Saksafon, Viyolonsel ve Karınca
“Ulan karınca!
46’ncı kata nasıl çıktın?
merdivenle mi,
asansöre mi bindin?”

Düşün bakalım, o minicik bedeninle nasıl da aşmışsın göğe tırmanmanın devasa engellerini. Bedri Rahmi’nin “Karınca”sını hatırlıyor musun? Şiirdeki karınca küçücük azmi bedeninden büyük; kendi yolunda, kendi hızında yürüyen, yaprak parçalarını taşıyan, yiyecek arayan, yoluna çıkan engelleri aşan ve kendi sınırlarını zorlayan bir kahraman değil mi? Onun yaşamı sabır, disiplin ve kararlıkla dizayn edilmiş bir döngüdür. Bunu düşününce karınca gerçekten bir kahraman!
Karınca ilmek ilmek,
Didinir emek emek…
Karınca, dişiyle, tırnağıyla
sırtında bir lokma dünya,
kimseye bel bağlamadan
yolunu çizer…
Ayakta durur karınca!
Oysa insan… Ah, insan!
Kendini merkeze koyar, dünyayı kendi ölçüsüne sığdırmaya çalışır. Her işi büyütür, övgüyü abartır, sınırlarını unutur. Koşar, konuşur, gösteriş yapar; parlamak ister büyük şehirlerin karmaşasında, ödüller kazanır, adını duyurur…Ama bir karınca gibi sabırla, sebat ederek yürümeyi bilmez.
Peki ne olur sonra? Çoğu zaman karıncanın tek bir yaprak parçasını taşırken gösterdiği sabrı, yoluna çıkan küçük engelleri aşma azmini fark etmez; kendini beğenmiş bir şaşkın gibi, küçük ama bir o kadar da anlamlı emekleri göz ardı eder.
Düşün bir: saksafonla viyolonsel arasındaki fark nedir? Biri nefesle hayat bulur, diğeri yayla titrer. Biri parlak metal gövdesiyle göz alır; diğeri ahşabın sükûnetinde demlenir. Saksafonun melodisi hayatın telaşına karışır, viyolonsel ise salonların büyüsünde mühürlenir. İkisi de birbirinden farklı, bir o kadar da eşsiz ve dokunaklı. İnsan da böyledir işte. Bazıları saksafon gibi coşkulu, cesur, gösterişli ve dışa açıktır; bazıları ise viyolonsel gibi derin, ağır ve vakurdur. Karınca ise… Karınca bambaşkadır. O, tek bir nota değil, başlı başına bir senfonidir; azmiyle, çabası ve inadıyla mikrokozmosunda süregelen bir ritim ve düzen oluşturur. Sonsuza dek varlığını bu şekilde sürdürür.
İnsanın en büyük yanılgısı, kendini tek bir enstrüman gibi görmek; hatta bazen saksafonun yüksek ve dikkat çekici sesine hayran kalıp, ince ve tiz sesleri görmezden gelmektir. Eşlik ettiği viyolonseli ya da zemini tararcasına ölçülü adımlarla hareket eden karıncayı, görmeyi bilmeyen gözlerle atlamak… Sonra bir bakarsın, ritim dağılmıştır. Öyle ki bu gidiş klarnetin nihavent makamında salına salına yol almak gibidir.

Bazen de insan bu dinginlikte kalmaya direnir; zaman zaman kendi akışında, zaman zaman ise çıldırırcasına deli poyrazlara ve dalga kıranlara kapı aralar. Hiç hesapta olmayan buhranlara gebe kalır. İşte o an, dikkati dağılır; kendi sesine hayranlık, ince ama hayati sesleri duymaz hâle getirir.
Maddi kazanımları saya saya bitiremez; çoğaltmayı öncelik edinir. Oysa senkron, orkestradaki tüm enstrümanların notaya sadık kalarak birbirine eşlik etmesinde sübuta erer. Tüm sesler yerli yerinde, birbiriyle konuşur, birbirini tamamlar. Uyum işte burada ortaya çıkar: Her enstrümanın kendine has tonu, ritmi ve ahengi vardır. Emek en ince yay tınısında, mağrur ve derin bir çabada kendini gösterir; karıncanın titiz ve kararlı adımlarıyla yarattığı mikrokozmosun düzeni gibi, tam ve eksiksiz bir uyum ve sebat edebilmekte.
Sen,
insan,
eğilip baktığında karıncaya
ne görüyorsun?
Avucunun gölgesinde
küçücük bir beden mi,
yoksa
“ol” emrinden payına düşeni
sabırla taşıyan
bir can mı?
Kırk altı kat merdiveni
tırmanan
o incecik irade,
aslında
senin unuttuğun
bir teslimiyet mi?
İçinde çalan
saksafonu, viyolonseli
ne kadar dinliyorsun sen?
Yoksa karıncanın zikrini,
adımlarındaki alın terini
duymadan,
kulaklarını tıkayıp
acıya, kedere
sadece nefsinin
yüksek notasını mı duyuyorsun?
Peki, sen kendi iç âleminde neyi susturuyorsun?



Çok güzel bir yazı hocam kaleminiz daim olsun severek yazılarınızı okuyoruz.
Teşekkür ederim
Çok düşündürücü bir yazı
Çok düşündürücü bir yazı tebrik ederim
beğenerek okuduk teşekkürler
Tebrik ederim severek okuyoruz yazılarınızı
Çok güzel ve düşündürücü bir yazı olmuş hocam tebrik ederim. Emeğinize sağlık.👏👏
Tebrikler hocam, güzel bir yazı olmuş.
Karıncanın sabrı ve azmi hepimize kısmet olsun. Çok güzel bir dokunuş olmuş ellerinize sağlık .
Kıymetli hemşehrim Sibel hocamın kalemine, emeğine sağlık. Yazılarınızın devamını dilerim, keyifle okuyoruz.
sibel hocamı yazılarını keyifle okuyoruz