agri_dagi

Samyeli, sepetteki samanları sokağa savurunca Samancı Sami sinirlenmişti. Sepetçiler Sokağı’nın sonunda soluk soluğaydı. Samancı Sami, saçılan samanları sessizce seyretti. Sanırım, son sermayesiydi. Sinirli sinirli söylendi; sıkıntısı simasına sinmişti.

Sepetçiler Sokağı sakindi. Sabahın sazağı sokağı serinletiyordu. Sokağı, simitçinin sesi sardı. Samancı Sami, simitçinin susamlı sesini sevmişti. Sopasını sağa sola sallayıp simitleri sopasına sıraladı. Sinirlenmişti sanki. Saçlarına savrulan samanları silkeledi. Saat sekizdi.

Saatçi Salih’i, Sakarya Sokağı’ndaki Sarı Saçlı Sabiye sordu. Sarı Saçlı Sabi, Samancı Sami’yi sobeleyip sokaktaki sandukaya saklandı. Samancı Sami, saklanırcasına saatçiye sığındı.

Sibirya soğukları salgın saçıyordu. Sağlık sorunları son seviyedeydi.
Samancı Sami, Saatçi Salih’i saygıyla selamladı. Saatçi Salih, saatleri sabunla siliyordu.
Samancı Sami, selamdan sonra sopasına sıraladığı simitleri Saatçi Salih’e sundu.

Saatçi Salih, safi salepten Samancı Sami’ye sıcak salep ikram etti. Sonra onun sağlığını sordu.
— Sorma Salih, sağlık sorunlarım son seviyesinde…
Samancı Sami, sehpadaki saati sordu.

Saatçi Salih: Sevdiysen sana satayım. Sahipsiz Süleyman’ın saatidir.
Samancı Sami: Saati sevdim. Samanları sattıktan sonra satarsın.
Saatçi Salih: Söz, Süleyman’ın saatini sana saklayacağım.

Sahipsiz Süleyman, son senelerde saçıp savuruyordu. Sahipsizdi; sanki sendeleniyordu. Sanatçıydı. Sanatçılar, Sahipsiz’i sahiplenmişlerdi. Sahipsiz Süleyman, sanatın sanatçı sevgisini seviyordu. Sanatın sermayesi samimiyetti; sevgisiz sanat sermayesizdi.

Son yıllarda sanatçı saygınlığı sorgulanıyordu. Sanki sahipsizlik, sarmaşık sarmalında Süleyman’ı sarıyordu. Savruk saçlarını, sararmış sakallarını, sırlı saatini sandukaya saklamıştı.

Sarı Saçlı Sabi, sandukadaki sırlı saati Sahipsiz Süleyman’a soracaktı: Satılık mıydı? Sırlı saat, sandukada “sırrrr…” sesiyle sokağı seslendirdi. Sokak, sağa sola savrularak sandukaya sığındı. Sarı Saçlı Sabi sırlı saati sevmişti. Sokağı sandukada saklayıp saçını sıvazladı.

Sami, savrulan sokağın sağındaydı. Saygıyla Sarı Saçlı Sabiye seslendi:
— Samanlarımı sayar mısın?
Sarı Saçlı Sabi samanları saydı, sıra sıra sıraladı. Samanlar soğuktan solmuştu.

Sonra saçlarını saydı. Sonra Sahipsiz Süleyman’ın sırlı saatini sırtına sürdü. Saati sürünce sırtı sarardı. Sandukanın sırrı sarsıldı. Samanlar, savrula savrula sepete sığındı. Sepet, sevinçten sallanıyordu.

Samancı Sami, Sarı Saçlı Sabiyi sobeleyip sokağa saklandı. Sırlı saati Saatçi Salih’e söyledi.
Saatçi Salih’in siması sapsarı kesildi. Sandukayı sordu, Sahipsiz Süleyman’ı sordu.
Samancı Sami sustu.

Sırlı saat, Süleyman’a soruldu. Süleyman, sırrını söylemekten sıkıldı. Saati salona savurdu.
Sırlı saatin sırrını saklayan sandukaya seslendi. Sanduka sarsıla sarsıla seslendi: “Sıra sıra sütunlar! Sıra sıra sütunlar!” Sıralanan sütunlar sandukayı selamladı. Sağında Samancı Sami, solunda Saatçi Salih, sıra sıra sütun oldular.

Saraya salep sunan Sahipsiz Süleyman, sessizliğinden sıyrılıp seslendi: “Sanmayın ki Sahipsiz Süleyman sahipsizdir! Sahibi sanatıdır, sırlı saat sermayesidir. Saatimi saraya satacağım.
Soğukları Sibirya’ya, Sarı Saçlı Sabiyi sakalıma süreceğim!”

Samancı Sami sepete, Saatçi Salih saate tutundular. Sabahın saatinde Saatçi Salih, Sahipsiz Süleyman’ı saygıyla seyretti. Samancı Sami, samanların sayısınca Süleyman’ı selamladı.

Süleyman, son sözlerini söyledi: “Sahici sanatın sahibi, sahipsizlerin Sahibidir. Selam sahipsizlerin Sahibine!”

Samancı, samanı; saatçi, saatini sattı. Sahipsiz Süleyman sandukasına sığındı. Sarı Saçlı Sabi, hepsini sobeleyip sonsuzluğa sığındı.

 

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir