manzara-fotografi-3

 

Köyün pos bıyıklısı Pala Veli evinin önünde keserle ağaç yontuyor; uzak komşularından birinin ince dalan, kara yağız oğlu Alican da göğüs hizasındaki kuru örü duvara dirseklerini dayamış, yüzü ellerinin arasında, avlunun dışından iri gözleriyle pürdikkat onu seyrediyordu.

Çok geçmeden Pala Veli’nin karısı evin kapısında belirdi. Elinde koca bir bakır kâse. Kâsede ayran. Üç basamaklı taş merdivenden ağır ağır indi. Yumurta taşır gibi dikkatli ve yavaş adımlarla kocasının yanına vardı. “Buyur herif.” dedi.

Sinn-i kemal yaşının başlarındaki adam işini bıraktı. Toparlandı, olduğu yere bağdaş kurup oturdu. Yukarı kaldırdığı şapkasının siperliğini arkaya itince alnından geriye doğru kelleşmeye başlayan kafası ortaya çıktı. Dizinin üzerindeki gamgaları eliyle sağa sola süpürdü. Sağ elinin dışıyla alnındaki teri sildi. Avuç içlerini pantolonunun yanlarına sürterek temizledi. İki elini birden uzattı. İki tarafından parmaklarının tuttuğu kâseyi karısının elinden aldı. Yavaşça kaldırdı. “Bismillah.” deyip kafasına dikti. Dudaklarını ayırmadan ha bire içti. Her yudumda boğazından gurk diye ses geliyordu.

İçmesi bitince “Çok şükür.” diye söylendi. Dibinde bir miktar ayran kalan kâseyi başında bekleyen karısına verdi. “Ömrüne bereket. Ekşiymiş amma bu sıcakta beter iyi geldi.” dedi.

Ayrana batmış bıyıklarının ucunda damlacıklar vardı. Dahası, ağzının kenarlarından çenesine doğru ince ince sızmıştı. Koynundan damalı yağlığını çıkardı. Ağzını, bıyıklarını bir güzel sildi. Hafifçe geğirdi.

Fadime, elindeki kâsede kalan ayranı Alican’a gösterip “Alican, teyzem; sana da getirsem iyiydi emme arkası yok. Şu kalan ayranı da sen içiversen…” dedi.

Bu tekliften rahatsız olan çocuk, yüzünü buruşturdu. Dişlerinin arasından hayır anlamında “cık” diye bir ses çıkardı. “İstemem” diye karşılık verdi. Fadime üstelese de çocuk oralı olmadı. O, Pala Veli emmisini seyretmeye devam ediyordu.

En güzel manzara resimleri - Galeri - Yaşam

Alican’ın kalan ayranı içmemesine içerleyen adam, “Niye içmiyon ülen?” deyince karısı söze karıştı: “Senin artığın diye herhâl…”

“Len oğlum” dedi Pala Veli, “Ben, senin bubanınan aynı tastan çok ayran içtim. Sen, benim dudağım değdi diye içmiyon ha!”

Bu konuşmalardan bunalmaya başlayan çocuk, “Yav Veli emmi, senin bıyıkların ayrana battı. Ben, o ayranı içer miyim hiç.” diye bahanesini söyledi. Bu bahane de Pala Veli’nin canını sıkmaya yetti. Bu defa “Nedenmiş o?”  diye sordu. Alican, kendinden emin bir şekilde cevap verdi: “Bıyıklarından ayrana mikrop geçmiş olabilir.”

Ucunu bir kütüğe dayadığı ağacı yontmaya çalışan Pala Veli, durup başını kaldırdı. Küçümseyen bakışlarla Alican’a baktı. “Bak hele bak. Daha dün mektebe gitti, bugün üstat olayın der. Ülen, bi de hekim mi oldun başımıza?” diye yarı azar çıkıştı. Henüz o yıl kasabada açılan ortaokula başlayan Alican, “Ben hekim mekim bilmem. Bıyıkların ayranın içine o şekil girmesi hiç de sağlıklı değil.” diye karşılık verdi.

Bu defa elindeki baba yadigârı keseri ve yonttuğu ağacı bir kenara bırakan Pala Veli, manalı manalı baktı. “Len oğlum, senin işin gücün yok mu da benim yedi köyde dillere destan bıyığıma laf diyon. Git, sığırlarının başında dur. Başkasının bağına bahçesine zarar vermesin. Bak, sonra büvelek tutar da dağa bayıra kaçar sığırlar. Söylemedi deme. Hem bıyık benim bıyığım. Bırakan benim, sahibi benim. Sevmişim, beğenmişim, kime ne?” diyerek Alican’a kibarca yol gösterdi. “Sevmişim, beğenmişim, kime ne?” kısmını üç dört defa tekrar etti. Üstelik asabi bir şekilde.

O ana kadar istifini bozmayan Alican, ellerini yüzünden, dirseklerini duvardan çekti. Başını öne eğdi. Arkasına bakmadan usulcacık tabanları yağladı. Pala Veli, “Benim yedi köyde meşhur bıyığıma laf diyon ha! Bıyık benim. Sevmişim, beğenmişim, kime ne?” diye söylenmeye devam etti. Karısı, “Uğraşma çocukla.” dese de aldırmadı. Alican duyacak şekilde arkasından seslendi: “Yürü, anca gidersin.”

Alican gitti. Pala Veli, yeniden ağaç yontmaya başladı. Karısı eve girdi.

Bu sırada beliren eşek arısı başının etrafında bir döndü, iki döndü. Adam, elindeki keserle arıyı savuşturmaya çalıştı. Arı inat etti. Dönüşleri hızlandı. Pala Veli öfkelendi. Keseri yere bıraktı. Arıyı vurmak için elini öfkeli öfkeli salladı. Sonunda vurdu da. Elinin ucuyla vurduğu arı, sağ yanağına, bıyığın bitip yanağın başladığı yere çarptı. Çarpmasıyla iğneyi batırması bir oldu. “Aha” dedi Pala Remzi, “Arı soktu.” Bir taraftan arının soktuğu yeri ovuşturdu, bir taraftan karısına seslendi. “Arı soktu, diribol (arı mumu) yetiştir.” Fadime, kilere koştu. Bulduğu diribolu kocasına yetiştirdi. Sızıyı azaltsın, şişmeyi önlesin diye elinde yumuşatıp arının soktuğu yere özenle yapıştırdı.

En Güzel Manzaralar - Dünyadan 30 Manzara | Bir Hayalin Peşinde

Pala Veli, yüzündeki sızıya rağmen yeniden işe koyuldu.

Aylardan mayıs. Mayısın sonları. Yani baharın son günleri. Hava sıcak. Öğle sıcağı.

Pala Veli, bir müddet sonra bıyıklarının arasından dudağına sızan sıvıyı hissetti. Dilini değdirdi. Ter olmadığı belliydi. Eliyle yokladı. Diribol… Eriyen diribol, bıyığının arasına sızıp dudağına kadar inmişti. İşi bıraktı.  Yeniden karısına seslendi. Bu sefer “İbriği getir.” dedi. Fadime, kapıp getirdiği ibrikten kocasının eline su döktü. Pala Veli bıyığını yıkadı. Diribolu temizlemeye çalıştı. Fakat ne mümkün! Bıyıklar yıkandıkça yapış yapış oldu. Birbirine yapışıp keçeleşti.

Adam, gözlerini kırpıştırdı. Öfkesi başından çıkıyordu. Baktı, olmuyor. Sonunda dayanamadı. Yanı başında duran karısına “Getir şu benim tıraş takımını yav.” dedi.

Karısı yine koşar adım gitti. Kocasının askerlikten yadigâr tıraş takımının bulunduğu ahşap kutuyu alıp getirdi. Bu, âdeta küçük tahta bir bavuldu. Kapağının içinde kocaman bir aynası vardı. Pala Veli, kutuyu açtı. Sağ yanağını aynaya iyice yaklaştırdı. Baktı, baktı. Güleceği geldi ama belli etmedi. Yüzünün sağ tarafı şişmiş, eriyen diribol bıyıklarının arasına işlemiş, hatta ağzının yanından çenesine doğru sızmaya başlamıştı.

Lord markalı jileti makinaya taktı. Güneş ışığında ılıklaşan suyla köpürttüğü tıraş sabununu fırçayla bıyığına ve yüzüne iyice sürdü. Bıyığını kökünden kesti, sinekkaydı tıraşını oldu. Vakit, tam öğleydi.

On dakika geçti geçmedi. İlk defa kocasının bıyıksız hâlini gören Fadime, “Allasen herif, sıfatın soyulmuş yumurtaya dönmüş.” dedi. Pala Veli, “Çocuk, bıyığıma sebep oldu.” diye epey zaman söylendi.

Askerlikten beri ilk defa bıyığını kesen Pala Veli’yi o günden sonra her gören güldü. O güne kadar bıyıklarına övgüler düzüp ‘senin gibi bıyığım olsa’ diyenlerin kimi onu karısının dediği gibi soyulmuş yumurtaya benzetti kimi beyaz soğana. Taze patates gibi olmuşsun diyenler oldu. Ya gelinlik kıza dönmüşsün diyenlere ne demeli!

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir