K.HOSSEINI – UÇURTMA AVCISI KİTABININ PSİŞİK ZENGİNLİĞİ İnsan vicdanının, suçluluğun ve bağlanmanın Afgan topraklarında yankısı
Afganistan’da çocuk çok ama çocukluk yok…
Khaled Hosseini, diplomat bir baba ve öğretmen bir annenin ilk çocuğu olarak Afganistan’da doğdu. 1980’de Sovyetlerin Afganistan’ı işgal etmesi sonucu ailesiyle birlikte ABD’ye California’ya yerleşerek burada tıp eğitimi aldı. 2003 yılında ise dünya çapında en çok satan kitaplardan birisi olan ve ilk kitabı olan Uçurtma Avcısı yayınlandı. Bugün 38 milyon kopya satmış, dünyanın hemen her kültüründen ve coğrafyasından milyonlarca insanı etkileyen bu kitabın oldukça zengin psikolojik betimlemelerine yönelik bir sentez yapmaya çalışacağım.
Kitabın hikayesi Afganistan’da sunni-Peştun kökenli bir çocuk olan Emir ile Emir’in arkadaşı şii-Hazara kökenli olan Hasan’ın başından geçenleri Emir’in ağzından anlatıyor. Emir, oldukça hırslı, tüm zenginliğini çalışıp didinerek kazanmış, gururlu ve görece asil bir aileden gelen saygın bir iş adamının oğludur. Hasan ise Emir’le benzer yaşlarda Emirlerin evinde hizmetçi olarak çalışan, bölgede apaçık ayrımcılığa uğrayan şii-Hazara kökenli Ali’nin oğlu olarak büyütülmektedir. Ancak kitabın ilerleyen sayfalarında Emir’in babasının Ali’nin eşi ile olan ilişkisinden Hasan’ın dünyaya geldiğini ve aslında ikisinin üvey kardeş olduğunu öğreniyoruz. Emir ve babası toplumsal olarak kabul gören, statü sahibi, okuma-yazma gibi eğitimsel faaliyetler için kendilerine yeterli zaman ve hak ‘tanınmış’ karakterleri temsil ederken, Ali ile Hasan’a vaat edilen şey ise toplum tarafından da benimsenmiş olan efendileri için hizmet etmek, sınırlarını bilerek yaşamak ve sadakatleriyle ölmek.

Kitaptaki bazı örnekleri psikolojik bağlamda çözümlemeye girişmeden önce birkaç cümle ile yazarın hakkını teslim etmemiz lazım. Kitabın bu kadar geniş okuyucu kitlelerine ulaşmasında ve aradan 22 yıl geçse bile halen popülerliğini devam ettirmesinde yazarın besberrak bir anlatımı büyük paya sahip. Ancak ondan daha iz bırakan şey her insanın hayatında yaşayabileceği kıskançlık, terk edilme hissi, değerinin görülmediğini düşünme, dürtü ve isteklerle toplumsal öğretilerin çarpışmasından ortaya çıkan derin vicdani bunaltıları günlük hayatın içinden somut örneklerle oldukça detaylı aktarmayı başarmış olması.
Tekrar kitabın aktardığı hikayeye dönelim. Kitaptaki anlatıda sık sık Emir’in, Hasan’ı kıskandığına tanıklık etmekteyiz. Ancak koşullar tam tersine işaret etmekte Emir iyi bir eğitim almakta, Hasan ise okuma-yazmayı dahi bilmemektedir. Emir’in ailesi konağın sahibi, Hasan ise yanlarında çalışan hizmetkarlarıdır. Emir sık sık bilmediği kelimeleri Hasan’ın yüzüne vurmaya kalksa bile Hasan eğitim almamasına rağmen zeki ve pratik yanıtlarıyla Emir’i köşeye sıkıştırmakta, sokak veya kart oyunlarında Emir’i yenmektedir. Ancak Emir’in Hasan’da kıskandığı şey maddesel bir şey değildir. Emir, Hasan’da kendisinde göremediği cesareti, kendini düşünmeden başkası için feda etmeye hazır olmanın bağlılığını, daha küçük yaşta feleğin çemberinden geçmiş olmanın verdiği olgunluğu kıskanmaktadır.

Emir’in babası azimli, kararlı ve gururlu bir adamdır. Toplumda da saygı görmesi nedeniyle bir erkek çocuğu için idol bir figür halini alması ve tanrılaştırılması kaçınılmazdır. Ancak Emir’in babası da geçmişinde dürtülerine yenik düşmüş ve işlediği bir günah hikayedeki bütün karakterler için kelebek etkisi yaratmıştır. Emir’in babası bir yanıyla fakirlere yardım eden, yetim çocuklara yurt yapan, bağış yapan birisiyken; diğer yönüyle kendi öz oğlunu, birlikte büyüdüğü ama hizmetkarı olan Ali’nin yetiştirmesine göz yummuş, gerçekleri gizlemiştir. Üzerinden atamadığı suçluluğu ve kendini kabullenemeyişini, Emir ve Hasan arasında doğan bu derin adaletsiz asimetriyi gördükçe bilinç dışı Emir’e sert davranmakta, ona sevgisini gösterememektedir. Üstelik Emir’in annesi doğum sırasında vefat etmiştir, Hasan’ın annesi ise evden kaçmış ve Afgan toplumunda adı çıkmıştır.
Emir babası için değerli bir obje olmaya çalışmakta, herkesin taptığı bu adamın övgüsünü almak için uğraşmaktadır. Ancak Emir ne kadar çabalarsa çabalasın babasının ördüğü inkar zırhını delememektedir. 56.sayfada Emir’in cümleleri: ‘’Ona ilk, belki de son kez, oğlunun değersiz biri olmadığını gösterecektim. Belki o zaman bu evdeki hayalet yaşamım nihayet sona ererdi.’’ Kendilik psikolojisinde bu durum çocuğun aynalanmaması olarak anlatılır. Aynalama, çocuğun duygularıyla eşduyum sağlamak, yaptıklarını takdir etmek, başarısızlıklarında yapıcı teşvik edici yorumlarda bulunmak demektir. Bu bir bireyin kendini kabullenişi, benliğin, özsaygının gelişimi, diğer insanların olduğundan daha fazla değersizleştirilmemesi veya idealleştirilmemesi ve nihayetinde patolojik bir narsisizmin gelişmemesi için olmazsa olmaz bir eylemdir. Ancak Emir’in çocukluk hayatı boyunca hiç aynalanmadığını akabinde kendi içinde özsaygının gelişmediğini, bu yüzden kendini bir çöp, dışkı gibi gördüğünü evde bulunan bir hayalet metaforuyla rahatlıkla anlayabiliyoruz.
Emir kendini kabullenemeyip değersizleştirdikçe ve çekirdek kendiliği gelişemedikçe var olan bilinç dışı enerjisi dışarıdaki objeleri alaşağı etmeye yönelir. Hasan ile birlikte sık vakit geçirir ancak bunların çoğu fiziksel enerjisini oyunla atmak veya Hasan’a zayıflıkları üzerinden üstünlük sağlayarak tüm güçlü olma (omnipotans) fantazileri içindir. 43.sayfada Emir’in cümleleri; ‘’Peki ama babamın arkadaşları çocuklarıyla birlikte bize geldiklerinde, Hasan’ı bir kez olsun oyunlarımıza almış mıydım? Neden Hasan ile etrafta başka kimse yokken oynuyordum yalnızca.’’ Çünkü Hasan, Afgan toplumunda değersizleştirilmiş bir topluluğun üyesidir. Daha fazla değersizlikle etiketlenmeye kontenjanı olmayan Emir, başka çocuklar misafirliğe geldiğinde toplum için çöp olan Hasan’ı yanında istememektedir.

Sosyal medya platformlarında okuyucuların büyük kısmında Hasan’ı daha çok sahiplenme ve onunla daha fazla empati kurma eğilimini görebilirsiniz. Hasan’ın karakterinde derin ve tipik insan profilinin ötesinde erdem göstergeleri vardır; Koşulsuz dürüstlük, çıkarsız insan ilişkileri, arkadaşı için kendini büyük tehlikelere atma (Emir’i köşeye sıkıştırdıklarında bütün mahalleye zorbalık yapan Assef’i sapanıyla tehdit etmesi, -Assef bunun öcünü sonrasında Hasan’ı arkadaşlarıyla bir köşecikte sıkıştırarak tecavüz ederek alacaktır. Emir ise korkusundan tüm olanları duvarın ardından izleyecek ve kendinden nefret ettiği benliğini tamamen tabuta gömüp üzerine de bu ihanetiyle son çivisini çakacaktır.), ölümüne bir sadakat (İleri yıllarda Emir’ler ABD’de iken konakta birlikte yaşadıkları eski dostları ihtiyaç üzerine Hasan’ı ve ailesini konağa davet eder. Hasan, dost çağrısına sırtını dönmemek adına Herat’ta Hazaralar için güvenli olan bölgeyi terk edip, çocuğu ve karısını alarak konağa gelir. Ancak bir gün Taliban konağa el koymak istediğinde Hasan: ‘’Burası Emir ağamın evimidir, emanetine nasıl hıyanette bulunurum diye direnir. Bu direniş Taliban’ın infazı için fazlasıyla yeterli bir sebeptir.).
Buraya kadar böyle açıklayınca doğal kahraman Hasan’ı sarıp sarmalayasımız, kanatlarımız altına alasımız, Emir’i ise bir güzel terbiye edesimiz geliyor. Evet, Hasan toplum tarafından dışlanmış, maddi imkanları yetersiz olan, eğitim almayan, materyalistik öğelerden eksik bir şekilde büyümektedir. Hasan’ı yetiştiren Ali, Emir’e değer vermekte, sevgisini mahrum etmemektedir. Emir ise özdeşim kurabileceği tek evebeynin sevgisinden de ilgisinden de mahrum kalmaktadır. Kitap, derinlemesine betimlemelerle bir çocuk için sevgi eksikliğinin ne kadar daha ağır yıkımlara neden olabileceğini çok güzel yansıtıyor. Ancak Emir’in de özünde iyiliğin tohumları mevcuttur. Emir’in, annesi için Hasan’a sataştıklarında, hüngür hüngür ağlayan Hasan’ı göğsüne yaslayarak, onu başkalarıyla karıştırdığını söylemesi, Hasan’ın yaralarına merhem olma çabaları, babasının son nefesine kadar hayırlı evlat olma çabaları ve en son ABD’de kurulu düzenini bırakarak Taliban’ın cehenneme çevirdiği Afganistan’a canı pahasına giderek Hasan’ın yetim oğlunu, özyeğenini kurtarmaya gitmesi.

Freud, insanın bilinç dışını üç bölmeye ayırdı. En altta, vahşi itkilerimiz, dürtülerimiz, cinsel fantazilerimiz olan id (alt benlik), orta bölümde dürtülerimizi denetim altında tuttuğumuz, akılcı ve mantıklı kararlar vermemiz için dengede çalışan ego (benlik), en üst bölümde anne-babamızdan, büyüklerimizden ve toplumdan öğrendiklerimizle kişinin vicdanını temsil eden, acımasız veya katı bir şekilde geliştiğinde dürtü ve isteklere orantısız baskı uygulayan, ego işlevlerini bozabilen süperego (üst-benlik). Freud’un teorisinde bunaltının (kaygı, korku, anksiyete, nevrozların temeli) ana sebebi bu yapılar arasındaki çatışmadır. Emir Hasan’ın tecavüze uğramasına korktuğu için sessiz kalmış ancak yaşamda kalma dürtüsü ile Emir için tehlikeye atılan Hasan’a olan sadakatini sınayan süperegosu arasında bir çatışma başlamıştır. Seçimini daha kolay ve kısa yol olan dürtüden yana kullanan Emir bunun bedelini Hasan’ın bir daha yüzüne bakamayarak, bir daha mutlu olamayarak, ancak Hasan’ın yetim oğlunu kurtarınca düzelebilecek olan gece uykusuzluklarıyla ödeyecektir.
Kitapta pek tabi sosyoloji öğelerinin insanın psikolojisini nasıl doğrudan etkilediğinin de örnekleri var. Taliban’ın yüksek sesle konuştu diye kadınları çocuklarının gözü önünde dövmesi, recm uygulamaları sırasındaki derin tahliller, aradan geçen 50 yılda Afganistan’da hala altyapının, elektriğin olmaması, bozuk yollar, insanların basit ilaçlar için komşu ülke Pakistan’a gitmek zorunda kalması, bitmek bilmeyen emperyal müdahaleler (İngilizler, Sovyetler ve 2001’de ABD), kadınların olmayan değeri, eğitim faaliyetlerinin askıda olması, okur-yazar kesimin ülkeyi terk etmesi, Bacha Bazi denilen Afganistan’da küçük erkek çocuklarının kadın gibi giydirilerek topluluk içinde oynatılması ve sonrasında cinsel istismara dayanan iğrenç törenler… Yazar bu sosyolojik öğeleri bireysel psikolojik öznel yaşantılarla çok güzel harmanlıyor. Ayrıca bu kadar olumsuzluğu objektif şekilde anlatırken Afgan halkı için önyargıları kırabilecek öğeler de sunuyor: İnsanların imkansızlıklara rağmen kültürel faaliyeti devam ettirme çabaları, geleneksel değerler, büyüklere saygı, kolektif yardımlaşma örnekleri, sürekli olarak umut ederek yaşamaları…

Yazının sonu üzerine çok düşündüm. En uygun bitişin, yazara hakkını teslim ederek ve beni en derinden etkileyen bölümle olmasına karar kıldım.
‘’Şimdi, mollalar ne derse desin, yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. o da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar hırsızlığın bir çeşitlemesidir. Bir insanı öldürdüğün zaman bir yaşam çalmış olursun, karısını elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığında, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. Anlıyor musun?’’

Muhteşem bir kitap, harika bir tahlil kutlarız
Ellerinize yüreğine sağlık selamlar kolay gelsin
Kalemine sağlık hocam. Çok güzel yazmışsınız.
Çok güzel tebrikler. severek, hüzünlenerek okudum.
Çok güzel bir kitap tanıtım yazısı okudum, bu siteyi internetten buldum, iyi ki de bulmuşum. Çok kaliteli ve seviyeli yazılar var bu yazıda onlardan birisi. Devamını bekleriz…..
مقالة جميلة جدا
Çok başarılı bir kitap tahlili tebrikler yazara.
очень хорошая статья
Çox gözəl təbriklər.
Bu zamana kadar güzel yorumlarda bulunup yoğun mesai nedeniyle dönüş yapamadığım herkese çok teşekkür ederim. Alanımdaki bazı deneyimleri paylaşmak, beraber farklı bir zihin evrenine yolculuk yapmak, okuyucuların pozitif, üretken olmaya davet eden geri bildirimleri motivasyonumuzun ana kaynağıdır. Saygılarımla,
KUTLARIM YAZARI
Görsellerle süslenen çok güzel bir kitap tanıtımı, inşallah bu yazarın diğer kitapları da bu şekilde tanıtılır.
Güzel bir kitabın, güzel anlatımı.
Harika olmuş, alıp okumak lazım bu kitabı.
Güzel tanıtım, kitabı merak ettim.
Çok güzel bir kitabın çok da güzel tanıtımı bravo Anıl Bey kardeşim, bu yazarın diğer kitaplarının tanıtımını senden bekleriz. Bin Muhteşem Güneş, Ve Dağlar Yankılandı gibi kalemine kuvvet…
Anıl Bey, lütfen sizden ricamız bu yazarın diğer eserlerini de okuyup bizler için tahlil eder misiniz? Çok güzel kutlarız.
KUTLARIZ DEVAMINI BEKLERİZ
ÇOK GÜZEL BİR KİTAP TAHLİLİ OKUDUM, HER İKİ YAZARI DA KUTLARIM. BAŞARILARI DAİM OLSUN.
Tebrikler yazarın diğer eserlerini de bekleriz.
Çok harika bir yazı okudum,