mus-karpuz-aa-1895572

   İnşaatın intihara sürükleyen sesine kanepede uyuyan eşimin vahşi yaratıkların homurtusunu gölgede bırakan horlaması da karışınca kendimi mutfakta buluyorum. Piyasa fiyatının üç katına aldığımız karpuzdan can havliyle üç beş dilim kesiyorum. Kaç gündür karpuz yemeği unutmuştum hayret! Yazın bayıltıcı sıcaklarına soğuk duş ve buz gibi karpuz olmasa nasıl dayanabilirdim…illâ da karpuz…Efenim, o kadar para verdik, dolmuş bekleyemedim, taksi tuttum, taksicinin fırsatçılığına göz yummadım taksimetrede hakkım olanı geri aldım. Ter kan içinde eve geldim. Eşimin tasviriyle: dışı modern görünümlü, içi çarşamba pazarına benzeyen buzdolabımın birkaç saat soğutmasını beklediğim bu hayat kurtaran meyvenin ziyan olmasına gönlüm de cüzdanım da razı olmaz. Valla mis gibi kocaman üç dilimi moda tabirle “gömdüm”. Tabakta kalan karpuzu da kara gözlüme ayırdım. Eşim karpuz yemek istemediğini söyleyince kalanı da kendime ayırdım memnuniyetle. Mevzubahis karpuz olunca teklif var, ısrar yok şekerim…

     Yaz mevsiminin gidişi gönlümde bir burukluk, bir yarım kalmışlık bırakır. Güneş, deniz, kum muhabbetine dayanan bir özlem var, tamam kabul ediyorum da yaz bitince karpuz da kayboluyor ortadan. Büyük marketlerde her mevsim her meyveyi buluyoruz lakin o doğal koku ve lezzet yok. Hem yazın aş ekmek derdimiz de olmuyor. Acıkınca, kes iki dilim karpuz, yanına kibrit kutusu kadar peynir -fazlası keseye zarar- otur güzelce ye…

      Çocukken, karpuz çekirdekleri kocaman kocaman olurdu. Karpuzu kardeşimle üstümüze başımıza dökmemeye gayret ederek yediğimizi sonra da karpuzun devasa çekirdeklerini itinayla seçerek bir kenara ayırdığımızı hatırlıyorum. Tabii ki atmak için değil. Çekirdekleri, tarihi geçmiş, solmuş bir gazete sayfasının üzerinde kurutup akşamları çayın yanında yemek ya da sokakta oynarken elimizde çitlemek için…Erzurum’un kuru sıcağında sabaha kadar kuruyan karpuz çekirdeklerini gider gelir elimle yoklar, yarın sokakta yiyecek olmanın sevinciyle dört köşe olurdum. Bir gün ağlamaktan gözlerimin kızardığını ve şiştiğini anımsıyorum. Sebebini tahmin bile edemezsiniz. Annem kurutmaya çalıştığımız karpuz çekirdeklerini “çöp” zannedip gazeteyle birlikte tortop edip sokağın sinek kaynayan çöp bidonuna atmış. Karpuz çekirdeklerini yerinde göremeyince ağzımı Pavorotti gibi açıp en cırtlak sesimle canhıraş bir tavırla ağladığımı nasıl unuturum. Zavallı annem beni susturabilmek için o kadar dil dökmüş hatta birkaç komşu yanımıza gelip güya beni susturacak ya: “eşek kadar kızsın sus, ne bağırıp duruyorsun, annen ağzını burnunu kırsın da gör…” diyerek hem beni rencide etmiş hem de annemin bana şiddet uygulaması için laf söylemişti. Zaten o zamanlar komşu teyzeler kendi çocuklarını dövdükleri yetmiyormuş gibi el âlemin çocuklarını da aşağılamaya bayılıyordu. Evet biraz da olsa haklıydı. Ben incir çekirdeğini doldurmayacak bir mevzu “karpuz çekirdekleri için” ağlıyordum. Aslında ağlama nedenim emek verip ayıkladığım çekirdeklerin akşamki hayallerime iştirak edemeyecek olmasıydı. Çocukluğumda kurduğum ucube hayâlin belki de ait olduğu yer çöp bidonu idi. Çünkü o zamanlar eve çekirdek ya da çerez almak lükstü. Eve lazım olan o kadar erzak varken bana ya da bize kuru yemiş almalarını beklemiyorduk zaten…

    Lafazan komşularımın arsız ot gibi her yerden çıktığını görmek açıkçası beni bazen sıkar. Okuldan gelmişim, sekiz saat ders, kurs… Anam dinim ağlamış. Komşum, geçen hafta anlattıklarını yineleyip lojmanın kerpiç duvarının önünde nefes almadan konuşurken, ben yalandan dinliyormuş gibi yapıp yarınki iş kombinimi planlıyordum. Kadına “içeriye de buyurun” diyemiyorum çünkü: tüten kömür sobasından aşkarlanmış perdelerimi görürse bütün mahalleye yayar valla. Kapının önünde lafladık biraz. Konuşmasını, çalışan kadınlara acıdığını, bizim birer zavallı olduğumuzu, biz işe giderken onun yatakta keyifle uyuduğunu anlatarak sürdürmeye kararlıydı. Kendi parasızlığından, istediği elbiseyi almak için kocasına çektiği yağlardan, çarşı-pazar dolaşmak isteyip elinde harçlığı olmadığı için şehir merkezine gidemediğinden bahsettiği günleri unutmuş olduğumu zannederek ahkâm kesmeye devam ediyordu. Dinlemiş gibi yapıp arada saatime bakıyordum. Neyse ki abdestli namazlı komşum ezan sesini duyunca: “gidim gılim vahıt geçmesin” deyip sözlerine üç nokta koyarak tebessüm etti ve evine doğru yola koyuldu. Bense müstehzi bir gülümsemeyle mırıldandım: “Dur ya nereye gidiyorsun, daha KARPUZ kesecektik!”

 

 

 

 

 

 

About The Author

1 thought on “Karpuz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir