Türkiye-Azerbaycan İlişkilerini Hedef Alanlara Açık Bir Cevap. (Prof.Dr.Toğrul İsmayıl)
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri anlamayanlar ya tarih bilmiyor ya da bilerek görmezden geliyor. Çünkü bu ilişki sıradan iki devlet arasındaki diplomatik yakınlaşma değildir. Bu ilişki, tarihsel hafızanın, kültürel kimliğin ve jeopolitik zorunluluğun birleştiği stratejik bir birlikteliktir.

Bugün sık sık dile getirilen “iki devlet, bir millet” ifadesi romantik bir slogan değil, tarihsel bir gerçeğin ifadesidir. Bu gerçeğin sahadaki en somut tezahürü ise hiç kuşkusuz İkinci Karabağ Savaşı sırasında ortaya çıktı. Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği siyasi ve diplomatik destek, yalnızca iki ülke arasındaki dayanışmayı göstermedi; aynı zamanda Güney Kafkasya’daki güç dengelerini de köklü biçimde değiştirdi.
Tam da bu yüzden bugün bazı çevrelerin Türkiye–Azerbaycan ilişkilerinden rahatsız olması tesadüf değildir.
Çünkü güçlü bir Ankara-Bakü hattı, bölgede yıllarca kurulmuş olan eski jeopolitik düzeni sarsmaktadır.
Neden Rahatsız Oluyorlar?
.jpg)
Bu rahatsızlığın üç temel nedeni vardır.
Birincisi enerji jeopolitiğidir. Hazar havzasındaki enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaştırılmasında Türkiye ile Azerbaycan’ın kurduğu stratejik hat, birçok eski denklemi değiştirmiştir. Özellikle Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı ve Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı gibi projeler, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik projelerdir.
İkincisi askeri ve güvenlik iş birliğidir. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki savunma ortaklığı artık sembolik bir dayanışmanın ötesine geçmiş durumdadır. Bu süreçte imzalanan Şuşa Beyannamesi, iki ülkenin ilişkilerini fiilen müttefiklik seviyesine taşımıştır.
Üçüncüsü ise daha geniş bir jeopolitik vizyondur. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki yakınlaşma yalnızca ikili ilişkilerle sınırlı değildir. Bu süreç aynı zamanda Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde şekillenen yeni bir bölgesel entegrasyonun da temelini oluşturmaktadır.
Kısacası Ankara ile Bakü arasındaki stratejik eksen güçlendikçe, bazı aktörlerin bölgedeki manevra alanı daralmaktadır.
Algı Operasyonları ve Suni Tartışmalar

Bu nedenle son yıllarda Türkiye ile Azerbaycan arasında güvensizlik yaratmaya yönelik çeşitli girişimlerin arttığını görüyoruz. Bazen medya üzerinden yürütülen manipülasyonlar, bazen akademik analiz görüntüsü altında yayılan sığ yorumlar, bazen de sosyal medya üzerinden pompalanan provokatif tartışmalar…
Amaç açıktır: Ankara ile Bakü arasında bir mesafe yaratmak.
Ancak bu çabalar çoğu zaman gerçeklikten kopuktur. Çünkü Türkiye ile Azerbaycan ilişkileri yalnızca hükümetler arasında kurulan diplomatik bir ilişki değildir. Bu ilişkiler toplumların ortak hafızasına ve kimliğine dayanmaktadır.
Dolayısıyla bu bağı dışarıdan mühendislik projeleriyle zayıflatabileceğini düşünenler, bölgenin sosyolojik gerçekliğini anlamamaktadır.
Açık Konuşalım
Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini zayıflatmaya çalışanların büyük bölümü ya jeopolitiği yanlış okuyor ya da bilinçli şekilde manipülasyon yapıyor.
Bu tür çevreler, Ankara ile Bakü arasındaki stratejik ortaklığı hedef alırken aslında Güney Kafkasya’da istikrarın oluşmasını da engellemeye çalışmaktadır. Çünkü bölgede kalıcı barışın en önemli teminatlarından biri tam da bu stratejik iş birliğidir.
Gerçek şu ki Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ortaklık artık geri döndürülebilecek bir süreç değildir.
Bugün Ankara-Bakü hattı yalnızca iki devletin dostluğu değil, Avrasya jeopolitiğinin yeni gerçeklerinden biridir. Bu gerçeği kabul etmek istemeyenler olabilir. Fakat gerçekleri inkâr etmek, onları değiştirmez.

Aksine, bu tür girişimler sadece bir şeyi kanıtlar:
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki stratejik birliktelik doğru yoldadır ve tam da bu yüzden hedef alınmaktadır.
Bu Yazı Prof.Dr.Toğrul İsmayıl’e Ait Olup Sanaldan Alınarak Tarık TORUN Tarafından Düzenlenmiştir.


