Bir Sırdaşınız Var Mı?
Yunan mitolojisine göre Kral Midas’la ilgili bir efsane anlatılır:
Frigya Kralı Midas, üstün yetenekli, Yunanlılara göre bir ilah olan keçi ayaklı Pan ile yine müzik tanrısı olarak inanılan Apollon’un müzik yarışmasında hakemlik yapar. Tabi zor ve tehlikeli bir hakemlik. Sözde iki tanrı var ve bunlar yarışıyor. Kime hak verse sıkıntı ve sonu tehlikeli. Yarışma sonunda Midas kararını Pan lehine verir. Apollon çılgına döner. Kararı tanımaz ve Kral Midas’ı cezalandırır; kulaklarını eşek kulağına çevirir.
Bir müddet sonra Kral Midas’ın uzayan kulakları kendisini çok rahatsız eder. İnsanların içine çıkamaz hâle gelir. Özel bir başlık yaparak kulaklarını gizler. Ama tıraş olması gerektiğinde kara kara düşünür. Berberini çağırır, bin bir yemin ettirerek, tehditler de sunarak söz üstüne söz alır. Berber bir müddet sözünde durur. Kralın sırrını kimseyle paylaşamaz ama içi içine sığmamakta, bir boşboğazlık sonucu hayatını da tehlikeye atmamak için dayanmaktadır. Böylesi sıra dışı bir olaya şahit olup da onu kimseyle konuşamamak zaten berber için en büyük azap ve işkence.
Bekler, bekler ama nihayet dayanamaz artık.
Berber bir gün şehrin dışına çıkar. Kuyu gibi bir çukura eğilir ve büyük bir yükten kurtulmak istercesine içindeki o devasa yükü boşaltır: “Midas’ın kulakları, eşek kulakları gibidir. Midas’ın kulakları, eşek kulakları gibidir. Midas’ın kulakları, eşek kulakları gibidir…”
Artık rahatlamıştır.
Sözünde de durmuş, hiçbir kimseye bu sırrı faş etmemiştir. Ancak beklenmedik bir durum olur. Korkulan başa gelir.
O fısıltı, rüzgarla birlikte dallara, yapraklara, ağaçlara, çiçeklere yayılır ve sonunda şehre kadar ulaşır. Tüm insanlar, acı gerçekten haberdar olmuş, Kralın karizması yerle bir olmuş, o da hayatını sonlandırmıştır.
…
Efsane de olsa acı bir süreç ve sonuç.
“Sırrını söyleme dostuna o da gider söyler dostuna” diye boşuna dememiş atalar.
Sırrın senin esirindir, söyledikten sonra da sen onun esiri olursun.
İyi de bir dostumuzla paylaşacağımız bir sırrımız veya sırrımızı paylaşacağımız bir dostumuz olmayacak mı?
Tabi ki olacak.
Söyleyeceğimiz her sırrın bir zaman sonra, bir şekilde öğrenileceğini unutmamak lazım. Bu anlamda, iki kişinin bildiği sır, sır değildir diye boşuna söylenmemiştir. Bunun istisnaları var mı? Elbette var.
Allah Resulü’nün (sav) sırdaşı, Huzeyfetü’l-Yeman (ra) idi. Ona bazı sırları, münafıklarla ilgili bilgileri, isim listesini, ahir zaman ile ilgili bazı bildiklerini söylemişti. Ama o da bunu hiç kimseyle paylaşmamıştı. Hatta Hz. Ömer’in ısrarına rağmen açıklamamıştı.
Bir başka örnek de Enes (ra) ile ilgilidir. Bir defasında Peygamber Efendimiz onu bir yere göndermişti. Eve dönüşü gecikmeli olunca annesi Rümeysa (ra) sebebini sordu:
“Niye geç kaldın?”
“Resulullah beni bir işe göndermişti; onun için geciktim.”
“Neymiş o iş?”
“Bu bir sırdır. Allah Resulü ile aramızda geçen bir sır…”
Bunun üzerine annesi şöyle der:
“Aferin yavrum. Resulullah’ın sırrını kimseye söyleme!”
Enes (ra) ömrü boyunca o sırrı saklamıştır. (Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 145, 146)
Yine Peygamber Efendimizin, sık sık Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve diğer kimi sahabilerle özel görüşmeler yaptığı bilinmektedir.
…

Hayatın zorlu süreçleri ve yaşanmışlıkları içerisinde sırlarınızı paylaşacağınız birkaç kişi olsun. Onlarla buluşun ve konuşun. İçinizdeki kaynayan fikirleri, düşünceleri, hayalleri, yaşadığınız bazı hâlleri anlatın. Fakat anlatacağınız şeyler günah ve haram olan şeyler olmamalı. Çünkü Allah Resulü bunu yasaklıyor. Ve işlediğimiz kabahatlere yeni şahitler edinmemeliyiz. Dedikoduya kaçmadan, günaha girmeden, bizi rahatlatacak paylaşımlar yapacağımız sırdaşlarımız olsun. Bazı sırlarımız da bizimle ölüme kadar gitsin.
Siz yine de rüzgâra, ağaçlara dikkat edin. Yerin kulağı vardır. Bugün sahip olduğumuz iletişim mekanizmaları, Midas’ın kulakları gibi nice sırları, gizlice yapıp ettiklerimizi, dediklerimizi bir saniyede dünyaya yayabiliyor.
Zaten sağ ve sol tarafımızdaki kayıt sistemi de aralıksız işliyor, yayın için gününü bekliyor.
Ben sır tutarım ama kontenjan doldu.


