CAHİT SITKI TARANCI ‘ABBAS’ŞİİRİNİN HİKAYESİ ÜZERİNE BİR İNCELEME
DEVİR
Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Abbas” hikâyesinde ve bu hikâyeyle şekillenen meşhur şiirinde tasvir edilen dönem, Cumhuriyet Dönemi’nin 1940’lı yıllarına, özellikle de II. Dünya Savaşı’nın gölgesindeki Türkiye’ye tekabül eder
- Dünya Savaşı ve Askerlik Yılları (1941-1943)
Hikâyenin geçtiği asıl zaman dilimi 1941 yılıdır. Cahit Sıtkı, eğitim için gittiği Fransa’dan II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi üzerine Türkiye’ye dönmek zorunda kalmış ve ardından askerlik görevine sevk edilmiştir. Hikâye, şairin Edremit, Burhaniye (Ilıca) sahil muhafaza taburunda yedek subay olarak görev yaptığı bu seferberlik dönemini yansıtır. Dönemin şartları gereği yedek subay sayısının az olması nedeniyle her subaya bir emir eri tahsis edilmektedir ve “Abbas” figürü de bu askerlik hiyerarşisi içinde şairin hayatına girmiştir.
Dönemin Sosyo-Ekonomik ve Psikolojik Atmosferi
Hikâye tahlilinde bu dönem, toplumsal ve bireysel bir daralmanın yaşandığı bir “ara dönem” olarak görülebilir.
Maddi ve Manevi Sıkıntılar: 1940’lar Türkiye’si, savaşın getirdiği yoksulluk ve belirsizlikle karakterizedir. Şairin kendisi de bu yıllarda maddi zorluklar yaşamış, Paris’teki hayallerinden kopup memleketine dönmüş ve bir nevi “mağlubiyet” hissiyle babasının yanına, Diyarbakır’a sığınmıştır.
Bohem Yaşam ve Melankoli: Cahit Sıtkı’nın bu dönemdeki yaşantısı “bohem” bir hava taşır. Hikâyede geçen çilingir sofrası, rakı ve geçmişe duyulan özlem (İstanbul ve Beşiktaşlı sevgili), savaşın ve askerliğin sert gerçekliğinden kaçıp hayal dünyasına sığınma arzusunu temsil eder.
Yalnızlık ve Kaçış: Şair, çocukluğundan beri peşini bırakmayan yalnızlık duygusunu bu dönemde en şiddetli haliyle hisseder. Dönemin boğucu atmosferinde, çocukluğunda büyükannesinden dinlediği masallardaki “Abbas” karakteri ile gerçek hayattaki emir eri Abbas’ı özdeşleştirerek metafizik bir kaçış yolu arar.
Edebi Bağlam: “Küçük Adam” ın Hikâyesi
Edebi açıdan 1935-1950 arası dönem, Türk şiirinde ve hikâyesinde “küçük adam” ın günlük hayat içindeki sınırlı maceralarına yöneldiği bir evredir. “Abbas” hikâyesi, Anadolu’nun saf ve mert bir gencini (Midyatlı Abbas) merkeze alarak dönemin insan manzarasını sunar. Şairin bu dönemde nesre yönelmesinin bir sebebi de geçim sıkıntısıdır; öykülerini sanat kaygısından ziyade “para kazanmak” amacıyla kaleme aldığını bizzat ifade etmiştir.
“Abbas” ın hikâyesi; savaşın yarattığı baskı, askeri disiplin, gurbetlik ve maddi imkânsızlıklar ile şairin şahsi melankolisi ve yaşama sevinci arasındaki çatışmanın yaşandığı 1940’lı yılların başındaki Türkiye atmosferinde geçer. Şiir, ilk kez 19 Eylül 1942 tarihinde İnkılapçı Gençlik dergisinde yayımlanarak edebiyat dünyasına kazandırılmıştır. Kaynaklar şairin eseri 1942 yılında Mihrimah Hanım’a duyduğu aşkın etkisiyle kaleme aldığını belirtmektedir
ŞAHSİYET
4 Ekim 1910’da Diyarbakır’da doğmuş ve 12 Ekim 1956’da Viyana’da vefat etmiş, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en önemli şairlerinden biridir. Soylu ve zengin bir aile olan Pirinççioğullarına mensuptur; babası Bekir Sıtkı Bey, annesi Arife Hanım’dır. Çocukluğu Diyarbakır’daki aile konağında geçmiş, ilköğrenimine de burada başlamıştır.
Eğitimi: Ortaöğrenimi için İstanbul’a gönderilerek Saint-Joseph Fransız Lisesi ve ardından Galatasaray Lisesi‘nde okumuş, şiirle ciddi anlamda bu yıllarda ilgilenmeye başlamıştır. Yükseköğrenimine Mülkiye Mektebi’nde başlamış ancak tamamlayamamış; daha sonra Paris’e giderek Sciences Politiques’te öğrenim görmüştür. II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Paris’ten bisikletle kaçarak Türkiye’ye dönmek zorunda kalmıştır.
Çalışma Hayatı: Sümerbank’ta memurluk, Cumhuriyet gazetesinde öykü yazarlığı, Paris Radyosu Türkçe yayınlar servisinde sunuculuk, Anadolu Ajansı ve Çalışma Bakanlığı’nda mütercimlik gibi çeşitli görevlerde bulunmuştur.
Karakteri ve Mizacı: Şair, son derece hassas, lirik ve melankolik bir mizaca sahiptir. Kendisini fiziksel olarak çirkin bulmasından kaynaklanan bir aşağılık kompleksi ve buna bağlı gelişen bir içedönüklüğü vardır. Bu durum onu yalnızlığa ve içki iptilasına sürüklemiş, eserlerinde sıkça işlediği “kaçış” duygusunu beslemiştir. 4 Temmuz 1951’de Cavidan Tınaz ile evlenerek kısa bir süre düzenli ve mutlu bir aile hayatı sürmüştür.
Vefatı: 1954 yılında geçirdiği bir kriz sonucu felç olmuş, tedavi için gönderildiği Viyana’da zatülcenp nedeniyle hayata gözlerini yummuştur. Mezarı Ankara’daki Cebeci Asri Mezarlığı’ndadır.
Şiire genç yaşta lise çağlarında ilgi duyan Tarancı, Ahmet Haşim ve Fransız edebiyatının etkisiyle bireysel ve lirik bir üslup geliştirdi. Şiirlerinde genellikle yaşama sevinci, ölüm korkusu, yalnızlık ve aşk temalarını işledi. Hece ölçüsünü modern bir söyleyişle birleştirdi.
Fransız şairlerden etkilenen Tarancı’nın şiirlerinde özellikle sembolizm akımının izleri görülmektedir.Edebiyat hayatının yanı sıra çeşitli kurumlarda, gazetelerde ve radyolarda çalıştı.Türk şiirine getirdiği kendine özgü lirizm ve içten anlatımla önemli bir yer edinmiştir.
Eserleri ve Sanat Anlayışı
Tarancı, şiiri “kelimelerle güzel şekiller kurma sanatı” olarak tanımlamış; Baudelaire ve Fransız sembolistlerinden etkilenerek Türk şiirine kendine özgü bir lirizm getirmiştir. Eserlerinde en çok ölüm korkusu, yaşama sevinci, yalnızlık, mazi özlemi ve aşk temalarını işlemiştir.
Şiir Kitapları:
- Ömrümde Sükût (1933): Gençlik yıllarının karamsarlığını ve arayışlarını yansıtan ilk kitabıdır.
- Otuz Beş Yaş (1946): Şaire büyük bir şöhret kazandıran ve aynı adı taşıyan meşhur şiiriyle CHP Şiir Yarışması’nda birincilik aldığı eseridir.
- Düşten Güzel (1952): Evlilik sonrası yaşadığı mutluluğun ve yaşama sevincinin izlerini taşıyan kitabıdır.
- Sonrası (1957): Ölümünden sonra yayımlanan, kitaplarına girmemiş şiirlerini ve çevirilerini içeren derlemedir.
Diğer Eserleri:
- Öyküleri: Sağlığında kitaplaştırmadığı, çoğu gazete sütunlarında kalan 100’e yakın öyküsü vardır; bunlar arasında en meşhuru “Abbas” hikâyesidir.
- Mektupları: En yakın dostu Ziya Osman Saba’ya yazdığı mektuplar “Ziya’ya Mektuplar” (1957), ailesine yazdıkları ise “Evime ve Nihal’e Mektuplar” (1989) adıyla basılmıştır.
- İnceleme ve Roman: Peyami Safa: Hayatı ve Eserleri (1940) adlı bir incelemesi ve “Cemil Sıtkı” takma adıyla tefrika edilmiş Korkuyorum adlı bir roman denemesi bulunmaktadır.
ESER
1.Hikayenin Kimliği
Cahit Sıtkı Tarancı’nın 30 Temmuz 1944 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Abbas” hikâyesi, yazarın askerlik anılarıyla çocukluk masallarının birleştiği, otobiyografik ve sembolik derinliği harmanlayan bir eserdir.
Hikâye, “çift kimlikli” bir yapıya sahiptir: Hikâye, yazarın askerlik anıları ile çocukluğunda büyükannesinden dinlediği bir masalın harmanlanmasıdır. Şehzadenin başı darda kalınca ortaya çıkan masal kahramanı Abbas ile yazarın Burhaniye’de yedek subayken emir eri olarak seçtiği Mardinli Abbas arasında sembolik bir bağ kurulur.
Masalsı Köken: Tarancı’nın çocukken büyükannesinden dinlediği bir masala dayanır..
Cahit Sıtkı Tarancı, emir eri Abbas’ın alkol aldığı bir akşam verdiği talimata uyup sevgisilini İstanbul’a gitmek için hazırlık yapmasının kendisini derinden etkilediğini, Abbas’ın ona büyükannesinin ona çocukken anlattığı bir hikâyeyi anımsattığını 30 Temmuz 1944 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Abbas” başlıklı “küçük hikâyede anlatmıştı.
Bahse konu yazıda Cahit Sıtkı Tarancı, ünlü şiirini yazmasına ilham olan unsurun çocukken dinlediği bir masal olduğunu, “bir dudağı gökte bir Arap” olarak nitelediği Abbas’ın yardımına koşmasını şöyle anlatmış:
“Vaktiyle, bilmem ne memlekette hüküm süren bir padişahın oğlu, ancak rüyada gördüğü servi boylu, sırma saçlı, mavi gözlü, son derece dilber bir kıza âşık olur ve sevgilisini bulmak ümidiyle yollara düşer. Bütün aşk masallarında olduğu gibi başına bir sürü felaketler gelecektir, pek tabii değil mi? Aşk demek imtihan demektir. Ancak serden geçip yardan geçmeyen muradına nail olur. Bereket versin, daha ilk adımı bizim sevdalı şehzadeye uğurlu gelir. Bir kuyunun yanından geçerken, takatten düşmüş, ak saçlı bir ninenin kuyudan su çekmeye uğraştığını görünce dayanamaz, koşar, ninenin suyunu çeker. Buna son derece memnun kalan kadıncağız, şehzadenin sırtını okşar ve saçından kopardığı iki teli ona vererek der ki: Oğlum, başın darda kaldığı zaman bu iki kılı birbirine çakarsın; bir dudağı yerde, bir dudağı gökte bir Arap çıkar karşına! Korkmayasın. Adı Abbas’tır. Karnın mı acıkmış; Abbas, demen kafi. Derhal sana mükellef bir sofra kurar. Yırtıcı hayvanlar arasında mı kaldın? Abbas’tan başka kimse kurtaramaz seni. Uykusuz gecelerde yârin hicranı ile mi yanıyorsun? Abbas ne güne duruyor? Sevgilini ne kadar uzakta olursa olsun, alıp getirir seni şad eder. Bu iki kılı iyi muhafaza et oğlum. Onlar sayesinde selamete çıkacaksın.”
Gerçek Hayat Kökeni: Şairin 1941 yılında Burhaniye’de yedek subay olarak yaptığı askerlik dönemindeki gerçek bir anısına dayanır. Tarancı, kendisine bir emir eri seçerken künye defterinde Mardin, Midyat, Cobin köyü doğumlu “Abbas oğlu Abbas” ismine rastlar ve masal kahramanını hatırlayarak onu seçer.
Cahit Sıtkı Tarancı’nın askerliğini yaparken bir gazeteciye anlattığı, söz konusu “anlatı” şu şekilde aktarılıyor:
“Yıl 1941… Cahit Sıtkı Edremit Burhaniye’de yedek subay. Bölüğü içtima ettirip gözüme kestirdiğimi seçmeye gönlüm razı olmadı. Bölük yazıcısından künye defterini istedim. Şu Anadolu’muz ne zengin memleket yarabbi! Pötürgeli Hasanlar, Aksekili Ömerler, Akçaabatlı Hakkılar, Malatyalı Osmanlar, Erzincanlı Mehmetler, neler de neler! Kim bilir, bu Anadolu uşaklarının her birinde ne cevherler vardır! Yaprakları çevirmeye devam ederken, Abbas oğlu Abbas ismi gözüme ilişti. Durdum, bu sahifeye daha muhabbetle eğildim. 331 doğumlu, Midyat’ın Cobin köyünden. Masaldaki Abbas aklıma geldi. İçimden: ‘Acaba?’ dedim ve kendi kendime gülümsedim. Vakit öğleydi. Bölük talimden dönmüş olmalıydı. Nöbetçi çavuşu çağırttım, yemekten sonra, Abbas oğlu Abbas’ı bana göndermesini tembih ettim.”
.
Eli sakat olduğu için çürüğe ayrılmış bir erdir Abbas…
Askeri çağırtır. İçeri yiğit bir er girer, selam çakıp “Abbas oğlu Abbas, emret komutan!” der.
– Nerelisin Abbas?
– Memleket Mardin, kaza Midyat komutan.
– Abbas benim emir erim olur musun?
– Sen bilir komutan!
Abbas, Cahit Asteğmen’ in evinin altındaki boş odaya taşınır ve kısa zamanda zekası ve sıcak kanlılığıyla komutanını etkiler.
Sabahları erkenden kalkar, kahvaltısını hazırlar, kıyafetlerini ütüler, evin temizliğini yapar, yemeğini pişirir.
Akşam olunca çilingir sofrasını kurar, güzel mezeler yapar.
Komutan zamanla bu saf ve temiz Anadolu çocuğunu çok sever.
Akşamları demlenirken onunla dertleşir.
Böyle bir keyif gecesinde Abbas’ a şöyle bir soru yöneltir:
– Sen İstanbul’u bilir misin Abbas?
– Bilir komutan.
– Orda bir Beşiktaş var bilir misin?
– Bilir komutan. Ben orda acemi birlikteydim.
– Orda benim bir sevgilim var… Sen bana kaçırıp onu getirir misin?
– Elbet komutan.
Sabah olur, Cahit Sıtkı bakar Abbas yeni asker kıyafetlerini giymiş, tıraş olmuş, sorar:
– Hayırdır Abbas, neden böyle hazırlık yaptın?
– Ben İstanbul’a gidecek komutan.
– Ne yapacaksın İstanbul’da?
– Sen söyledi. Ben gidecek sana sevgiliyi getirecek!
Şair duygulanır. Gözyaşlarını gizlemek için arkasını dönüp evden çıkar. Akşam eve dönünce rakı sofrasını kurdurur ve Abbas’ ı karşısına oturtur. Birlikte yer içerler ve Cahit Sıtkı alır kalemi kâğıdı eline o sofrada ünlü şiirini yazar
Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Abbas” şiiri
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumanı,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
2.Olay Örgüsü
Cahit Sıtkı Tarancı’nın gerçek hayatı ile çocukluk hatıralarını harmanladığı “Abbas” hikâyesinin olay örgüsü, kaynaklar ışığında şu maddelerle özetlenebilir:
Masalsı Başlangıç: Hikâye, anlatıcının (şairin) çocukken büyükannesinden dinlediği bir masalla başlar; masalda bahtsız bir şehzade, yardım ettiği yaşlı bir kadından aldığı sihirli iki kıl sayesinde başı darda kaldığında her emrini yerine getiren “bir dudağı yerde, bir dudağı gökte” devasa bir Arap olan Abbas‘ı çağırma gücüne kavuşur.
Askerlik ve Emir Eri Seçimi: Anlatıcı, 1941 yılında Burhaniye’de yedek subaylık yaparken kendisinden bir emir eri seçmesi istenir. Bölükteki askerleri tanımadığı için künye defterine bakar.
İsim ve Masal Bağlantısı: Defterde Mardin, Midyat, Cobin köyü doğumlu “Abbas oğlu Abbas” ismine rastlayınca, çocukluğundaki masal kahramanını hatırlar ve merakla bu eri yanına çağırtır.
Abbas ile Tanışma: Karşısına çıkan gerçek Abbas; fidan boylu, yağız çehreli, mert bakışlı ve sol kolu sakat (çolak) bir Anadolu gencidir. Anlatıcı, Abbas’ın safiyetinden ve askerî disiplininden etkilenerek onu emir eri olarak seçer.
Sadakat ve Hizmet: Abbas, anlatıcının evinin alt katına yerleşir; her sabah komutanını uyandırır, kahvesini hazırlar ve gün boyu onun her türlü ihtiyacını “bir Hızır gibi” sezerek yerine getirir.
Duygusal Akşam Sofrası: Yorucu bir teftiş gününün akşamında anlatıcı, Abbas’a mükellef bir rakı (çilingir) sofrası kurdurur. Sofrada Abbas ile memleketi ve ailesi üzerine samimi bir sohbete dalar.
Hasret ve İmkânsız İstek: Alkolün ve yalnızlığın etkisiyle anlatıcının aklına İstanbul’daki “ilk sevgilisi” düşer; masaldaki şehzade gibi hissederek Abbas’a şaka yollu: “Sen İstanbul’u bilir misin? Oraya git, Beşiktaş’taki sevgilimi kaçırıp bana getir!” der.
Ciddiye Alınan Emir: Abbas, bu emri büyük bir sadakatle “Baş üstüne komutanım!” diyerek kabul eder. Anlatıcı ise bu isteği o anki sarhoşlukla söylenmiş bir söz olarak bırakır ve unutur.
Sabah Sürprizi: Ertesi sabah anlatıcı evden çıkarken, Abbas’ı yeni asker elbiselerini giymiş, tıraş olmuş ve elinde bavuluyla İstanbul’a gitmek üzere hazır beklerken bulur.
Final ve Duygusal Aydınlanma: Abbas’ın bu derin sadakati ve hayali gerçeğe dönüştürme azmi karşısında anlatıcının gözleri dolar; masaldaki Abbas’ın gerçek hayatta bu saf Anadolu gencinin şahsında tecelli ettiğini anlayarak evden uzaklaşır.
3.Anlatıcı ve Bakış Açısı
Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Abbas” hikâyesinde anlatıcı ve bakış açısı, yazarın otobiyografik tarzı ile masalsı kurgusunun birleştiği bir yapı sunar.
Anlatıcı: Kahraman Anlatıcı
“Abbas” hikâyesinde anlatıcı, olayları bizzat yaşayan ve yönlendiren **”kahraman anlatıcı”**dır. Bu anlatıcı, doğrudan Cahit Sıtkı Tarancı’nın kendisini temsil eden, 1941 yılında Burhaniye’de vatani görevini yapan bir yedek subaydır.
Olaylar anlatıcının “ben” zamiri etrafında şekillenir (“Yedek subaylığımı yapmak üzere kıt’aya gittiğimde…”, “Acaba dedim ve kendi kendime gülümsedim”).
Anlatıcı; hassas, lirik ve maziye özlem duyan bir mizaca sahiptir. Hikâye boyunca kendi iç dünyasını, yalnızlığını ve Beşiktaş’taki sevgilisine duyduğu derin hasreti okura yansıtır. Anlatıcı, hikâyenin başında anlattığı masaldaki “bahtsız şehzade” ile gerçek hayattaki “komutan” kimliğini zihninde birleştirir. Bu durum, onun gerçeklikten kaçıp hayal dünyasına sığınma arzusunu gösterir.
Hikâyede “iç gözlemci” veya diğer adıyla “kahraman anlatıcının bakış açısı” hâkimdir.
Okur, olayları sadece anlatıcının gördüğü, bildiği ve hissettiği kadarıyla öğrenir. Örneğin, Abbas’ın komutanının şaka yollu emrini ne kadar ciddiye aldığını ancak ertesi sabah onu kapıda hazır beklerken gördüğünde anlatıcıyla birlikte anlarız. Anlatılanlar tamamen anlatıcının duygu dünyasının süzgecinden geçer. Abbas’ı sadece bir asker olarak değil, “bir Hızır” veya masalsı bir kurtarıcı (gölge karakter) olarak görmesi bu öznel bakış açısının sonucudur.
Bakış açısı, anlatıcı ve Abbas arasındaki sınıfsal ve kültürel farkı yansıtmada da kullanılır. Anlatıcı, Abbas’ın “kıt Türkçesini” ve yerel ağız özelliklerini kendi gözlemleriyle ve onunla girdiği diyaloglarla verir (“Sen kaç aylık Abbas?”, “Ben ihtiyat komtanım”).
- Mekan
Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Abbas” hikâyesinde mekân unsuru, yazarın otobiyografik gerçekliği ile çocukluk hatıralarından süzülen masalsı atmosferin iç içe geçtiği bir yapı sergiler. Eserdeki mekânlar gerçek, masalsı ve sembolik olmak üzere üç düzlemde incelenebilir
4.1.Açık Mekan
Açık mekânlar, eserde genellikle özgürlüğün, doğanın, masalsı unsurların ve ulaşılamayan arzuların simgesi olarak karşımıza çıkar.
Kasaba Parkı ve Havuz Başı: Hikâyede anlatıcının (yedek subay) yemekten sonra gittiği, kasabanın en serin yeri olarak betimlenen mekândır. Abbas ile ilk mülakat ve emir eri seçimi, bu parktaki havuz başının gölgeli bir yerinde gerçekleşir. Şiirde de çilingir sofrasının kurulması istenen yer “şu ağacın gölgesinde” ve “tam kenarında havuzun” şeklinde açık havada kurgulanmıştır.
Beşiktaş ve Abbasağa Yokuşu: Şairin zihninde “ilk sevgiliye” kavuşma mekânı olan Beşiktaş, özlemi duyulan dış dünyayı temsil eder. Gerçek hayatta sevgilinin oturduğu Abbasağa Yokuşu, açık bir kentsel mekân olarak masal kahramanı Abbas ile gerçeklik arasında bir köprü kurar.
Masalsı Mekân (Kuyu Yanı): Hikâyenin girişindeki masalda şehzadenin yaşlı kadınla karşılaştığı ve sihirli kılları aldığı yer bir kuyunun yanıdır.
Yollar ve Manevra Alanları: Anlatıcının Dikili’ye yaptığı 94 kilometrelik zahmetli yolculuk ve askerî manevra alanları, gerçekliğin ve askerî sorumlulukların geçtiği açık mekânlardır.
Gökyüzü: Şiirde ayın göründüğü, rüzgârın çıktığı ve “sihirli seccade” ile aşılan sınırsız boşluk, şairin hayal gücünün ulaştığı en geniş açık mekândır.
- Kapalı Mekân
Kapalı mekânlar eserde daha çok askerî disiplinin, hizmetin, yalnızlığın ve gerçek hayatın fiziksel sınırlarının yaşandığı yerlerdir.
Yedek Subayın Evi ve Odası: Hikâyede olayların merkezinde yer alan bu ev, anlatıcının ikametgâhıdır. Evin alt katındaki oda Abbas’a verilmiştir; Abbas hizmetini bu evin içinde görür, sabahları komutanını burada uyandırır ve akşam sofrasını burada hazırlar.
Askerî Mahfel (Orduevi): Anlatıcının öğle yemeklerini yediği ve bölük işlerini takip ettiği resmî, kapalı askerî mekândır.
Bölük Yazıhanesi: Anlatıcının askerlerin künye defterine bakarak Abbas’ı seçtiği yerdir.
Orhaniye Kışlası: Abbas’ın daha önce muvazzaf askerliğini yaptığı yer olarak adı geçen kapalı askerî mekândır.
Meyhaneler ve Lokantalar (Biyografik Bağlam): Şairin gerçek hayatında Ankara’daki Şükran Lokantası veya Çelebi’nin Meyhanesi gibi kapalı mekânlar, “Abbas” şiirinin ruhunu besleyen akşamcı meclislerinin geçtiği yerlerdir.
Özetle; kapalı mekânlar anlatıcının emir ve disiplin altındaki güncel yaşamını temsil ederken; açık mekânlar (park, havuz başı, Beşiktaş ve masal ülkesi) şairin bu sınırlardan kaçıp sığındığı, sevgilisini ve gençliğini aradığı huzur ve hayal sahalarını simgeler.
5.Zaman
Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Abbas” şiiri ve hikâyesinde zaman unsuru; eserin yazılış süreci, yayınlanma tarihleri, anlatı içindeki vakit ve sembolik anlamlar bakımından şu şekilde detaylandırılabilir:
Eserlerin arka planında, II. Dünya Savaşı’nın yarattığı karamsarlık, yoksunluk ve “dünya vaziyeti”nin belirsizliği hakimdir. Bu dönem, bireyin hayal dünyasına sığınma ihtiyacını tetikleyen bir zaman dilimidir
Şiire ve hikâyeye kaynaklık eden gerçek olay, Cahit Sıtkı’nın 1941 yılında Edremit Burhaniye’de yedek subay olarak vatani görevini yaptığı sırada gerçekleşmiştir. Emir eri Abbas ile tanışması ve sevgilisini getirmesini istediği o meşhur konuşma bu yılın bir yaz akşamına dayanır.
Şiir ve hikâye, zamanın en belirgin olduğu an olan akşam vakti etrafında şekillenir. Şiirdeki “Akşam diyordun işte oldu akşam” dizesi, hem günün sonunu hem de beklenen vuslat vaktinin geldiğini haber verir. Hikâyede bu vakit, minarelerin fabrika bacalarından ayırt edilemediği “kerahat vakti” olarak betimlenir.
Olaylar yıldızlı bir yaz gecesinde geçer. Bu sıcak yaz gecesi atmosferi, çilingir sofrası ve havuz başı motifleriyle birleşerek eserin lirik havasını destekler.
Şiirdeki temel zaman izleği, şairin kaybolan gençliğine ve “ilk sevgiliye” duyduğu özlemdir. “Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan” dizesi, şairin şimdiki zamandan kaçıp geçmişin mutlu günlerine dönme arzusunu somutlaştırır.
Hikâyenin girişindeki masal, “Vaktiyle, bilmem ne memlekette…” diyerek masallara özgü belirsiz ve zamansız bir dil ile başlar. Bu masalsı zaman, gerçek hayatın katı sınırlarından kurtulup mucizelerin mümkün olduğu bir alana geçişi simgeler. “Sihirli seccade” motifi üzerinden Abbas’ın zamana ve mesafeye hükmettiği vurgulanır. Bu, insanoğlunun gerçeklik karşısındaki çaresizliğini hayal gücü (Abbas karakteri) yoluyla aşma çabasıdır.
6.Şahıs Kadrosu
6.1.Başkişi
Cahit Sıtkı Tarancı’nın hem “Abbas” hikâyesinde hem de şiirinde başkişi (protagonist), bizzat yazarın kendisini temsil eden anlatıcı/söyleyici figürüdür.
Başkişi, 1941 yılında Edremit Burhaniye’de vatani görevini yapmakta olan bir yedek subaydır. Hikâyede anlatıcı, şiirde ise söyleyici (“ben”) olarak karşımıza çıkar ve mısralarda adını açıkça zikreder (“Böyle ferman etti Cahit”).
Anlatıcı, kendisini çocukluğunda büyükannesinden dinlediği masaldaki “bedbaht şehzade” ile özdeşleştirir. Masalda başı darda kalınca Abbas’ı çağıran şehzade gibi, gerçek hayattaki komutan da emir eri Abbas’ı masalsı bir kurtarıcı veya “içsel dost” olarak görür.
Başkişi; hassas, lirik, melankolik ve maziye karşı derin bir özlem duyan bir şahsiyettir. İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı karamsar atmosferden, askerlik disiplininden ve maddi-manevi kısıtlamalardan kaçarak hayal dünyasına sığınma arzusu içindedir.
En büyük arzusu, kaybolan gençliğine ve Beşiktaş’ta yaşayan “ilk sevgilisine” (Mihrimah Hanım) kavuşmaktır. Bu imkânsız arzusunu gerçekleştirebilmek için zamana ve mekâna hükmetme gücü atfettiği gölge karakteri Abbas’tan medet umar. Psikanalitik açıdan başkişi, kendi bilinçdışında yarattığı bir “gölge karakter” (Abbas) üzerinden iç dünyasındaki huzur arayışını ve çatışmalarını dışa vurur. Sanatçı için Abbas, hayatın kuruluğundan kaçıp sığınılacak “asude bir masal ülkesinin” anahtarıdır.
6.2.Norm Karakterler
Abbas (Emir Eri / Gölge Karakter) Hikâyenin ismini taşıyan ve olay örgüsünü sürükleyen en önemli figürdür.
Mardin, Midyat, Cobin köyü doğumlu, 1915 tevellütlü Abbas oğlu Abbas‘tır,. Fidan boylu, yağız çehreli ve mert bakışlı bir Anadolu gencidir,. Fiziksel bir özelliği olarak sol kolu çolaktır, Komutanına büyük bir sadakatle bağlıdır; her sabah kahvesini pişirir, çilingir sofrasını hazırlar ve komutanının her isteğini “bir Hızır gibi” yerine getirir.
Psikanalitik açıdan şairin bilinçdışında oluşturduğu bir “gölge karakter” veya “içsel dost” olarak tanımlanır,. Masal düzleminde ise şehzadenin başı darda kalınca ortaya çıkan, “bir dudağı yerde bir dudağı gökte” devasa bir kurtarıcıdır,.
6.3. Kart Karakterler
Beşiktaşlı Sevgili (Mihrimah Hanım / Hilebaz Figür) Şiirde ve hikâyede ulaşılamayan, özlem duyulan arzu nesnesidir. Şairin çocukluk arkadaşı Vedat Günyol’ un kız kardeşi Mihrimah Hanım, o dönemde Beşiktaş’ta, Abbasağa Yokuşu‘nda ikamet etmektedir,.
Şairin gençliğini ve mazi saadetini temsil hikâyede gerçek bir bireyden ziyade, tek bir özelliği (şairin imkansız aşkı ve özlemi) temsil eder.
Herhangi bir gelişim göstermez, sadece şairin zihnindeki “ideal kadın” kalıbıyla var olur.
Not: Abbas karakteri bazı yorumlarda sadakati temsil ettiği için kart karakter sınıfına da dahil edilebilir, ancak olay örgüsündeki aktif rolü onu norm karaktere daha yakın kılar.
6.4. Fon Karakterler
Askerler ve Kışladaki Diğer Kişiler:
Kışla ortamını, askeri düzeni ve o atmosferin gerçekçiliğini tamamlayan isimsiz figürlerdir.
Olayların akışına müdahale etmezler, sadece sahnenin arka planını doldururlar.
7.Dekoratif Unsurlar
Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Abbas” hikâyesinde kullanılan dekoratif unsurlar, eserin masalsı atmosferi ile askerlik gerçekliğini birleştiren zengin ayrıntılardan oluşmaktadır. Bu unsurlar; sofranın detaylarından mekân tasvirlerine, seslerden masalsı motiflere kadar geniş bir yelpazeye yayılır:
- Masalsı Dekoratif Unsurlar
Hikâyenin girişindeki masal bölümü, geleneksel halk anlatılarından süzülen simgesel ve görsel ögelerle bezelidir:
Tılsımlı Nesneler: Şehzadeye Abbas’ı çağırması için verilen “iki saç teli/kıl”, masalsı dekorun en önemli parçasıdır.
Abbas’ın Masalsı Tasviri: “Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte” devasa bir Arap figürü olarak betimlenen Abbas, anlatının fantastik dekorunu oluşturur.
Sevgili Tasviri: Şehzadenin rüyasında gördüğü kızın “servi boylu, sırma saçlı, mavi gözlü” oluşu, klasik masal estetiğinin dekoratif bir yansımasıdır.
- Çilingir Sofrasının Dekoru
Hikâyenin kırılma noktasını oluşturan rakı sofrası, gerçekçi ve ayrıntılı bir “akşamcı” dekoruyla sunulur:
Sofranın Malzemeleri: Masanın üzerine örtü yerine serilen “günü geçmiş bir gazete”, üzerine dizilen 85’lik rakı, buz, Şaban usta elinden çıkmış pişkin bir kebap, domates ve hıyar salatası ile yoğurdu bol bir patlıcan kızartması, dönemin ve ortamın dekoratif zenginliğini yansıtır.
Keyif Unsurları: Sofrayı tamamlayan “birinci nevi sigara” dumanı, anlatıcıya eşlik eden duyusal bir dekor ögesidir.
- Atmosferik ve Mekânsal Ayrıntılar
Anlatıcının iç dünyasını ve çevresini yansıtan dekoratif detaylar şunlardır:
Işık ve Renk: Havanın kararmaya başladığı, “minarelerin fabrika bacalarından ayırt edilemediği” kerahat vakti betimlemesi, hikâyeye özgün bir görsellik katar.
Yaz Gecesi Dekoru: Havuz başının gölgeliği, yıldızlı bir yaz gökyüzü ve hafifçe çıkan rüzgâr, lirik atmosferi destekleyen doğal dekor unsurlarıdır.
Ses Detayları: Abbas’ın komutanının çağrısına cevap verirken merdivenlerden yükselen “tahta döşemede kalın ve ağır bir postal sesi”, askerlik hayatının işitsel bir dekorudur.
- Abbas’ın Fiziksel Görünümü
Abbas karakteri de bizzat bir dekoratif öge gibi tasvir edilmiştir:
Fiziksel Özellikler: Abbas’ın “fidan gibi bir boy, yağız bir çehre, üst dudağında hafif bir gölge ve katıksız siyah merd gözler” ile sunulması; saflık ve mertlik timsali bir Anadolu genci dekoru çizer.
Sakatlık Detayı: Abbas’ın sol kolunun çolak olması, karakterin “norm” karakter özelliklerini ve komutanıyla olan özel bağını pekiştiren bir detaydır.
SONUÇ
“Abbas” hikâyesi; kendi yaşantısını yazan bir edibin, çocukluk masallarını ve askerlik anılarını birinci tekil şahıs ağzından samimi bir dille aktardığı bir yapıya sahiptir
Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Abbas” başlıklı şiiri ve hikâyesi, Türk edebiyatında gerçeklik ile hayalin, kişisel tecrübe ile kolektif bilinçdışının kusursuz bir terkibi olarak öne çıkmaktadır.
Yaşantının Sanata Dönüşümü: Tarancı, “yaşadıklarını yazan” bir edip olarak askerlik anılarını, imkânsız aşkını (Mihrimah Hanım) ve çocukluk masallarını tek bir potada eritmiştir. Realitede Burhaniye’de bir emir eri olan Mardinli Abbas, şairin kaleminde zamana ve mekâna hükmeden masalsı bir kurtarıcıya dönüşmüştür.
Psikolojik Derinlik ve Sembolizm: Psikanalitik açıdan bakıldığında Abbas karakteri, şairin zor anlarında imdadına yetişen bir “gölge karakter” veya “içsel dost” işlevi görmektedir. Beşiktaşlı sevgili figürü ise şairi maziye ve ulaşılamaz bir arzu nesnesine çeken bir “hilebaz figür” (trickster) olarak konumlandırılmıştır.
Metinlerarasılık ve Tür Melezliği: Eser, birincil sözlü kültür ortamına ait bir masal girişinin, yazılı kültürün modern formları olan şiir ve hikâye ile girdiği etkileşimin (intertextuality) en başarılı örneklerinden biridir. “Abbas” şiiri, bünyesinde barındırdığı güçlü olay örgüsüyle bir “şiir-hikâye” örneği teşkil ederek türler arasındaki sınırları esnetmiştir.
Hayal ve Kaçış Teması: Şairin kendi ifadesiyle Abbas, “insanoğlunun gerçeklerden kaçmak için sığındığı hayali” temsil eder. “Sihirli seccade” ve “çilingir sofrası” gibi motifler, Tarancı’nın ölüm korkusu ve yalnızlık gibi ontolojik kaygılarından kaçıp sığındığı “asude bir masal ülkesine” geçişin sembolik araçlarıdır.
Sonuç olarak; Cahit Sıtkı Tarancı, “Abbas” eserleriyle sadece bir askerlik anısını veya platonik bir aşkı anlatmakla kalmamış; insanın maziye duyduğu hasreti, gençliğini yeniden yaşama arzusunu ve gerçekliğin kuruluğu karşısında hayal gücüne sığınışını evrensel bir dille ebedîleştirmiştir. Bu yönüyle “Abbas”, Türk edebiyatında halk kültürünün zenginliğini modern bir duyarlıkla birleştiren, kalıcılığını her devirde koruyan bir başyapıt niteliğindedir
Hatice TEMEL


