkün köylü tipi, Arap dünyasında Cuha (Türk dünyasında Nasreddin Hoca) etrafında toplanan fıkra geleneğiyle dikkat çekici bir benzerlik taşır. Cuha fıkraları Mağrip’te son derece yaygındı ve İspanya’dan sürülen Yahudilerin Ladino folklorunda “Djohá” adıyla yaşamaya devam etmiştir; bu da geleneğin İber yarımadasında da bilindiğini gösterir.

Sancho’nun Barataria’da verdiği hükümler, özellikle içine borç parasını gizleyen bastonla ilgili ünlü dava (II/45), Doğu hikâye geleneğinde ve Orta Çağ Avrupa anlatılarında (Legenda Aurea‘da) çeşitli versiyonları bulunan bilge yargıç hikâyelerine dayanır. Sancho’nun ağzından dökülen sayısız atasözü ise Cuha/Nasreddin fıkralarının sağduyusunu çağrıştırır.

Yine ihtiyatlı olmak gerekir: İspanyol köylüsünün kendi atasözü ve fıkra hazinesi zaten zengindi ve Sancho her şeyden önce Kastilya köylü kültürünün ürünüdür. Fakat bu kültürün kendisinin de yüzyıllık Endülüs birlikteliğinden beslendiği unutulmamalıdır.

  1. Makâmât: Yolda gezen ikili ve kurmaca râvi

Hemedânî ve Harîrî’nin Makâmât‘ı, şehir şehir dolaşan kurnaz bir kahramanın (Harîrî’de Ebû Zeyd es-Serûcî) maceralarını ona her seferinde tesadüfen rastlayan bir râvinin (Hâris b. Hemmâm) ağzından anlatır. Kurmaca bir râvi, yolda geçen ve birbirinden bağımsız epizotlardan oluşan bir yapı, kahramanın maskeleri ve kılık değiştirmeleri: Bu unsurlar araştırmacıların bir kısmının İspanyol pikaresk romanının ve dolaylı olarak Don Kişot‘un yapısıyla ilişkilendirdiği özelliklerdir.

Makâme geleneğinin Toledo ile özel bir bağı da vardır: Toledolu Yahudi şair Yehuda el-Harîzî (12.-13. yüzyıl), Harîrî’nin Makâmât‘ını İbraniceye çevirmiş ve aynı türde Tahkemoni adlı özgün bir eser yazmıştır. Yani Toledo, Arap anlatı tekniklerinin başka dillere aktarıldığı bir şehir olarak Cervantes’ten asırlar önce bu rolü oynamıştır.

III. Yakın Paralel: İspanya’da “Arapçadan Tercüme” Edilmiş Kitaplar

Hipotezimizi destekleyen önemli bir veri, Cervantes’in hemen öncesinde İspanya’da Arap tarihçilere atfedilen ve Endülüs konulu eserlerin çok popüler olmasıdır. Ginés Pérez de Hita’nın Guerras civiles de Granada‘sı (1595), eserin Aben Hamin adlı bir Arap tarihçinin kitabından çevrildiğini iddia eder. Miguel de Luna’nın Verdadera historia del rey don Rodrigo‘su (1592) da Abulcácim Tárif Abentárique adlı bir Arap tarihçinin kroniği olarak sunulur. El Abencerraje (1561) gibi “Mağripli romanları” ise Müslüman şövalyeleri soylu ve centilmen kahramanlar olarak işler.

“Aben Hamin” ile “Cide Hamete” arasındaki ses benzerliği gözden kaçmamalıdır. Bu, Cervantes’in okuyucusunun “bir Arap tarihçinin yazdığı ve Kastilyacaya çevrilmiş şövalye tarihi” kalıbını çok iyi tanıdığını gösterir. Bu kitapların bir kısmı gerçekten Arap anlatı geleneğinden malzeme taşıyordu, bir kısmı ise bu geleneği taklit ediyordu. Cervantes’in Cide Hamete’yi yaratırken bu kitapları düşündüğü neredeyse kesindir.

Bu durum hipotezimize iki yönlü bir sonuç verir. Bir yandan, Cide Hamete’nin belirli bir gerçek Arapça kitabı değil, bu moda türü işaret ediyor olması ihtimalini güçlendirir. Diğer yandan, bu türün kendisinin Arap tarihçilik ve anlatıcılık geleneğiyle beslendiğini ve Cervantes’in içinde yaşadığı edebî ortamın Arapça kaynaklara (gerçek veya hayalî) sürekli atıf yaptığını gösterir.

Karşı Deliller ve Rakip Açıklamalar

Dürüst bir araştırma, hipotezi zayıflatan verileri de ortaya koymalıdır.

Bilinen İspanyol kaynakları. Don Kişot‘un en yakın kaynaklarından biri olarak anonim Entremés de los romances gösterilir. Bu kısa oyunda Bartolo adında bir köylü halk baladlarını (romances) okuya okuya aklını yitirir, kendini balad kahramanı sanıp maceraya atılır ve dayak yer. Don Kişot’un ilk bölümleriyle benzerlik çok belirgindir. Oyunun Don Kişot‘tan önce mi sonra mı yazıldığı tartışmalıdır, fakat birçok araştırmacı Cervantes’in başlangıç noktası olarak bu oyunu görür.

Cervantes’in kendi beyanları. Cervantes romanın amacını açıkça şövalye romanlarını gözden düşürmek olarak ilan eder ve Don Kişot’un taklit ettiği modelleri (Amadís, Orlando, Palmerín, Belianís) adıyla sayar. Arap bir kaynaktan bahsetmez; Cide Hamete dışında.

Evrensel tipler. Deli bilge, saf köylü, âşık mecnun gibi tipler pek çok kültürde bağımsız olarak ortaya çıkar. Benzerlik, zorunlu olarak aktarım anlamına gelmez.

Dolaylı aktarım. Yukarıda gösterilen paralellerin önemli bir kısmında (uyuyan adamın uyanışı, aşktan delirme, bilge yargıç hikâyeleri) motif Cervantes’e Arapça bir metinden değil, çoktan Avrupa edebiyatına yerleşmiş versiyonlar aracılığıyla ulaşmış olabilir. Bu durumda ilham Arap kaynaklıdır, ama “Cervantes bir Arapça kitap gördü” ifadesi yanlış olur.

Belgenin yokluğu. Don Kişot’a benzeyen, yani kitaplardan etkilenip şövalyelik maceralarına atılan bir deliyi anlatan müstakil bir Arapça eser bugüne kadar tespit edilmemiştir.

 

Değerlendirme

Bu tablonun gösterdiği sonuç şudur: Don Kişot’un tek bir Arapça kitaptan ilham alındığını gösteren bir delil yoktur. Fakat romanın pek çok temel unsurunun, yani kurgulanmış gerçekliğe yerleştirilen saf insanın, zihnindeki bir ideale âşık olup gerçeği reddeden âşığın, deli sanılan bilgenin, saf ama hikmetli yoldaşın ve “Arap tarihçinin yazdığı gerçek tarih” kalıbının Arap-İslam anlatı geleneğinde güçlü karşılıkları vardır. Bunların bir kısmı Cervantes’e doğrudan (Cezayir, Moriskolar), bir kısmı dolaylı olarak (Orta Çağ’da İspanyolcaya ve Avrupa dillerine geçmiş hikâyeler) ulaşmış olabilir.

Bu açıdan Cide Hamete kurgusu yeni bir anlam kazanır. Cervantes romanını bir Arap tarihçiye atfederken belki yalnızca şövalye romanlarının “bulunmuş yazma” klişesiyle alay etmiyordu. Belki de kendi hikâyesinin Akdeniz’in öbür yakasıyla, Cezayir’de dinlediği hikâyelerle, Moriskoların anlattıklarıyla ve Endülüs’ten miras kalan anlatı hazinesiyle olan akrabalığını, çağının söylenemez kıldığı bir şeyi, kurmacanın diliyle ima ediyordu. Bu, kanıtlanmış bir iddia değil, fakat metnin ve tarihî bağlamın desteklediği meşru bir yorumdur.

Sonuç

Bu araştırmanın vardığı sonucu şöyle formüle edebiliriz:

“Don Kişot‘un belirli bir Arapça eserden tercüme edildiğine veya doğrudan ondan uyarlandığına dair bir belge yoktur. Ancak Cervantes’in Cezayir’de geçirdiği beş yıl, Moriskolarla teması ve Orta Çağ’dan beri İspanyolcaya geçmiş Doğu kaynaklı hikâyeler, onun Arap-İslam anlatı geleneğine hem sözlü hem yazılı yoldan erişebildiğini göstermektedir. Romanın temel tipleri (zihnindeki ideale âşık olan deli, akıllı deli, kurgulanmış bir gerçekliğe yerleştirilen saf insan, sağduyulu köylü yoldaş) bu gelenekte güçlü karşılıklara sahiptir. Cervantes’in romanın asıl müellifini bir Arap tarihçi olarak kurgulaması, bu akrabalığın edebî bir ifadesi olarak okunabilir. Dolayısıyla Don Kişot’un yalnızca Avrupa şövalye edebiyatının değil, Akdeniz’in iki yakasının ortak anlatı hazinesinin de çocuğu olduğunu söylemek, eldeki verilerle savunulabilir bir yorumdur.”

Bu ifade, hipotezin en güçlü tarafını korurken kanıtlanmamış bir iddiaya dönüşmesini engeller. ihe

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir