Muhteşem Bir Sese ve Tuhaf Bir Kadere Sahip “Bağrıyanık” Şarkıcısı…
…Yıllar öncesinden bir Türk şarkısı dinliyordum. Şarkıcının sanki yana yana söylediği bu şarkı kalbime dokundu. Tekrar tekrar dinledim. Bir insanın içindeki acıyı, neredeyse her türlü sıkıntıyı ifade eden bu şarkı, onun sesine uyumlu bir şekilde akıp gitti…
Dünya müzik dünyasında birçok sıra dışı ses var, ancak Türk müziği eşsiz. Bu belki de aynı kökten gelen insanların duygularının birbirine daha yakın olmasından kaynaklanıyor. Bahsettiğim şarkı Müslüm Gürses’in “Bağrıyanık” şarkısı ve yorumcusunun sıkıntılı kaderiyle uyum içinde gibiydi. Bilgi edinmek için bir kişinin biyografisini incelemek bir gelenektir. Bu nedenle, şarkıcının gerçek adı Müslüm Akbaş’tır ve 1953 yılında Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesine bağlı Fıstıközü köyünde doğmuştur. Çocukluğunun ilk yıllarını Şanlıurfa’da geçiren şarkıcı, üç yaşındayken ailesiyle birlikte Adana’ya taşınmıştır. Bunun sebebi yaşadıkları ekonomik zorluklardı. Ayrıca Ahmed adında bir erkek kardeşi ve Zeyno adında bir kız kardeşi vardı.
İlkokuldan sonra eğitimine devam edemeyen Müslüm Gürses, bir süre ayakkabıcı ve terzi olarak çalıştı. Bir televizyon programına konuk olan usta sanaatkar, o günleri şöyle anlattı: “Adana’ya geldik. Küçük bir evde oturuyorduk. Adana o zamanlar elbette çok sıcaktı. Herkes çatıda uyuyordu. Biz de sıcaktan çatıda uyuyorduk. Kendi kendimize şarkılar söylüyorduk. Komşularımız, “Sesiniz çok güzel. Tekrar söyleyin, bir tane daha söyleyin” diyorlardı. O zamanlar Mustafa adında bir ayakkabıcı arkadaşımız vardı. Halk Eğitim Merkezi’ne gidip bağlama (saz benzeri bir Türk telli çalgısı) çalıyordu. Halk Eğitim Merkezi’nin çok güzel olduğunu söyledi. “Ben de gidebilir miyim?” diye sordum. “Gidebilirsin” dedi. Gittim ve oradaki müzik eğitimi çok iyiydi. 4. veya 5. sınıftaydım. Bir süre gittik. Orada olgunlaştık. Olan biteni gördük. Değerli öğretmenlerimiz oldu.”
Babasının itirazlarına ve annesinin desteğine rağmen, Müslüm 14 yaşındayken 1967 yılında Adana’da bir çay bahçesinde düzenlenen şarkı yarışmasına katıldı ve birincilik kazandı. Aynı yarışmadan sonra “Gürses” soyadını aldı ve Halk Eğitim Merkezi’nde müzik derslerine devam etti. Adana’daki bir kumarhanenin baş solisti Sadık Altınmeşe hastalanınca, onun yerine geçen sanatçı alkışlarla karşılandı ve bir daha mikrofonu elinden bırakma”emmioğlu/Ovada Taşa Basma” adı. 1967’den itibaren sanatçı, her cumartesi TRT – Çukurova Radyosu’nda canlı halk şarkıları söylemeye başladı. Aynı zamanda, 1968’de adlı ilk 45 dakikalık albümünü çıkardı ve kariyerinde hızla yükseldi.
Ancak sanatçının aile hayatında yaşanan trajedi onu derinden sarstı; 29 Mayıs 1969’da babası annesini öldürdü. Bir iddiaya göre, aynı gün kızını da (Müslüm’ün kız kardeşini) öldüren baba tutuklandı. Gürses bu olaydan sonra İstanbul’a taşındı. Bu olay hakkında konuşmak istemedi. İstanbul’da yaşamaya başlayan şarkıcı, orada 2 albüm kaydetti.
Sanatçının kaderinde yazılı olan başarısızlıklar onu takip ediyor gibiydi. 1978’de, Anadolu konser programı için Tarsus’tan Adana’ya dönerken acele eden şarkıcı bir trafik kazası geçirdi. Kaza anında öldüğü sanılarak morga kaldırıldı. Ancak son anda hayatta olduğu anlaşıldı ve ameliyata alındı. Kazada alnından ciddi bir yara alan şarkıcının beynini korumak için başına bir plaka yerleştirildi. Kaza sonucunda sanatçı koku alma duyusunu kaybetti, ayrıca işitme duyusu da ciddi şekilde zarar gördü ve kısık sesle konuşmaya başladı.
Bu kaza, Müslüm Gürses’in hem kişisel hem de sanatsal hayatında bir dönüm noktası oldu; kaza sonrasında sesinin derinliği ve performans tarzı bambaşka bir seviyeye ulaştı. Dinleyicilere göre, bu sese daha duygusal ve acı dolu bir ton eklendi. Bu travma aynı zamanda psikolojik bir deneyim oluşturarak müzik tarzının ve dinleyiciyle olan temasının güçlenmesine yol açtı. Ciddi bir kazadan sonra şarkıcı adeta ikinci kez hayata döndü ve Allah onu hayranlarından ayırmak istemedi. Morgdan sahneye geri döndü. Hayatı paramparça olan sanatçı, sanatına devam edebildi ve 44 yıllık kariyeri boyunca 78 albüm çıkardı. Şarkıcı, “Hasta oldum Tanrım”, “Büyük Tanrım, bu ne dert?”, “Bu kadar işkence günahtır”, “Yeter Tanrım, yeter” gibi şarkıları kaderine ve şansına isyan edercesine söyledi.
Müslüm Gürses, şarkıcılığın yanı sıra birçok filmde de rol almıştır. İlk olarak 1979 yılında çekilen “Asi” filminde yer almıştır. Tüm zorluklara rağmen, onu her zaman hayata döndüren tek kişi eşi Muhterem Nur olmuştur. 1982 yılında Adana turunda tanışmışlar ve bu tanışıklıktan sonra hiç ayrılmamışlardır. Film oyuncusu Muhterem Nur, eşinin isteği üzerine sanattan emekli olmuştur. Müslüm Gürses hayatı boyunca toplam 38 filmde rol almıştır. Rol aldığı son film ise 2011 yapımı “Gösteri Dünyası”dır. (2018’de – artık hayatta değilken – sanatçının kendi hayat hikâyesini anlatan “Müslüm” filmi büyük bir başarı elde etmişti.)
Sanatçı olarak ölümsüzlüğe ulaşan Müslüm Gürses, 15 Kasım 2012’de İstanbul Memorial Hastanesi’nde “bypass” ameliyatı geçirdi, ancak ameliyat sonrası akciğer ve kalp yetmezliği nedeniyle yoğun bakıma alındı. Yapay solunum cihazına bağlandı. Tüm çabalara rağmen Gürses, tedavi gördüğü İstanbul Memorial Hastanesi’nde 3 Mart 2013’te hayatını kaybetti…

***
…İnsanlar ona “Müslüm Baba” derdi. Çünkü o sadece bir şarkıcı değildi, sanki insanların acılarını sesinde taşıyordu ve bu yüzden hayranları ona bir baba gibi bağlanmıştı. Başka bir deyişle, “Müslüm Baba” lakabı tesadüf değildi. Bir bakıma, yoksulların ve dışlanmışların sesiydi. Dinleyicilerinin çoğu işçiler, kırsaldan şehre göç edenler, zor hayatlar yaşayanlar ve mahalle gençleriydi. Acılarını onun sesinde buldular. Şarkıcı, ifade edemedikleri acılarını dile getiriyor gibiydi. Sesi “acı sesi”ydi. Müslüm Gürses şarkı söylerken sesi titrerdi. Bu ses içten geliyordu. İnsanlar “şarkı söylemiyor, yanıyor” derlerdi. Bu yanma hissi onu sıradan bir şarkıcıdan ayırıyordu. Konserlerinde insanlar ağlardı, kollarını kesen hayranlar olurdu (maalesef böyle vakalar yaşandı) ve sahneye çıkıp bacaklarına sarılanlar olurdu. Bu sadece müzikten ibaret değildi, duygusal bir bağdı. Hayranları için güçlüydü, sabırlıydı, kaderin karşısında dimdik duran bir adamdı. İnsanlar onun “çocukları” gibi hissediyorlardı. İnsanların acısını taşımak, onları teselli etmek – etrafında duygusal bir aile yaratmak anlamına geliyordu. O sadece bir sanatçı değil, duygusal bir sığınaktı.
Üzücü ve acı dolu temalar taşıyan şarkıları “arabesk” türündedir ve çok güçlü bir duygusal performans tarzına sahiptir. Arabesk, Doğu (Arap) ezgileri ve Türk müziğinin bir karışımıdır ve derin duygular, üzüntü ve kadere karşı isyan içeren bir Türk müzik türüdür. Bu tür, Türkiye’de oluşmuş ve özellikle göçmen ve yoksul kesimler arasında, Arap ezgileri ve Türk sanat müziğinin etkisiyle kent ortamlarında yayılmıştır. Daha çok şarkı formundadır ve toplumsal acıyı ifade eder. Daha basit ve daha popüler bir türdür.
Arabesk müzik, uzun süre elit çevreler tarafından küçümsenen bir türdü. Ancak Müslüm Gürses bu türü saygın, güçlü ve derin bir seviyeye yükseltti. Bir zamanlar arabesk, “çok üzücü” ve “insanları karamsar yapan” bir tür olarak eleştiriliyordu. Ancak milyonlarca insan bu müzik türünde kendi iç dünyasını buldu.
Bu yazıda, efsanevi şarkıcı Müslüm Gürses’in hayat hikâyesinden bazı bölümler seçtik. Sadece bir şarkısından edindiğimiz bu izlenimler, sanatçının tuhaf kader dolu hayatına ve yaratıcılığına çok kısa bir yolculuk yapmamızı sağladı. Gözyaşlarımı tutamadığım için, okuyucularımla paylaştığım bu duyguları olabildiğince kısa tutmaya çalıştım. Dinlediğim şarkının sözleri, sanatçının hayatını kendi sesiyle içeriyor gibiydi ve şarkıdan birkaç satırı (orijinalini koruyarak) belirtmeden edemedim:
Bağrıyanık
Bu genç yaşımda benii dertlere attın, felek
Acımadan sen benim bağrımı yaktin, felek, of
Hainsin, zalimsin sen, felek, felek
Bir gün daha geçti ömrümden
Böyle garip kaldım bağrı yanık
Keder eksik olmaz gönlümden
Gören bana diyor “Bağrıyanık”
Bütün ümitlerim bitmiş, bütün sevdiklerim gitmiş
Yaşamak hevesim bitmiş, olmuşum bir bağrı yanık
Oooof
Of, of, bağrıyanık
Bütün ümitlerin bitmiş, bütün sevdiklerin gitmiş
Yaşamak hevesin bitmiş, olmuşsun bir bağrı yanık
Oooof
Of, of, bağrıyanık
Şimdi bir şey gelmez elimden
Giden gitti beni benden alıp
Yaşlar akar iki gözümden
Bir başıma kaldım bağrıyanık
Bütün ümitlerim bitmiş, bütün sevdiklerim gitmiş
Yaşamak hevesim bitmiş, olmuşum bir bağrıyanık
Oooof
Of, of, bağrıyanık
Bütün ümitlerin bitmiş, bütün sevdiklerin gitmiş
Yaşamak hevesin bitmiş, olmuşsun bir bağrıyanık
Oooof
Of, of, bağrı yanık, of



Çok çok güzel Allah rahmet eylesin, Türk Arabesk müziğinin kralını ne güzel anlatmışınız Zeynep Hanım kaleminiz var olsun tebrikler.
Zeynep Hanım’dan güzel bir vefa örneği teşkil eden yazı. Türk Arabesk müziğinin efsanesi olan rahmetli Müslüm GÜRSES’i anlatan yazı. Kaleminiz her daim var olsun, yürekten kutlarız.