Eğitimde Pürmelal Halimiz
Eğitim meselesi çözülmeden Türkiye’nin kalp ve beyin ağrılarıyla boyun ve bel fıtıkları da iyileşemez. Ezberci, öğrencileri akademik alanda at gibi yarıştıran, tek tip ve anlayışçı, yetenekleri gözetmeyen, millî ve evrensel şahsiyet kazandırmayan, kalbi güçlendirmeyen, onları sadece iyi para ve kariyer kazanacakları bir meslek amacıyla yetiştiren eğitim felsefesi ve sistemini değiştirmeden, Türk maarifini millî ve manevi bir temele oturtmadan eğitimde pürmelal hâlimiz değişmez.
Millilikten uzak köksüz ve ruhsuz eğitim sistemimiz; genç nesillere ideal, ahlâk, özgüven, millî kimlik, manevi şahsiyet, tevazu, başkasına saygı, sorumluluk gibi temel insani ve manevi değerleri verebiliyor mu?
Yalnızca girecekleri test sınavlarına hazırlanarak çocukluk ve gençliklerini kaybeden çocuklarımızın birçoğu; bu çarpık sistem ve mevcut zihniyet içinde birer “yarış atı” durumunda sanki. Okullar, çocukların sokağa göre daha güvenli olarak vakit geçirdikleri, diploma aldıkları ve biraz da sınavlara hazırlandıkları kurumlar haline gelmiştir. Ülkede özel dershaneler, kapanmış vaziyette görülse de ortaokul ve liseler, dershanelerin fonksiyonunu icra etmeye kalkışmış vaziyette çoğu yerde. Metot, sistem, rehberlik, motivasyon, liyakat ve kaynak gibi ciddi eksiklikler sebebiyle bu sistemle başarısız olunsa da bu vahim durumdan paydaşların çoğu memnun maalesef!
Zengin-fakir ayırt etmeden her öğrenciye bedava kitap ve tablet bilgisayar veren, köy okullarını kapatıp uzaktan gelen herkesi bedava taşıyan Millî Eğitim Bakanlığı; okulların öğretmen, hizmetli ve kütüphane ihtiyacını karşılasaydı daha faydalı ve hayırlı olmaz mıydı?
Çoğu İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüyle okul müdürleri ise; bu sistemsiz ve pek verimsiz kurslar ve analizi bile yapılamayan deneme sınavlarıyla meşgul olmaktan; öğrenci, öğretmen, aile, bölge ve ülkeye pek faydası olmayan ya da her birinden birer öğrencinin bile yetişmediği ilginç projelerle (!) uğraşmaktan, açılış ve etkinliklerle bürokratik toplantılara katılmaktan, devlet-siyaset-sendika ve velilerin birbirinden farklı beklentileri altında ezilmekten, teste dayalı akademik başarı yarışında geri kalmamak için çırpınmaktan eğitime kafa ve gönül vermekten uzak hâldeler.
Mesleğini ve öğrencilerini seven, iyi niyetli öğretmenler, bir taraftan yanlış sistem, idare, veli ve meslektaşlarından kaynaklı sıkıntılarla boğuşurken diğer yandan da mesleklerinin madden ve manen itibarsızlaştırılmasıyla birlikte marifet ve başarılarının iltifat görmemesi hatta “düzen bozucu” şeklinde yaftalanmaları karşısında fiziki, zihnî ve ruhi enerjilerini tüketmekteler genç yaşta. Kelaynak misali nesli tükenmeye yüz tutmuş “gül yetiştiren adam”lar da “maarif davası” için gül yüreklere tohumlar ekmeye devam etseler de eğitim sisteminin yanlışlığı ve “muhteris kifayetsizler” sebebiyle feryadü figan içinde “Hedefe varmayan mızrak utansın!” demektedirler.
- sınıfların Türk dili ve edebiyatı derslerine girdiğim öğrencilerimizin çoğu; daha önceki yıllarda ortaokul ve lisede doğru dürüst kompozisyon yazmadıklarını, sözlü anlatım yapmadıklarını, hiç şiir ezberlemediklerini, kitap okuma alışkanlıklarının pek olmadığını, test sınavlarına hazırlandıklarını söylüyor. Dinleme, okuma, konuşma ve yazma eğitimi olmadan dil nasıl öğrenilecek? Sınavlar için test çözmekten, dikte edilen ders notlarını ezberlemekten, akıllı telefonlarla sosyal medyada fotoğraf paylaşıp internet oyunları oynamaktan çocukların posası çıkmış adeta.
Okullarda “akıllı telefonu” olan, sosyal medyayı kullanan öğrenciler, eskiden eleştirilip uyarılırken koronavirüs sürecinde “uzaktan eğitim” adına “akıllı” telefonu, tablet veya bilgisayarı olmayan, iletişim için sosyal medya kullanmayan öğrenciler eleştirilip sahip olmaları için velilere bu teknolojilerin faziletleri (!) anlatıldı, sahip olmalarına yardımcı olundu. Öğrencilerin akıllarını başından alan “akıllı telefonlar” başta olmak üzere insan ve hayatla olan yüz yüze ilişkilerini kesen dijital endüstrinin sunduğu film, müzik, eğlence kültürü; genç nesillerin zihin ve gönül dünyalarının, hayat telâkkilerinin, zevklerinin şekillenmesinde aile ve okuldan daha etkili olmaktadır. Ebeveynler ile biz öğretmenler, çocuk ve gençlerimize “enformatik cehalet”, “dijital kültür ve hegemonya” karşısında ne derece medya okuryazarlığı kazandırıp onları bilinçlendirebiliyoruz? Gençlerimizin dijital dünyaya olan ilgi ve yeteneklerini ülkemiz ve insanlık hayrına yönlendirip onları destekleyebiliyoruz mu?
Okulu sevmeyen, arkadaş ve öğretmenlerini özlemeyen öğrenciler, okulu diploma alma, iyi iş bulma ve kariyer sahibi olma aracı görmekte; eğitim yoluyla yetenek ve ilgilerini keşfedip ufkunu, şuurunu, maarifini, duygusal ve sosyal gelişimini, şahsiyetini, özgüvenini geliştirmeyi düşünmemektedir. Ruhsuz, köksüz, ezberci, hayattan kopuk, popülist, pragmatist eğitim sistemi de buna çanak tutmaktadır.
Peki, Ahmet Hocam, eğitim meselesinde velilere hiçbir sözünüz yok mu diyeceksiniz şimdi. Çocuklarına ders çalışmıyor, kitap okumuyor diye kızıp kendileri her gece dizi veya eğlence programları için TV başında olan; bir kayıt sırasında bir de mezuniyet gününde evladı için okula gelen, öğretmeni beğenmeyip öğretmenleri yönlendirmeye kalkan veliler, eğitimin neresinde sahi? Veliler, iyi öğretmen aramakta; öğretmenler de bilinçli ve sorumlu veli! İyi bir eğitim için öğretmen-okul-aile işbirliği çok önemli elbette. Bu sistem ve şartlarda anne ve babalar, çocuklarına masal ve hikâye anlatıp kitap okuyamasalar da onları yürekten sevip dinlesinler. Bir de evlatlarını başkalarıyla kıyaslamadan ilgi, sevgi, empati ve özgüvenle birlikte edep, dürüstlük, saygı ve sorumluluk bilinci vermeye çalışsınlar. Başka ihsan istemeyiz.
Tercih ettiği programı sevmediği, o alanda kendini ilgili ve yetenekli görmediği hâlde öğrencilerin popüler mesleklere yönelmesinin en büyük sebebi; aşırı derecedeki gelecek kaygısıyla para, mal ve kariyer merkezli, kompleksli ve bilinçsiz aile, çevre ve okul bakış açısıdır. Bu sebeple de bizim ülkemizdeki sayısalcı öğrencilerimizin çoğu; tıp, mühendislik gibi popüler mesleklere sahip oluyorlar ama edebiyat, dil, sanat, din, tarih, kültür, felsefe, sosyoloji, mantık, hukuk, siyaset alanında asgari bir genel kültüre bile sahip değiller. Mevcut eşit ağırlık ve sözelci öğrencilerden ne kadarı okuma, düşünme, sorgulama, araştırma, düzgün, doğru konuşma ve yazma becerisine; dil, din ve tarih şuuruna, güzellik zevkine sahiptir? Bu çerçevede sosyal bilimler liseleriyle proje imam-hatip liseleri geç kalınsa da eğitim adına heyecan veren liselerdir. Tabii Anadolu liseleri gibi sayıları çok artırılıp kaliteleri düşürülmez ve yarış atı yetiştirilmezse!
Okuyup sorgulamayan; millî ve manevi değerlerden uzaklaştırılmış, sağlam bir kimlik ve şahsiyet sahibi olmayan; aklı tablet ve “akıllı” telefonlarla sanal âlemde seyahate çıkmış gençlerimizin aldığı “teşekkür” ve “takdir” belgeleriyle iftihar etmek ne derece doğrudur? Liselerin zorunlu olduğu eğitim sisteminde, okuma ve yazma problemini en üst seviyede yaşayan öğrencilerin bile okuduğu, disiplin cezalarının pek uygulanmadığı ortaöğretimde sınıfta kalmak, sınıf geçmekten daha zorsa böyle bir eğitimden neyi ne kadar bekleyeceğiz?
Öğrencilerinin okuma ve anlama seviyelerinden sürekli şikâyet eden, çift ücretli kursları hiç kaçırmayan Türk dili ve edebiyatı öğretmeni bir meslektaşıma: “Hocam, biz lisede de öğrencilerimize edebiyattan önce Türkçe öğretmeliyiz.” dedim. “Ahmet Hocam, biz edebiyat öğretmeniyiz, Türkçe değil.” dedi. “Ben, büyük bir hayret ve sitemle Türk dili, Türkçe değil mi Allah aşkına? Bizim ders ve kitabımızın da branşımızın da ismi, Türk dili ve edebiyatı değil mi hocam?” diye sorunca “He ya, hocam!” dedi mahcubiyetle karışık bir tebessümle. “Hocam biz, bu gençlere öğretimden ziyade eğitim yapmalıyız.” dediğimde de “Ahmet Hocam, bu dediğin şeyi biz yapamayız. Çünkü biz öğretmeniz, eğitimci değiliz.” demesin mi bu çok tecrübeli öğretmen? Güler misiniz, ağlar mısınız dostlar? Bizim klâsiklerimizi okumadığını tahmin ettiğim bu öğretmen, Grigory Petrov’un idealist bir öğretmenin ülkesi için verdiği örnek mücadeleyi anlattığı “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” romanını da mı okumadı acaba?
Zaman zaman eğitim üzerine sohbet ettiğimiz bazı meslektaşlarımız: “Yahu Ahmet Hocam! İyi, güzel söylüyorsun da eğitim sistemi, müfredat, idareci ve velilerin bunca yanlışları, öğretmenlerin ekonomik ve sosyal dertleri karşısında nasıl idealist eğitimci olunabilir? Bu memleketi biz mi kurtaracağız? Biz kendi çocuklarımızla doğru dürüst ilgilenemiyoruz.” diye bana itiraz ve sitem ediyor. Ben de böyle öğretmenlik aşkını ve gelecek umudunu kaybetmiş; iyi niyetli ama şevksiz meslektaşlarımla bir idealist adamın denizyıldızlarıyla ilgili bir öyküsünü paylaşıyorum:
Bir adam, okyanus sahilinde yürüyüş yaparken denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin, sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder.
“Niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsun?” diye sorar.
Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden kişi: “Yaşamaları için…” der.
Adam: “İyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza imkân yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki?” der şaşkınlıkla.
Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi: “Bak, onun için çok şey değişti.” karşılığını verir.

Biz eğitimciler, tek başımıza eğitim sistemini değiştiremeyiz, dışımızdaki meselelerin çoğunu da çözemeyiz ama aşkla emek ve gönül vererek birçok kardelenin umut ışığı, birçok gül yüreğin kahramanı olabiliriz değil mi dostlar? Haydin o zaman “karanlığa sövmek yerine bir mum ışığı yakma”ya! Karınca misâli koşalım o hâlde Hz. İbrahim’in ateşini söndürmek için su taşımaya! “Dostluğumuz belli olsun” değil mi gönüldaşlar?



Maşallah yeni bir eğitimci-yazar-şair Ahmet SEZGİN hoca siteye hoş gelmişsiniz. Çok güzel bir yazı gönülden tebrik ederiz.
Hoş bulduk kıymetli hocam. Allah razı olsun. Selam, dua ve muhabbetlerimle…
Çok güzel bir yazı herkesin okumasını tavsiye ederim.
Harika bir yazı bir eğitimcinin kaleminden çıkan zevkle okudum.
Allah razı olsun değerli kardeşlerim. Mutlu oldum. Selam, dua ve muhabbetlerimle….
Çok çok güzel bir yazı iyi değerlendirmeler yapılmış kutlarım
Çok güzel bir değerlendirme olmuş Ahmetcim.Tebrik ediyorumSizlerin başarısı bizleri sevindiriyor.Selam ve sevgiler.Hayri Yazıci.
Tebrikler,