nutkum

Nutkum tutuldu… Dilimde düğümlü bir yangın,
Sesim içime açık, göğsümde ağır bir “vebal.”

Mektep suskun… Taşlar bile bilir bu matemin adını,
Sokaklar yetim bir rüzgâr gibi taşır gizli feryâdını.

Bir gonca idiler… Daha “yarın” demeden kırıldılar,
Kaderin son kararıyla toprağa çağrıldılar.

Defterler açık kaldı yarım bir harf gibi hayat,
Kalem sustu; yazamadı en son cümleyi: “Feryat!”

Anneler… Bir uçurumun kıyısında titrek bir ses,
“Evlâdım!” diye yankılanır; gök çatlar, yer pes.

Tabutlar küçük, hafif… ama yükü arşa değer,
Bir milletin kalbi iner, annelerin ahı arşa erer.

Ben sustum… Söz benden kaçtı, mânâ benden uzak,
İçimde büyüyen bir çığlık var adı yok, sesi tuzak.

Bugün…Zaman bile diz çökmüş bu acının önünde,
Ve ölüm, en masum yüzüyle dolaşır yeryüzünde…

“Ve sükût… Arşın eşiğinde eğilir bir kez daha insan
“Bir daha böyle acılar gösterme, ey Ulu Yezdân

Orhan ERTÜRKMEN

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir