Hayat Yeniden Başlıyor
Kasımayının ilk günleriydi. Güneş ışınlarını kısarak yeryüzüne gönderiyordu. Ağaçlar sararmış
yapraklar tel tel dökülüyordu. Hazan mevsimi uzamış son kalan yapraklar esen rüzgârla dans
ederek yeryüzüne pike yapıyordu. Havalar yavaştan soğumaya başlamıştı. Gece ve gündüz ısı
farkı hissedilir derecedeydi. Gündelik işler hiç durmadan devamediyordu. Kış geldi gelecek.
Soğuklar kapıya dayanmak üzereydi. Kış mevsiminin insan psikolojisi üzerindeki derin etkiler yavaş
yavaş gün yüzüne çıkıyordu. Gündelik işler daracık zaman dilimine sığdırmak isteyen insanlar hep
bir koşuşturmanın içerisindeydiler. Ayılar mağaralara çekilmiş kış uykusuna yatmışlar, yılanlar
kıvrılarak kış uykusuna. Zalimin süngüsü elinde durmadan yeni yaralar açmakla meşguldü. Ölü
mevsimolarak tabir edilen kış kapıya merdiven dayamıştı.
Zamanın yorgun bakışları insan vücudu üzerindeki derin tesirleri bilinç altında başkaldırmaya
başlamıştı. Yorgun bedenler gecenin karanlığında bir örtü gibi yayılıyordu.
Sonbaharın son demlerini yaşayan doğa kış mevsiminin gelmesi ile uykuya dalmıştı. Ancak tek
direnen ve rengarenk çiçekleri ile dimdik ayakta olan kasımpatılar hariç. Sarı, yeşil, mor, pembe,
beyaz renkleri ile âdeta sonbaharı canlandırmak ve insanoğluna mesaj verir gibi çiçeklerini
açıyordu. Beyaz kasımpatı: Saflık, masumiyet ve vefayı simgeler. Sarı kasımpatı: Neşe, dostluk ve
samimiyet anlamına gelir. Pembe kasımpatı: Şefkat, sevgi ve nazik duyguların ifadesini temsil
ettiğine inanılır. Bir direniş zamanıydı sonbaharda çiçek açmak, özgürlüğe açılan kapıydı kasımayı
kasımpatılar için.
Ahmet bir iş için bu minval üzere Erzurum’a doğru yola çıktı. Yol boyunca ikilemler kafasını
kurcalamaktan geri kalmadı. Diyarbakır’dan yola çıktı. Akşamın karanlığı yollara döküldüğünde
Bingöl sınırına tekerlek dayamıştı. Yol boyunca kendisi e eşlik eden dağlar, vadiler, ırmaklar kucak
açarak yol boyu sevgi gösterisinde bulunmuştu. Kimi yerde yol çalışması vardı, kimi yerde keskin
virajlar. Geçen kıştan kalan kar ve suyun yolda bıraktığı derin izler kendini belli ediyordu. Yolun
etrafında çamağaçları sıra sıra dizilmiş doğanın harikulade manzarası göz hizasında bağdaş
kuruyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde ışık huzmeleri yola yoldaş oluyordu. Yorgunluk gözüne bir
sırımgibi inse de gözlerini yoldan alıkoymadan yola revan olmaya devamediyordu. Demlenen gece
karanlığa doğru yol alırken, ağaç siluetleri yola tarifsiz gölgeler bırakıyordu. Oynaşan far ışıkları
karşı dağda, yolda gölge oyunlarını saçıyordu. Kimi zaman karanlıkta parlayan iki göz manzaraya
eşlik ediyordu.
Gündüzün sıcaklığı yerini gecenin serinliğine terk etmişti. Kimi zaman esen soğuk rüzgâr kafasının
üzerinden bir uçak gibi yalayıp geçiyordu. Her esişinde ve geçişinde soğuktan ürperti bırakıyordu.
Bu da üşümesine ve titremesine sebep oluyordu. Dinginleşmesi gerektiği yerde sıkıntılar baş
gösteriyordu. Tedirgindi. Ya hastalanırsam! Hastalık insanoğlunun çekindiği bir durumdu. Bu aynı
zamanda yaşamve ölümçizgisini de belirliyordu. İnsanoğlu sanki hiç ölmeyecek gibi
davranıyordu. Oysaki yaşamölümile hayat buluyordu. Ölümve yaşam. Yaşamve ölüm. Doğmak
büyümek yaşlanmak ve ölüm. Sonuç hep böyle olmasa da ağırlıklı olarak sonuç bu!
Gitmek istedikleri adrese varmıştılar. Kapıyı çalıp içeri geçtiler. Odun sobası yanıyordu. Hemen
sobanın başına geçip oturdu. Bir demsonra kemiklerine kadar ısındığını fark etti. Yemekten sonra
demli çay eşliğinde koyu sohbette daldılar.
Eskilerden söz açıldı. Deve kervanları bilmemkaç gün yol alıyordu eski zamanlarda. Diyarbakır’dan Erzurum’a gitmek için gönlerce yol almak zorundaydılar. Ama şimdi üç buçuk, dört saatte varmak
mümkündü. Zorlukların insan oğlunun belini büktüğü yıllardan kısacık saat dilimlerine sığdırılan
yolculuk. Hayatı çok kolaylaştırmıştı. Zaman ve teknoloji. Yol bilgisayarları bilinmeyen adresleri
avucunun içine bırakıveriyordu.
Sabah erkenden uyandılar. Çevre ve mekân değişikliği ruhlarında değişik izlenimler bırakmıştı.
Yerini garipsemişti. Uyku gözlerinden akması gerekirken yerini fal taşı gibi açılan gözlerine terk
etmişti. Kahvaltıdan sonra yola revan olmak gerekiyordu. Diyarbakır’a dönmeleri gerekiyordu. Bu
sefer güneş tamkarşıdan alınlarına öpücük konduruyordu. Dönüş yolu mevsimnormallerine güre
sıcak bir ortamda gerçekleşiyordu. Yorgunluk ve terleme de buna eşlik edince hastalandığını
anlamıştı. Bozuntuya vermeden yola devamettiler.
Günler birbirini takip etti. Hastalığı kronik hale geldi. İlaç alıp tedavi gördüğünde üç beş gün
iyileşiyor, akabinde tekrar aynı belirtiler kendisini koruyordu. Önce kol ve bacaklarında üşüme
başlıyor, sonra titreme nöbeti devreye giriyor. Gece terlemeleri ha keza. Doktora gidiyor kan
tahlillerini yaptırıyor, farklı bölümlere görünüyor. Yok. Çare yok. Sadece bir seferinde on üç tüp kan
verdi tahliller için. Belirtiler gerçekliğini koruyordu. Sonrasında bir tavsiye üzerine pet cıyt filmini
çekince gerçek ortaya çıkıyordu. Kalın bağırsağında bir kitle vardı ve bağırsağını nerdeyse tıkama
seviyesine gelmişti. Önce kolonoskopi yaptırmak gerekiyordu. Randevu alındı. İşlemden bir gün
öncesinden başlayarak nasıl besleneceği anlatıldı. Bağırsakların temizlenmesi için bağırsak
temizleyici ilaç verildi İşlemgünü işlemden önce lavman yapıldı. Daha sonra gerekli tetkikler
yapıldı: tansiyonu ölçüldü, damar yolu açıldı, işlemiçin yatağına yatırıldı, nabız ve oksijen
satürasyonu işlemsırasında ilgili cihazlarla takip edildi. Kolonoskopide rahatlatıcı iğneler yapıldı.
Gerekli incelemeler doktorlar tarafından yapıldı. Patoloji için parça alındı. Biyopsi sonrasında gelen
sonuca göre tedavisi programı oluşturuldu. Sonuç ameliyat olarak deklare edildi. Yapılacak başka
bir şey yoktu. Ailesine danıştı birkaç doktor ve hastaneden ikinci görüş alındı. Doktoru ile görüştü
ameliyat için gün alındı ve anestezi için gerekli tetkikler yapıldı. Her şey olumluydu. Ameliyata engel
bir durumyoktu.
Ameliyat gönü gelip çatmıştı. Yatışını yaptı. Öğleden sonra ameliyata alındı. Kapalı olarak
başlayan ameliyat alınan parçanın büyüklüğü göz önüne alınarak açık ameliyat ile devamedildi.
Sonuç altı saat süren bir operasyon sonucu yoğun bakıma kaldırıldı. Dört gün yoğun bakımdan
kaldığı süre zarfında ateşi kırk dereceye dayandı. Garip halüsinasyonlar görmeye başladı. Vücudu
adeta uçuyordu. Bozkır bir alanda hızlı bir şekilde yol alıyordu. Müdahaleler sonucunda ateşi
normale dönünce dördüncü günden sonra normal odaya alındı. Göbeğinde beş delik ve derin bir
yarık vardı. Tümolumsuzluklara karşın ameliyatı başarılı geçmişti. Onuncu günden sonra taburcu
edilerek evine gönderilmişti.
Son baharın kasımpatıların çiçek açtığında başlayan serüven şubatın ortasında son bulmuştu.
Yeni yaşama kemoterapi ile devametti.
Hayat kısa bir ömrün sonunda kendini ara ara yenileme ihtiyacını hissettiriyor. Kimi zaman
hastalıklarla kimi zaman yaşanan zorluklarla…Hayat yeniden başlıyordu.
