Zehra-Kelle-Yazi-kapak-fotografi-

Suça Sürüklenen Çocuk Mu Suça Yönelmiş Çocuk Mu?

Son dönemde medyada sıkça tartışılan bir kavram var: ‘’Suça sürüklenen çocuk’’. Halk, basın-yayın organları, konunun uzmanları hararetli şekilde bu mesele üzerinde düşüncelerini dile getiriyorlar. Lakin kavramın bağlamı ve kapsayıcılığı oldukça hassas bir hale geldi. Hem psikiyatrist kimliğimle, hem ebeveyn kimliğimle hem de halkımızın düşüncelerini ve içsel dünyalarını anlamaya çalışan bir vatandaş kimliğimle bugün bu kavram üzerinde kendi düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Şahsi gözlemim son dönemde çocuklar arasında artan şiddet, akran zorbalığı ve bunun frenlenemeyip cinayete, insanı ontolojik olarak yok etmeye varan eylemlerin halkta çok ciddi bir öfkeyi tetikliyor olduğu gerçeği. Bu öfke anlaşılabilir, çünkü çok derin bir çaresizlik hissinden geliyor. Özellikle bilinçli, kurallara göre düzenli şekilde yaşamaya çalışan, beladan uzak durmaya çalışan, aile kavramını korumaya çalışan vatandaşların ortada bir sebep yokken çocuklarını pisi pisine kaybetmeye başlaması, insanın anlam arayışını ve empatik limitlerini zorlayan travmatik bir öğe haline geliyor. İnsanlar son yıllarda tüm dünyada daha fazla bireysel özgürlük alanından otoriter makamlar için fedakarlıkta bulundu, daha fazla mesaiye maruz kaldı, emeğinin karşılığını daha az almaya başladı ancak bunlara dahi ‘’tamam sorun yok, şu an sistem bunu dayatıyorsa ve yapılması gereken kaçınılmazsa bunu da yapmaya hazırım’’ şeklinde öz motivasyonuyla devamlılıklarını sağladılar. Ancak iş insanın kendi ontolojik varlığından daha öte bir yerde olan çocuğunun hayatına gelince burada mantık bükülüyor, anlam arayışı ve empatik kabiliyet, sorunu idrak etmeye yetmiyor.

Tam bu noktada halen daha bazı meslektaşlarım ve çocuk-ergen psikiyatristlerinin hararetle ‘’suça sürüklenen çocuk’’ kavramının arkasında durmalıyız diyerek ana eksende sorunun kaynağına odaklanmalıyız temalı yazı ve paylaşımları, mağdurların acısının nispeten görünmez olmasına, kaygılı ebeveynlerin ve yüklenmiş toplumun duygularına zaman tanımadan bağlamın hızlıca yön değiştirdiği hissine sürüklüyor. Suça yönelimin elbette bir çok toplumsal hazırlayıcısı var. En başta duygusal düzenleme becerisini çocuğuna kazandıramayan ebeveynler, sosyoekonomik sorunlar, eşit eğitim kalitesine ulaşmadaki güçlükler, toplumda derinleşen sınıfsal farklılıklar, sosyal medyanın ve dizilerin şiddeti kimlik arayışı içinde olan ergenlere armağan gibi sunması…

 

İMDAT ŞİDDETİ ÖNLEME VE REHABİLİTASYON DERNEĞİ

Adalet makamlarının suçlularla ilgili aldığı kararlar, yönetmelikler eğer toplumda ‘’güçlü olduğu için haklı ve yapabiliyor, yanına da kar kalıyor’’ dedirtiyorsa, cezaların geç, belirsiz ve tutarsızlığı varsa burada gücün her tür biçimi iştahı kabartır, ‘’bir şey olmaz algısı’’ daha da filizlenir.  Şiddetin kök salmaya başladığı yerde tavır ve tutum ’’ezme, kandırma ama asla ezilme ve kandırılma’’ gibi saçma bir kıyas argümanına sıkışıyorsa, ‘’sana vurana sen on tane indir’’ öğretiliyorsa’’, erkek kimliği, güç kullanmak gövde gösterisi yapmak ile özdeşleştiriliyorsa, çocuğum mutlu olsun yeter anlayışıyla sınır koymadan, hayal kırıklığı ile baş etme gücü geliştirilmemişse, en ufak bir yan baktın gerekçesi doğrudan kimliğe ve itibara tehdit olarak algılanabilir. Çocuğun zihninde bu toplumsal katmanların üst üste yığılıp bana yan bakarak beni küçülttün ve buna dayanacak iç gücüm yoktu yaşantısı, derin kimlik bunalımına neden olur. Savunma olarak hızlı bir duygu regülasyonu aracı niyetine şiddet davranışına sığınılır.

Peki şu konuda hem fikiriz: Çoklu çözülmemiş sosyolojik sorunların, yığılma yapan ardışık problemlerin, aile-okul-toplum-devlet ekseninde yapılmakta geciken uygulamaların, alınması gereken kararların eksikliğinden doğan sorunların tetikleyici olduğunun ve bu nedenle ‘’suça sürüklenmiş çocuk’’ kavramıyla amaçlanan çocuğun bile isteye doğrudan sebepsiz buna neden olmadığı anlatısında hem fikiriz. Ancak bunu bu kadar iyi anlayabilmemize rağmen içimizdeki korku, öfke ve çaresizlik niye durmuyor? Sürüklenmiş kelimesi gerçekten de işlevsiz mi kalıyor? Çünkü ortada gerçekten kafamızda yer edinen çocuk kavramıyla örtüşme göstermeyen oranda vahşet, suçlu-mağdur arasında derin asimetrik bir güç farklılığı ve ortada en ufak bir tahrike acaba bile dedirtmeye mahal bırakmayacak bir kıvılcımın yokluğu söz konusu. Üstelik geçmiş olaylardan çıkarılmayan dersler, eski faillerin cezaevlerinde yaptıklarıyla övünmeye devam etmesi, mahkemede duruşmaya gelen çetelerin, arkadaşların faile arka çıkan sloganları, mağdur ailelere yöneltilmiş tehditler, mağdurların mezarlarının dahi tarumar edilecek boyuta varan saygısızlıklar… Bunların hepsi bir araya geldiğinde bir daha suça sürüklenen çocuk lafını duyanlardaki o pasivizasyon algısı çok hızlı bir zincirleme öfke yaşatıyor. Burada gerçekten kullanılan kelime kritik bir öneme sahip olabilir.

Derin çaresizlikle birleşen “Benim çocuğum da olabilir”, “Çocuklar artık güvende değil”, “Kimse fark etmeden bu olabilir” şeklindeki koruma içgüdüsü bazen aşırı söylemlere de kaçabiliyor. Bugün bu olaylar sosyal medyada çok ciddi bir nefret söylemine, bazı ırkçı paylaşımlara dönmüş durumda. Eğer çocuk gibi bir kavramı saflığın, temizliğin, iyiliğin sembolü olarak görüyorsak bu meselelere üzerimizdeki diğer kimliklerimizi, yaşam stillerimizi, dünya görüşlerimizi bırakarak, salt koruyucu kimliğimizle yaklaşmalıyız. Dediğim gibi bu derin çaresizlik hissinde ortaya saçılan söylemler, tepkiler ahlaki bir zayıflık değil tehdit altında çalışan bir insan zihninin yansıması. Zihnimiz güven modundayken nüansları daha kolay görür, karmaşıklığı tolere edebilir, ‘’zor ama doğru olanı’’ tercih eder, empati ve ilkeler birlikte yürürler. Ancak bu düzeyde bir tehdit modu aktifleştiğinde hızlı genelleme ihtiyacı, biz-onlar ayrımı, basit, net, sert çözüm ve söylemlerin çekici gelmesi, otorite, güç ve cezalandırmaya indirgeme rahatlatıcı olabilir. Bu mod yaşayan her insan için geçerlidir ancak insan bir sorunun öznesi haline geldiği zaman eğer daha zor çözüm yolu varken, kolay olan seçilirse önünde sonunda bu tercih hüsranla sonuçlanacaktır.

Suça Sürüklenen Çocuk (SSÇ) 2026

 

Suça sürüklenen çocuk kavramı ile ilgili, ilk paragrafta farklı kimliklerimi entegre ederek vardığım sonuç kavramın bu şekilde kullanılması, faili çok edilgen ve pasifize ediyor. Suç işlemiş çocuk kavramı ise olayı kesitsel bakıyor, süreci yok sayıyor ve gelecekte ıslah umudunu ortadan kaldırıyor. Bunun yerine ‘’suça yönelmiş çocuk’’ eylemi inkâr etmiyor, çocuğun yaşını ve gelişimsel durumunu göz ardı etmiyor, ama fail olasılığını da masadan kaldırmıyor. Bugün ‘suça yönelmiş çocuk’ dediğimiz şey tek bir hikâye değildir. Kimi zaman vahşetle, kimi zaman araçsallaştırmayla, kimi zaman öfkeyle, kimi zaman aidiyet arayışıyla karşımıza çıkar. Ama hepsinin ortak noktası, çocukların yalnız bırakıldığı bir toplumsal zemindir.

Travmanın her türlüsünü yaşamış, depremden savaşa, çığdan sele, göç sorunlarından nüfus mübadelelerine, her çeşit travmayı deneyimlemiş ama buna rağmen ayakta kalmış, yıkılmadıkça, resilience denilen şoklara dayanma kabiliyeti güçlenmiş bu toplum bu sorunu da aşacaktır. Bu süreçte tek yapmamız gereken elimizden geldiği kadar kolay olanı değil, zor ama doğru olanı seçmek. Bu çocuklar için verilecek kararlar, yalnızca adaletin değil, bu toplumun nasıl bir gelecek tahayyül ettiğinin de aynası olacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

About The Author

4 thoughts on “Suça Sürüklenen Çocuk

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir