Cevat Akkanat’ın Şiirleri Üzerine: 6 | Ali Celep

0
Cevat

Cevat Akkanat’ın yirmili yaşlarının bir diğer verimi de ‘Issızlık Marşı’dır. İçindekiler 1985-1987 yılları arasında kaleme alınmış. Pek çoğu nesir birazı mensur biçimli metinlerin arasına okumaya alışageldiğimiz formalar da serpiştirilmiş. Gençliğin tetiklediği gözü peklik, atılganlık ve bir ölçüde sertliğin sırtladığı bu metinlerin ortak vasfını iki sözcükle belirlemek mümkün: ‘karşı’ ve ‘çıkış’. O, kendi tavrının haklılığından o kadar emin ki kitabın başucuna bir ‘yönlendiri’ de kondurmuş. Bu yönde sadece çağına, çağında yaşananlara kaşını çatmakla kalmamış, yaygın poetik tutum alışların topuna da vermiş veriştirmiş. Sıkılmış bir yumruk gibi konuşmuş diyeceğim. Evvela bu ‘yönlendiri’ işini ciddiye almak lazım. Belli ki Akkanat ‘poetik’ varlığından çok şiirin destekleyici güç olarak konumlandırıldığı ‘sivil’ duruşun önemine daha çok dikkat çekmek istemiş. Hal böyle olunca şiirin kurucu, yaygın ya da ayrıksı parametreleri dışında sivil ve itaatsiz duyarlığın ön aldığı bir cepheden seslenmiş şair. ‘Yönlendiri’ de zaten okuru bu yola yönlendiriyor olmalı ki içindekileri ‘yazılar’ diye en başta kodlama ihtiyacı duymuş: ‘Bu yazılar böyle bir düşüncenin ürünü ve yazarını ‘biçimler’ ilgilendirmiyor’. Bana göre metnin bağırsakları temizlenip sunulsaydı çağını ve onu biçimleyen insan ilişkilerini açıkça itham eden güçlü bir mensur yapı kurma olanağı elde edilebilirdi. Bu tip metin elde etmenin yolu en başta ve ivedilikle ihtiyaç fazlası sözcüklerin atılmasından geçiyor. Sonra metni taşıyıcı sözcelerin şiirsel dizgeye uygun dizilimi, sözgelimi bilinçli ya da bilinç akışı tekniği ile estetik kurulumu gereksinir vs. Akkanat öyle anlaşılıyor ki ne dediğiyle ilgilenmeyi tercih etmiş, nasıl söylemek endişesinden çok. Ve daha çok da ‘bu sarsıntı çağında duyarlı kalmanın’ derdiyle hasbelkader yazmaya odaklanmış.

Bu metinlerin tümü şairin sadağından çıkmış oklar gibi yazılmış. Ve bu okların hepsi şairin kendi karakterini anlatmayı hedeflemiş. Dahası kendi benliğine kilitlenmiş anlatılar bunlar. Benlik diyorum da bunun gençliğin yakası açık bağrıyla ıralı bir benlik olduğunu unutuyor değilim. Kısaca ‘Issızlık Marşı’, çağından sorumlu bir şair bütün olup bitenler karşısında gerçek anlamda nasıl ve hangi konumda bugünün tanığı olabilir sorusuna verilen ‘duygusal’ yanıtlar olarak dinlenebilir. Bu tanıklıkta şair hesabına ‘geri çekilme’ gibi pasif bir duruş yoktur. Akkanat metinleri aktive ederken evrensel kötülük örgütlenmesine karşı çıkışa destek olduğunu düşündüğü Ece Ayhan ve Seferis gibi şairleri de yanına almış. Olan biten çirkinlilere karşı insanın kanını bozan devasa sessizliğe kendi ıssız köşesinden çığlıklar fırlatmış. Bu çığlıklar arasında ‘tarihin son ödleği’ gibi güzel ve manalı deyişler de yerini almış ki insanın keşke bu çığlıklar şiirsel bir formda yerini bulsaydı diyesi geliyor. Fakat o baştan estetik forma da karşı çıkmayı göze alarak Issızlık Marşı’nı yazmış. Estetik algıyı da karşı çıkılan bir otorite olarak kafasına koymuş diyeceğim. Yine de bütün bu karşı çıkışların son tahlilde deneysel olduğu çok açık. Bu deneyselliklerden 1986’da şairin sağ çıktığı güzel parçalar da var tadımlık:

‘ey onurun öteki adı ağır ve aksak günlerden geçip geldik / ey sevgili ey sevgili sevgili öldürülemedik sağ kaldık’

 
 
 
 
 
 

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir