depositphotos_195858440-stock-photo-scenic-tree-on-shore-of

Dil-i vîrânım esîr-i mihnet-i hicrân öncesi
Bülbül-i nâlân idim, yoktu gülistân öncesi

Şem‘-i hüsnün yanmadan pervâne-i cân n’eylesin
Kül olurdu cism ü cân, yoktu o imkân öncesi

Âb-ı hayâtın hayâliyle gezerdim teşne ben
Hızr-veş bir reh-nümâ yoktu bu meydân öncesi

Sîne-i pür-sûz içinde nâr-ı aşkın gizli idi
Zâhir olmazdı bu sûz, âteş-fişân öncesi

Gül cemâlinle açıldı bâğ-ı dilde bin bahâr
Hâr idi her gonce-i ümmîd, gülistân öncesi

Levha-i kalbimde yazmazdı kalem ism-i şerîfin
Kâf-ı “kün” sırrına ermezdi bu iz’ân öncesi

Nûr-ı Ahmed pertevinden kıldı Hak ihyâ beni
Meyyit idim rûhça, yoktu bu ihsân öncesi

Mi‘râc ile geçtiğin evc-i ulûhiyyet yolu
Sığmadı idrâke aslâ böyle seyrân öncesi

Sidre-i ulyâda hayret-zede kaldı melâik cümlesi
Kim görüp işitmiş ola böyle erkân öncesi

Bahr-ı rahmette senin bir katredir cümle cihân
Kim bulur bu lutf u ihsân, böyle ummân öncesi

Rûz-ı mahşerde livâın zıllıdır melce’ bize
Yoktur ehl-i acze bir gayr-ı penâhân öncesi

Kâbe-i dergâhına yüz sürmeyen bî-çâreler
Bulmamış bir kurtuluş, yoktur o erkân öncesi

Mahşerî hengâmda şef‘inle bulur kul necât
Yoktur andan gayrı bir râh-ı gufrân öncesi

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir