Son Kale: Türkiye Cumhuriyeti
Türkler tarihi kanıtlara göre en az 2200 yıllık bir mirasa sahip. Bu gerçeklik Türk ulusunun, İngilizler, Fransızlar, Almanlar, İspanyollar, İtalyanlar, Ruslar, Amerikalılardan çok daha köklü bir geçmişe sahip olduğunu gösteriyor. Tarih boyunca bu ulus 16 imparatorluk, 38 devlet, 37 hanlık, 33 beylik, 10 cumhuriyet, 4 atabeylik kurdu. Batılı tarihçilerin dahi kabul ettiği çağ değişimi dönemlerin ikisi bizzat Türklerin elinden oldu. Bu ulus batıda 1200 yıllık Roma İmparatorluğu’nu yıkıp, Papaya atının önünde boyun eğdirirken doğuda kendisinden kat ve kat daha kalabalık ve yerleşik nüfusa sahip olan Çinliler’i defalarca vergi altına alıp uzaydan izi bir çizgi gibi belli olabilen set ördürdüler. Öyle ki birçok kişi ’’Türkleri tarih sayfalarından çıkarırsanız, ortada tarihin kendisi diye bir şey kalmaz’’ söylemini kabul etti. Bu parlak tarih, devlet yönetimi anlayışı, asırlara damga vuran hegemonya 18.yy’dan itibaren sarsılmaya başladı. Bu değişimde pek çok faktör var ve bunlar defalarca tarihçiler, sosyologlar, antropologlar tarafından tartışıldı. Bu yazıda bunlara değinmeyeceğim.
Bu parlak ulus için 20.yy en karanlık yıllar oldu. Orta Asya’da Kazak, Kırgız, Özbek Türkleri, Türkmenler, Sibirya’da Çuvaş, Yakut, Tuva Türkleri, Tunguzlar, Kıpçakların torunları, Kafkaslar’da Azeri Türkleri, Ahıska Türkleri ve daha nice Türk topluluğu Sovyet Rusya’nın hakimiyetine girerken, Doğu Türkistan bölgesi Çin baskısı altına girdi. Anadolu, Mezopotomya ve Rumeli Türkleri ise I.Dünya Harbi sonrası batılı emperyallerin kıskacı altındaydı. Türklerin ağır baskı altında olduğu bu dönemlerde özgürlüğüne ve bağımsızlıklarına olan tutkuları, inançları, kendilerini bu dipsiz karanlık kuyudan kurtarmasını sağladı. Son olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak bu kıskacı yardılar. Sadece bununla kalmadılar, bulunduğu coğrafyada emparyellerin mezalimine uğramış pek çok devlete örnek de oldular. 1990’larda soğuk savaşı ABD’nin (aslında kapitalist ideolojinin) kazanmasıyla Sovyetlerin dağılması, Orta Asya’daki Türklere nefes aldırdı !
Bir çivi bir kez tahtaya çakıldı mı sökseniz bile bıraktığı iz kalıcılaşır. Sovyet Rusya’nın yüzyıllardır Sibirya ve burada sürdürdüğü göç, zorunlu iskan, asimilasyon travmalarının etkisi halen devam ediyor. Bugün Türk ulusları arasında dahi birlik ve beraberlik anlayışı çok güçlü değil, karşılıklı güven kendi aralarında bile pamuk ipliğine bağlı. En son Kıbrıs’ın 12 milyar euro karşılığında Orta Asya Türk devletleri tarafından tanınması ve Kıbrıs Türklerinin kaderine terk edilmesi de aslında bunun göstergesi. Sadece devlet değil, halka indiğimizde de çözülmenin etkilerini görebiliyoruz. Kazak Türk’ü müsün yoksa Kazak mısın diye sorduğunuzda, çok mağrur ve ciddi bir ses tonuyla pek çoğundan Kazak’ım, Kazak Türk’ü değilim yanıtı alabiliyorsunuz. Akraba ulusların birbirine kenetlenmesi gerekirken bu şekilde çözülmesi pek tabi üzücü. Ancak bu ayrımlaşma ve kutuplaşma hattını gözlemlemek için binlerce kilometre öteye gitmeye gerek yok. Anadolu sınırları içerisinde dahi domatesin sebze mi meyve mi olduğu konusunda cephe savaşına hazır durumdayız. Bir dönem Real Madrid-Barcelona arasında El Clasico olarak bilinen rekabet için Anadolu Türklerinin birbirine düşmanca tavır sergilediği, bu tarz bir eğilimin İspanya’da dahi olmadığını ünlü İspanyol spor gazeteleri manşetlerine taşımıştı.
Normal şartlar altında kabuğuna çekile çekile Anadolu ve Orta Asya coğrafyasına kadar sıkışan bir ulusun, geçmişteki hatalarından dersler çıkarması beklenir. Ancak toplumsal dinamikler bize bunun tersini gösteriyor. Birbirine daha kenetlenmek yerine akrabalığın problemle eşanlamlı tutulduğu, aile bağlarının kopmaya başladığı, huzurevlerinin hiperenflasyon şeklinde arttığı, Türkleri zor koşullar altından her seferinde çıkmasını sağlayan temel aile değerleri, gelenek ve göreneklerin tarumar olduğu bir değişim süreci devam ediyor.
Bize ilkokullarda Hayat Bilgisi dersinde devlet-millet ekseninin ve toplumsal yapının en küçük biriminin aile olduğu öğretilmişti. Gerçekten bir aile de tıpkı bir devlet gibi, dış borcu, iç borcu, kendi içinde bir kurumsal düzeni, dış-iç ilişkilere sahip, herkesin belli bir görev üstlendiği mikrodüzeyde örgütlü bir yapı görevi görüyor.
Kuşatma altındaki son kalemiz Türkiye Cumhuriyeti’ni koruyabilmek için, aileden başlayarak mahalleye, şehirden devlete uzanan bir dayanışma zincirini yeniden örmemiz gerekiyor. Çünkü bir milletin bekası, sadece ordusunun gücüyle değil, birbirine sahip çıkan insanların sadakatiyle mümkündür.

Allah ülkemizi korusun, bütün hainlere karşı,
Vatan herşey güzel belirtilmiştir. Yazarı kutlarım.
Günün anlamıyla uygun güzel bir yazı
Duyarlı gönlünüze tebrikler. Kalemin sürekli olsun.