Senden Öncesi
Dil-i vîrânım esîr-i mihnet-i hicrân öncesi
Bülbül-i nâlân idim, yoktu gülistân öncesi
Şem‘-i hüsnün yanmadan pervâne-i cân n’eylesin
Kül olurdu cism ü cân, yoktu o imkân öncesi
Âb-ı hayâtın hayâliyle gezerdim teşne ben
Hızr-veş bir reh-nümâ yoktu bu meydân öncesi
Sîne-i pür-sûz içinde nâr-ı aşkın gizli idi
Zâhir olmazdı bu sûz, âteş-fişân öncesi
Gül cemâlinle açıldı bâğ-ı dilde bin bahâr
Hâr idi her gonce-i ümmîd, gülistân öncesi
Levha-i kalbimde yazmazdı kalem ism-i şerîfin
Kâf-ı “kün” sırrına ermezdi bu iz’ân öncesi
Nûr-ı Ahmed pertevinden kıldı Hak ihyâ beni
Meyyit idim rûhça, yoktu bu ihsân öncesi
Mi‘râc ile geçtiğin evc-i ulûhiyyet yolu
Sığmadı idrâke aslâ böyle seyrân öncesi
Sidre-i ulyâda hayret-zede kaldı melâik cümlesi
Kim görüp işitmiş ola böyle erkân öncesi
Bahr-ı rahmette senin bir katredir cümle cihân
Kim bulur bu lutf u ihsân, böyle ummân öncesi
Rûz-ı mahşerde livâın zıllıdır melce’ bize
Yoktur ehl-i acze bir gayr-ı penâhân öncesi
Kâbe-i dergâhına yüz sürmeyen bî-çâreler
Bulmamış bir kurtuluş, yoktur o erkân öncesi
Mahşerî hengâmda şef‘inle bulur kul necât
Yoktur andan gayrı bir râh-ı gufrân öncesi


