D. Mehmet DOĞAN ile Vefatından Önce Bir Söyleşi

0
doğan
Spread the love

# NURETTİN TOPÇU: RUH CEPHESİNİN MADEN İŞÇİSİ

*Türkiye Yazarlar Birliği Kurucu Başkanı Mehmet Doğan ile Nurettin Topçu üzerine söyleşi*

*Söyleşiyi yapan:*  Mehmet Sıddık YILDIRIM
*Konuk:* Mehmet Doğan
*Konu:* Nurettin Topçu’nun vefatının 45. yılı

### “Şöhret peşinde olmayan, önderlik iddiası taşımayan bir fikir adamıydı”

Cumhuriyet döneminin önemli düşünürlerinden Nurettin Topçu; ahlak, eğitim, felsefe, milliyetçilik, tasavvuf ve toplum meseleleri üzerinde ortaya koyduğu fikirlerle Türkiye’nin düşünce hayatında kendine özgü bir yer edinmiştir. Fransa’da tahsil görmesine rağmen yaşadığı topraklarla bağını koparmamış, aksine Anadolu, İslam ve ahlak merkezli bir düşünce dünyası kurmaya çalışmıştır.

Vefatının 45. yılında Nurettin Topçu’yu, onu gençlik yıllarından itibaren okuyan, Hareket dergisi çevresinde tanıyan ve sohbetlerinde bulunan Türkiye Yazarlar Birliği Kurucu Başkanı *Mehmet Doğan* ile konuştuk.

—

*— Öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz?*

*Mehmet Doğan:* 1947 Ankara doğumluyum. Yazarlıkla iştigal ediyorum. 1975’ten itibaren kitaplarım yayımlanmaya başladı. Gazetelerde köşe yazarlığı da yaptım. Bugünkü sohbetimizin asıl konusu ise Nurettin Topçu. Onun vefatının 45. yılı vesilesiyle kendisini hatırlayacağız.

*— Nurettin Topçu ile ilişkiniz nasıl başladı? Sizin düşünce ve yazı hayatınızda nasıl bir yeri oldu?*

Nurettin Topçu’yu lise yıllarımda okumaya başladım. Hareket dergisinin 1966 yılında başlayan son yayın döneminde ben de lise öğrencisi olarak derginin okuyucuları arasındaydım. İlk şiirim de Kasım 1967’de Hareket mecmuasında yayımlandı. Bu bakımdan yazarlık hayatımın başlangıcı olarak Hareket dergisinde çıkan bu şiirimi gösterebilirim.

Hareket, bilindiği gibi ilk olarak 1939’da Nurettin Topçu tarafından çıkarılmıştı. Ardından 1947-1949 arasında bir yayın dönemi oldu. 1953’te yaklaşık bir yıl süren başka bir dönem yaşandı. Son olarak da 1966 yılında yeniden yayımlanmaya başladı.

Dergide Nurettin Topçu’nun yanı sıra dönemin önemli yazarlarının, ilim ve fikir adamlarının yazıları yayımlanıyordu. Bunun yanında gençlerin şiirlerine, hikâyelerine ve yazılarına da yer veriliyordu. Yani yalnızca bir fikir dergisi değildi; sanat ve edebiyatı da içinde barındırıyordu.

Benim Topçu ile asıl tanışıklığım da Hareket çevresi üzerinden oldu. İstanbul’a gittiğimiz zaman derginin yayın çevresindeki insanlarla buluşuyor, Nurettin Topçu’nun sohbetlerinde bulunuyor, konuşmalarını dinliyorduk.

*— Peki Nurettin Topçu nasıl bir insandı? Özellikle gençlerle ilişkisinde nasıl bir tavrı vardı?*

Nurettin Topçu öyle etrafına insanları toplayıp yüksek perdeden nutuklar atan, etrafında bir kitle meydana getirmeye çalışan bir insan değildi. Aksine, konuşulması gerektiği zaman konuşan, söyleyeceğini herhangi bir şekilde abartmadan söyleyen biriydi.

Şöhret peşinde değildi. Bir önderlik iddiasında da bulunmuyordu. Biz onun çevresinde bulunan gençler olarak kendisiyle muhatap olduğumuzda karşımızda yüksekten konuşan bir “üstat” tavrı görmezdik. Doğru bildiği şeyleri bizimle paylaşan bir fikir ve ilim adamıyla karşı karşıya olduğumuzu hissederdik.

O yıllarda kendilerine belli bir “üstat” havası veren kişiler de vardı. Topçu bunların tamamen dışındaydı. Beni en çok cezbeden taraflarından biri de buydu.

### İlk Karşılaşma: Bir Bayram Günü Topçu’nun Evinde

*— Nurettin Topçu ile ilk yüz yüze görüşmenizi hatırlıyor musunuz?*

Elbette. Hareket dergisinde önce şiirleri, ardından yazıları yayımlanan genç bir üniversite öğrencisiydim. Ankara’ya gelen Hareket çevresindeki insanlarla tanışıyorduk. Daha sonra bir bayram günü İstanbul’a gittim. Yanlış hatırlamıyorsam 1971 yılıydı ve Kurban Bayramı olması gerekir.

Arkadaşlarla Divanyolu’nda, Ersoy Han civarında buluştuk. Sanırım bir cuma günüydü. Sultanahmet Camii’nde cuma namazını kıldık. Namazdan çıktıktan sonra ilk ziyaretimizi Çemberlitaş’a yakın bir yerde bulunan Nurettin Topçu’nun evine yaptık.

İlk yüz yüze karşılaşmamız böyle oldu. Topçu bizi son derece mütevazı biçimde karşıladı. Bayramlaştık, çayını içtik, sohbet ettik. Ardından diğer ziyaretlerimizi yapmak üzere ayrıldık.

### “Topçu’nun Milliyetçiliği, Dönemindeki Milliyetçiliklerden Farklıydı”

*— Bugünkü gençlerin Nurettin Topçu’yu anlaması açısından soralım: Onun temel düşüncesi neydi? Anadolu merkezli bir İslam anlayışı mı vardı, yoksa esasen Anadolu milliyetçiliğini mi savunuyordu?*

Bu konular elbette çok geniş. Nurettin Topçu’nun bütün fikirlerini kısa bir sohbet içerisinde anlatmak mümkün değil.

Topçu, fikirlerini 1930’lu yılların Türkiye’sinde ortaya koymaya başladı. Hareket dergisini 1939’da çıkardı. O yıllarda Türkiye’de farklı milliyetçilik anlayışları bulunuyordu. Bir tarafta resmî ideolojinin milliyetçiliği, diğer tarafta Türkiye dışındaki Türkleri öne çıkaran Turancı milliyetçilik anlayışları vardı.

Bunun yanında 1920’lerden itibaren ortaya çıkan bir Anadoluculuk veya memleketçilik düşüncesi vardı. Osmanlı Devleti büyük toprak kayıpları yaşamıştı. Bu düşünceyi savunanlar, artık enerjimizi devletin merkez topraklarında, yani Anadolu’da toplamamız ve öncelikle Anadolu’yu güçlendirmemiz gerektiğini söylüyorlardı.

Nurettin Topçu da daha çok bu Anadolucu milliyetçilik çizgisine yakındır. Ona göre tarihimiz bu topraklarda kökleşmemizle birlikte yeni bir mahiyet kazanmıştır. Malazgirt’ten sonra bu topraklarda yeni bir toplum ve millet meydana gelmiş, Selçuklular, beylikler ve Osmanlı ile büyük bir medeniyet birikimi ortaya çıkmıştır.

Fakat Topçu’yu diğer Anadoluculardan ayıran önemli bir nokta vardır: *dinî muhteva.*

Topçu’da çok güçlü bir dinî muhteva bulunur. Bu, Hareket’in ilk sayılarındaki yazılarından itibaren açıkça görülür. Daha sonraki dönemlerde “Anadolu’nun ruhçu milliyetçiliği” veya “Anadolu’nun ruhçu sosyalizmi” gibi kavramların kullanılmasının sebebi de budur.

Toprak, din, tarih ve dil onun düşüncesinde önemlidir. Fakat özellikle din, kültürümüz bakımından belirleyici bir unsurdur.

### “Milliyetçilik Nihai Durak Değildir”

*— Peki onun milliyetçilik anlayışı İslam ümmeti fikriyle nasıl bağdaşıyor?*

Topçu milliyetçiliği insan hayatındaki merhalelerden biri olarak görür. İnsan önce bir ferttir. Fakat aynı zamanda bir ailenin ferdidir. Aile genişler, akrabalık çevresi oluşur; ardından şehir ve ülke gelir.

Topçu açısından milliyetçilik de bu yürüyüşte dinlenilen duraklardan biridir. Fakat nihai hedef değildir.

Milliyetçilikten sonra bütün İslam toplumu, ardından bütün insanlık ve nihayetinde sonsuza, ilahî varlığa doğru bir yürüyüş vardır.

Bu bakımdan Topçu’nun milliyetçiliği döneminin diğer milliyetçilik anlayışlarından oldukça farklıdır.

Öte yandan 20. yüzyılda bütün İslam toplumlarının tek bir siyasi otoritenin altında bulunmasının mümkün olmadığını da görmek gerekir. Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan Müslümanların gönül ve inanç birliği elbette vardır; fakat siyasi olarak bütün bu toplumların tek merkezden yönetilmesi başka bir meseledir.

Bu yüzden herkesin öncelikle kendi bulunduğu ülkede güçlenmesi, oradan daha geniş bir birliğe doğru yönelmesi gerekir.

### Neden “Anadolu Sosyalizmi”?

*— Topçu’nun “Anadolu sosyalizmi” kavramını kullanması bugün de dikkat çekiyor. Neden sosyalizm kavramını tercih etmişti?*

1960’lı yıllarda Türkiye’de güçlü bir sosyalizm akımı ortaya çıkmıştı. Bunun dünyadaki önemli dayanaklarından biri Sovyetler Birliği’nin varlığıydı. Bir tarafta kapitalist Batı, diğer tarafta kendisini sosyalist olarak tanımlayan Sovyet sistemi bulunuyordu.

İslam’ın nasıl bir ekonomik ve sosyal sistem öngördüğü de o yıllarda tartışılıyordu.

Nurettin Topçu, dünyadaki vahşi kapitalizme karşıydı. Kapitalist düzenin zayıfları ve ezilenleri korumadığını düşünüyordu. Fakat onun sosyalizmden anladığı şey de komünizm veya materyalist sosyalizm değildi.

Topçu diyalektik materyalizme ve bilimsel sosyalizm adı altında savunulan materyalist anlayışlara karşıydı.

Onun asıl dayanağı İslam’ın temel prensipleridir; Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin hayatıdır. Bu açıdan bakıldığında İslam’ın ortaya koyduğu insan tipi kapitalist insan değildir.

Topçu’nun sözünü ettiği sosyalizm; materyalist olmayan, ruhçu bir sosyalizmdir. Anadolu tarihinden çıkan, toplumun bütününü kavrayan, zayıfların ve ezilenlerin hakkının korunduğu bir sistemdir.

“Anadolu’nun ruhçu sosyalizmi” dediği şey budur.

Elbette bu kavram sebebiyle kendisi hakkında birtakım olumsuz iddialar ortaya atılmıştır. Fakat Topçu’nun fikirleri bütün hâlinde incelendiğinde onun sosyalizminin, esasen İslam’ın ilkelerinin sosyal hayatta uygulanması ve toplumdaki zayıf kesimlerin korunması şeklinde anlaşılması gerektiğini düşünüyorum.

### Gerçek Bir Muallim

*— Siz Nurettin Topçu’yu anlatırken özellikle üç vasıf üzerinde duruyorsunuz: Gerçek bir düşünce adamı, ahlak adamı ve muallim. Muallimliği neden bu kadar önemliydi?*

Topçu muallimlik mesleğini çok benimsemişti. Onun için okul ve sınıf sıradan yerler değildi. “Mektebe mabede girer gibi girilir” anlayışına sahipti.

Onu tanıyanların anlattığına göre sınıfa geç kalmaz, öğrencisinin bir dakikasını dahi boşa harcamazdı. Ders saatini tamamen öğrencilerine ayırır, zil çaldığında konuşmasını tamamlayıp sınıftan çıkardı.

Eskiden “öğretmen” yerine daha çok “muallim” derdik. Bence bu kavram Topçu için daha uygundur. Çünkü muallim yalnızca bilgi aktaran kişi değildir. Talebe de sadece öğrenen değildir; hocasından ilim talep eden kişidir.

Topçu bütün hayatı boyunca muallimliği bu anlamıyla yaşamıştır.

### “Ahlak, Bilginin Nasıl Kullanılacağını Belirler”

*— Bir de ahlak meselesi var. Topçu’nun düşüncesinin merkezinde neden ahlak bulunuyor?*

Nurettin Topçu ahlak kavramına son derece büyük önem vermiştir. Zaten doktora çalışması daha sonra Türkçeye *İsyan Ahlakı* adıyla çevrilmiştir.

Buradaki isyanın ahlakî bir anlamı vardır. İnsan iradesinin Allah’ın iradesine yönelmesi söz konusudur. Önce insan kendi nefsine, kendi yanlışlarına karşı çıkar. Daha sonra toplumda ve çevresinde hakikate aykırı gördüğü şeylere karşı bir tavır geliştirir.

Bu isyan insanı nihayetinde ilahî bir yola götürür.

Topçu’nun ahlak anlayışında bilgi ile eylem arasındaki fark da önemlidir. İnsan pek çok şeyi öğrenebilir. Atom konusunda bilgi sahibi olabilir, son derece ileri bir teknoloji geliştirebilir. Fakat bu bilgiyi fiile dönüştürürken ahlak devreye girmelidir.

Eğer yaptığınız şey milyonlarca insanın ölümüne yol açacaksa veya tabiatı tahrip edecekse, bilgi sahibi olmanız onu ahlakî hâle getirmez.

Dolayısıyla bir şeyi bilmek başka, onu ahlakî biçimde kullanmak başka bir şeydir.

### “Fikirlerini Siyasete Göre Değiştirmedi”

*— Topçu’yu neden Cumhuriyet döneminin özgün düşünürlerinden biri olarak görüyorsunuz?*

Benim kanaatimce Nurettin Topçu Cumhuriyet döneminin en önemli ve en orijinal fikir adamlarından biridir.

1934 yılındaki doktora tezinden son yazılarına kadar kendine mahsus fikirler ortaya koymuştur. Üstelik fikirlerini siyasete göre değiştiren biri değildir. “Şunu memnun edeyim, şu tarafa yaklaşayım, biraz daha beğenileyim” gibi bir kaygısı yoktur.

Gösterişsiz bir insandır.

Onun kullandığı çok güzel bir tabir vardır: *“Ruh cephesinin maden işçisi.”*

Türkiye’nin yeniden kuruluşunda etkili olacak insanların böyle olması gerektiğini söyler. Yaptıklarının karşılığını beklemeyen, mükâfat veya şöhret peşinde koşmayan insanlar…

Nurettin Topçu’nun kendisi de böyleydi.

Türkiye’de çok sayıda insan fikir adamı olarak bilinir. Çok şey söylenir, çok kitap yazılır; fakat bazen koskoca kitaplarda yazarın kendisine ait özgün bir fikir bulamazsınız. Nurettin Topçu ise kendi düşüncesini kurmuş, özgünlüğü olan bir fikir adamıdır.

### Sürgünler ve Öğretmenlik Hayatı

*— Topçu’nun düşüncelerinden dolayı çeşitli sıkıntılar yaşadığı, İstanbul’dan İzmir’e ve daha sonra başka şehirlere gönderildiği biliniyor. Bu mesele hakkında neler söyleyebilirsiniz?*

O dönemin eğitim şartlarını da hesaba katmak gerekir. 1930’lu yılların Türkiye’sinde lise sayısı bugünkü gibi değildi. Ortaöğretim altyapısının önemli bir kısmı Abdülhamid döneminden kalmıştı. İstanbul, İzmir, Ankara gibi belli merkezlerde liseler bulunuyordu.

Dolayısıyla bir öğretmeni başka bir yere göndermek istediklerinde seçenekler bugünkü kadar fazla değildi.

Topçu’nun İzmir’e gönderilmesini bir sürgün olarak değerlendirmek mümkündür. Daha sonra Denizli’ye de gönderildi.

Hareket dergisinde yayımlanan bazı yazıların rahatsızlık meydana getirdiği anlaşılıyor. Hatta bir dönem Nurettin Topçu’nun öğretmenlik mesleğinden çıkarılması ihtimali de gündeme geliyor.

Bunun üzerine Ankara’ya çağrılıyor. Dönemin Maarif Vekili Hasan Âli Yücel ile görüşüyor. Bildiğimiz kadarıyla Hasan Âli Yücel, Topçu’nun değerini, Fransa’daki tahsilini ve çalışmalarını dikkate alarak öğretmenlikten çıkarılmasını önlüyor.

*— Masonluğa girmesi yönünde kendisine teklif yapıldığı, kabul etmediği için sıkıntılar yaşadığı şeklinde anlatımlar da var.*

Bu yönde iddialar var; fakat doğrusu ben bunu teyit edecek durumda değilim. Dolayısıyla kesin bir şey söylemem doğru olmaz.

### Yunus Emre, Mevlânâ ve Anadolu’nun Tasavvuf Damarı

*— Nurettin Topçu’nun Yunus Emre ve Mevlânâ’dan çok etkilendiği görülüyor. Onların Topçu’nun düşünce dünyasındaki yeri nedir?*

Nurettin Topçu, Yunus Emre’yi Anadolu’daki ilk büyük Türkçe şiirin temsilcilerinden biri olarak çok önemser.

Yunus’tan önce Türkçe şiirler yazan Ahmet Fakih gibi isimler vardır. Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled de Türkçe şiirler söylemiştir. Fakat Yunus Emre, büyük bir şair olarak Anadolu’da çok güçlü bir başlangıç meydana getirmiştir.

Anadolu’da Türkçe özellikle tasavvuf çevrelerinde gelişme imkânı bulmuştur. Medreselerde ilim dili Arapça, Selçuklu devlet düzeninde ve bürokraside ise Farsça güçlüdür. Halkla doğrudan ilişki kuran tasavvuf erbabı ise Türkçe konuşmuştur.

Yunus Emre bu ortamın en büyük şahsiyetlerinden biridir. Büyük bir şiir kabiliyetine sahiptir ve bize muazzam bir miras bırakmıştır.

Mevlânâ ise Anadolu’da çok güçlü bir tasavvufî tesir meydana getirmiştir. Dinî ilimleri çok iyi bilen büyük bir âlimken özellikle Şems-i Tebrizî ile karşılaşmasından sonra hayatında farklı bir dönem başlamış ve Mesnevî gibi büyük bir eser ortaya çıkmıştır.

Mesnevî Anadolu’da meydana gelmiş temel eserlerimizden biridir. Yunus Emre başta olmak üzere daha sonraki pek çok şahsiyet bu mirastan haberdardır.

Tasavvuf Anadolu’da çok güçlü bir damardır. Nurettin Topçu’nun fikir dünyasında da bunun önemli bir yeri vardır.

### “Topçu Sadece Doğu’yu Değil, Batı Düşüncesini de Çok İyi Biliyordu”

*— Topçu’nun tasavvufî yönü onun düşüncesini bütünüyle açıklamak için yeterli midir?*

Hayır. Nurettin Topçu’nun kendi fikir dünyası vardır. O dünyada Yunus Emre vardır, Mevlânâ vardır, başka önemli şahsiyetler vardır.

Ama Topçu aynı zamanda Batı düşüncesini çok iyi bilen bir düşünürdür. Bu yalnızca Avrupa’da tahsil görmüş olmasından kaynaklanmaz. Batı düşüncesi üzerine okumaları da çok ileri seviyededir.

Dolayısıyla hem Batı düşüncesini bilen hem de ayağı bu topraklara basan bir düşünürdür.

Bu sebeple Anadolu’da ortaya çıkan fikir, edebiyat ve sanat eserleri onun çalışmalarında önemli bir yer tutar. Fuzûlî gibi klasik edebiyatımızın büyük isimlerini de önemser.

Modern dönemde ise onun açısından en önemli şahsiyetlerden biri Mehmet Âkif’tir. Mehmet Âkif, ahlakı ve kişiliğiyle örnek bir isimdir. Topçu’nun “isyan ahlakı” kavramına uygun şahsiyetlerden biri olarak düşünülebilir.

### Abdülaziz Bekkine ile İrtibatı

*— Abdülaziz Bekkine ile irtibatından da söz ediliyor. Bu ilişkinin Topçu’nun hayatında bir karşılığı var mıydı?*

Elbette. Nurettin Topçu’nun Abdülaziz Bekkine ile irtibatı vardır. Fakat Topçu tasavvufî tarafını gösterişli biçimde dışa vuran bir insan değildir.

İstanbul’un önemli tasavvuf büyükleriyle karşılaşmış, onların irşadından nasiplenmiştir diyebiliriz. Bunun fikir dünyasında da karşılığı vardır.

Mevlânâ, Yunus Emre ve benzeri şahsiyetlere yaptığı atıfların arkasında böyle bir zemin de bulunmaktadır. Zaten *Mevlânâ ve Tasavvuf* adıyla küçük bir kitabı vardır. Yunus Emre üzerine de çok sayıda yazı kaleme almıştır.

### Vaizlere Verdiği Ders: “Felsefenin Başı Allah Sevgisidir”

*— Nurettin Topçu din adamları ve özellikle vaizler üzerinde de duruyor. Diyanet İşleri Başkanlığının düzenlediği toplantıda yaptığı konuşmanın özel bir yeri var sanırım.*

1970’li yıllarda, vefatından birkaç yıl önce Diyanet İşleri Başkanlığı Bolu’da vaizler için bir seminer düzenliyor ve Nurettin Topçu’yu da davet ediyor.

Topçu burada iki gün boyunca uzun konuşmalar yapıyor.

Bildiğim kadarıyla Nurettin Topçu’nun elimizde bulunan tek ses kaydı da bu konuşmadır. Biz bu kaydı daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığından temin ettik. Eski makara bantlardan yeni teknolojik ortamlara aktarıldı ve internete konuldu.

Topçu burada vaizliğin çok önemli bir vazife olduğunu anlatıyor.

Müslümanlıkta Batı’daki anlamıyla bir “din adamı” sınıfı olmadığını; imamın, hocanın veya vaizin dini tekelinde bulunduran kişiler değil, dinî vazifeleri yerine getiren insanlar olduğunu söylüyor.

Vaizin vazifesi insanları irşat etmektir.

Konuşmasında felsefeden de bahsediyor. Bu, başlangıçta bazı vaizlerin itirazına sebep oluyor. Çünkü din çevrelerinde felsefeye karşı olumsuz bir tavır görülebiliyor.

Topçu ise bunun yanlış olduğunu anlatıyor. Batı’daki filozofların büyük bölümünün dindar olduğunu, elbette materyalist filozofların da bulunduğunu söylüyor ve çeşitli örnekler veriyor.

Orada çok dikkat çekici bir cümle kuruyor:

*“Felsefenin başı Allah sevgisidir.”*

Daha sonra bu düşüncenin İslam kültüründeki karşılıklarını anlatıyor.

Kur’an okumayı veya dinî faaliyetleri bütünüyle bir geçim vasıtası hâline getirmek konusunda da ciddi eleştirilerde bulunuyor. Mevlid okumayı güzel bulduğunu, fakat bunu sırf geçim vasıtası hâline getirmenin doğru olmadığını söylüyor.

Yani karşısındaki vaizleri memnun etmek için konuşmuyor. Doğru bildiğini açıkça ifade ediyor.

Konuşmanın başlangıcında birtakım itirazlar olduğu anlaşılıyor; fakat zaman ilerledikçe bu itirazların azaldığı, Topçu’nun dinleyiciler üzerinde etkili olduğu görülüyor.

### Hareket Dergisinin Kapanışı

*— Hareket dergisinin kapanması konusunda Nurettin Topçu ile derginin genç kadrosu arasında nasıl bir süreç yaşandı?*

Nurettin Topçu 1939’da Hareket’i kendisi çıkarıyordu. Derginin hemen her şeyiyle ilgileniyordu. 1947-1949 döneminde de yine bu şekildeydi.

1953’teki yayın döneminde ise işin günlük tarafıyla eskisi kadar kendisi uğraşmıyordu. Daha çok yazılarıyla dergide yer alıyordu.

1966’dan sonra yeni bir nesil yetişmeye başladı. Hareket’te fikir ve araştırma yazıları yazan, hikâye ve şiir yayımlayan genç bir kadro oluştu.

Fakat zamanla dergide politikleşme eğilimi görülmeye başladı. Nurettin Topçu bundan rahatsız oldu.

Onun istediği, esas itibarıyla fikir ve felsefe dergisiydi. Elbette sanat ve estetik meseleleri de bulunabilirdi; fakat derginin doğrudan politik bir dergiye dönüşmesini istemiyordu.

1974 civarında arkadaşlara, aşağı yukarı, “Bu hâliyle dergi artık benim düşündüğüm dergi değil. Hareket benimle özdeşleşmiş bir isimdir. Eğer politik bir dergi çıkarmak istiyorsanız başka bir isimle çıkarmanız daha doğru olur” şeklinde bir görüş bildirdi.

Arkadaşlar da bunu haklı buldular ve dergiyi kapattılar.

### Dergâh Yayınları ve Topçu Külliyatı

*— Daha sonra Dergâh Yayınları dönemi başlıyor…*

Dergâh Yayınları, özellikle Nurettin Topçu’nun vefatından sonra onun yazılarını ve kitaplarını bir araya getirme konusunda önemli bir çalışma yaptı.

Aslında Topçu’nun birçok kitabı daha önce Hareket Yayınları tarafından basılmıştı. Dergâh döneminde ise kitaplara girmemiş yazıları derlendi, aynı konuyla ilgili yazılar bir araya getirildi ve külliyat genişletildi.

Ders kitapları da dâhil olmak üzere eserleri yayımlandı. Bugün bildiğim kadarıyla Nurettin Topçu’nun yayımlanmamış çok fazla yazısı kalmamıştır; varsa da oldukça azdır.

### “Batılılaşma İhaneti” Nasıl Kitap Oldu?

*— Sizin Batılılaşma İhaneti kitabınızın ortaya çıkışı da Hareket çevresinin devamıyla ilgili sanırım.*

Hareket dergisi kapandıktan, ardından Nurettin Topçu da vefat ettikten sonra arkadaşlar arasında “Ne yapalım?” diye bir tartışma oldu. Dergiyi yeniden mi çıkaralım, başka bir yayın mı yapalım diye konuşuyorduk.

Ben şu teklifte bulundum:

Hareket dergisinde 1970’li yıllardan itibaren çok sayıda genç yazmıştı. Bunların bir kısmının yazıları sistematik bir bütün oluşturuyordu. Dergiyi yeniden çıkaramasak bile “Hareket Kitapları” adı altında bir seri başlatabilir, önce bu genç arkadaşların yazılarını kitaplaştırabilirdik.

Fikir benden çıkınca arkadaşlar, “Öyleyse önce sen kendi yazılarını topla” dediler.

Ben de yazılarımı bir araya getirdim. *Batılılaşma İhaneti* böylece ilk kitaplardan biri olarak yayımlandı. Daha sonra Ahmet Tabakoğlu ve diğer arkadaşların kitapları da çıktı.

*— Bugünün anısına size küçük bir sürprizimiz var. Batılılaşma İhaneti’nin Arapça baskısı yayımlandı.*

Bu gerçekten benim için de sürpriz oldu. Hayırlı olsun.

*— Ürdün’de yayımlandı ve dağıtıma çıktı. Ankara’ya döndüğümüzde bir nüshasını size takdim edeceğiz.*

Memnuniyetle. İnşallah.

### “Onu Her Dönemde Hatırlamaya Çalıştık”

*— Son olarak Nurettin Topçu’yu anma çalışmaları hakkında neler söylemek istersiniz?*

Biz Nurettin Topçu’yu çeşitli vesilelerle ve farklı yıldönümlerinde hatırlamaya çalıştık.

Vefatının 40. yılında İstanbul’da geniş katılımlı bir bilgi şöleni düzenledik ve bunun sonucunda güzel bir kitap yayımlandı.

45. yılında ise Topçu’nun ailesinin memleketi dolayısıyla Erzincan’da bir program gerçekleştirmeyi planlamıştık. Erzincan Şubemiz de bunun için hazırlık yapmıştı. Fakat salgın şartları sebebiyle bu faaliyeti gerçekleştiremedik.

Bunun yanında Bursa’da Yıldırım Belediyesi de Nurettin Topçu üzerine bir program düzenledi. Mustafa Kara ve diğer isimlerle birlikte biz de katıldık.

Bu söyleşi de Nurettin Topçu’yu vefatının 45. yılında yeniden hatırlamak için bir vesile oldu.

Onu yalnızca geçmişte yaşamış bir düşünür olarak değil; ahlakı, muallimliği, fikir adamlığı ve gösterişsiz hizmet anlayışıyla düşünmek gerekir.

Belki Topçu’yu anlatmak için kendi ifadesinden hareketle kullanılabilecek en güzel sözlerden biri şudur:

*O, ruh cephesinin bir maden işçisiydi.*

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir