“SEN TEK BAŞINA DEĞİLSİN” Abdulkadir BULUT’un Kitabının Edebi Perspektifi-Cevat AKKANAT
İç sayfadaki başlığın sonuna (II) rakamı konulmuş. İlki 1976’da basılmış. YAZKO bu konudaki bilgiyi kitabın “Sunu”sunda açıklamış. 1984 baskılı elimizdeki ikinci kitap ilkinin ikinci bölümü olarak “düşünülmüş” ve “bazı nedenlerden okurla karşılaşma olanağı bulama”mış. Böyleyken, “Yazarın öteki yapıtları” başlığını taşıyan künyedeki listede bahsedilmiyor ilkinden. Burada bahsedilenler ise ikincisi çocuk romanı olmak üzere şiir kitaplarından oluşuyor: Kahveci Güzeli, Üveyikler Göçerken, Yakımlar, Acılar Yurdumdur, Gözyaşları da Çiçek Açar, Yurdumun Şiir Defteri…
Sen Tek Başına Değilsin Abdulkadir Bulut’un “1965-1970 Şiirleri”nden oluşturulmuş. İçindekiler listelenmemiş. Fakat saydım, 61 sayfalık kitapta 38 başlık yer alıyor. Bu dışsal bilgileri kayıt altına aldıktan sonra muhtevaya eğileyim:
Şiir bir av, şairlik avcılık… İlk şiir olan “Şiirin Doğuşu” (s. 9) ile takip eden “Av Ülkesi” (s. 10, 12, 14) başlıklı metinlerden yola çıkarak düşüyorum bu kaydı. “Şiir ağır bir sesti eskiden/bir kemandı hançeremden kalma/yüzüme alırdım kuşluk vakti/kuşluk vakti hep ava çıkardım” dizeleriyle başlayan ilk şiir, şairliğin metaforik karşılığının avcılık olduğunu söyler gibidir. Nitekim “Av Ülkesi” başlıklı ikinci metinde “o vakit av ülkesine girerim”, “ben hep av ülkeme sığınırım” (s. 13) dizelerine rastlarız. Bu arada av, avcı, av ülkesi metaforları sonraki sayfalarda da perde perde karşımıza çıkmaktadır;
“büyüterek gözlerini ve avını
istemler o uzun dönüşünü” (s. 16)
“soyut bir denizdir avcı
güneşlerin güneş olduğu yerde” (s. 35)
“ben hep ağarttım av gülümü
soğuk yanlarında haritaların” (s. 43)
“En güzel yerinde ürpertilerin
Av sonu ikindilerini bekledim.” (s. 58)
Bu arada av ülkesinin “gök”sel ve “dağ”sal mekânları; “sabah”, “ikindi”, “gece”, “güz” gibi zamanları ve “kuşlar”, “kuzgun”, “sansar”, “tay”, “at”, “tavşan”, “kartal”, “geyik”, “alıcı kuş” gibi av hayvanları vardır. Bütün bunlar kitapta motif olarak yer almakta ve şairin haritasını çizmeye çalıştığı ülkenin sınır boylarında gezinip durmaktadır:
“sığınaklar buldular öykülerinden
salt bir gök durağına inen” (s. 11)
“soğuk bir oteldir gece
daha çok yüzümü eskiten” (s. 12)
“bazan ölü bir sansarın yüzünü
eski bir eylülle güzelliyorum” (s. 14)
“bir büyük ikindidir kuzgunum
antikacı yüzleriyle surlarımda” (s. 16)
“akşam bir kedinin yüzüdür” (s. 18)
“bir dudağında geceyi ağartan
ıssızlığı ve kanı güzelleyerek” (s. 19)
“yeni bir sevmede yıkık gemileri
unutur ülkesinin ikindilerini” (s. 20)
“nasıldı ıslak tayları gecenin
habeşistan sunan dudaklarıyla” (s. 23)
“Segirtgen zaman atları o kanlara
Giderler akşam ülkesine bir bakıma” (s. 24)
“Susuz atlar yürür uykusunda bir ağacın” (s. 25)
“ve o nar ağacında hüzün
çok eski bir av sabahıdır” (s. 27)
“Uzatır hep gecelerden sesini
Durunca çok eski bir sansar” (s. 29)
“Bir nehir çarşambası ezik
İndim nice gökevlerine” (s. 31)
“gezinir denizsiz bir tavşan
öyküsünde bir uzun kartalın” (s. 38)
“hırçın bir güzü düşünürüm
at gibi sesim sabahlanır” (s. 48)
“gelir kuşku gider duygu
soğukta bölünen göğümüze
ve bir alıcı kuş sokulur
dağılan günümüze” (s. 53)
“o zaman gök bilinebilir
ve bir geyik gibi uzanır
alnıma” (s. 54)
“Av sonu ikindilerini bekledim
Ve bir sansarın gecelerine
Yorgun türküler ekledim.” (s. 58)
Sona sakladım, şairin en güzel av hayvanı ise ceylandır ve onu “ceylalem” diye adlandırır. Bu adlandırmada şiirde ele alınan ve Franko İspanya’sında katledilen Lorca’nın hatırası önemlidir:
“Yaralı bir ceylalemdir
Solur uzak sularında lorca’nın
Ve başlatır bitmeyen sesini
Çağlara uzanan haziranın” (s. 60)
Kitaptaki şiirlerle ilgili birkaç husus daha var, kaydettiğim:
Birincisi, Sen Tek Başına Değilsin (II)’yi ilkine bağlayan metin “Bir kitaptan bir kitaba bir dizem alıntısı” dipnotuyla verilmiş (s. 57) Altı dizelik metin şu iki dizeyle tamamlanıyor:
“Omuzlarımda hayat ve şiir
Alın terinden bir yürüyüş”
İkinci kaydım ise şu: Abdulkadir Bulut bu kitabında İkinci Yeni şiirle sınava tabi tutuyor kendisini. Başarılı mı? Evet. İkinci Yeni’yi tedris ettiği ve orada kalmadığı kesin. Bu bahiste, yukarıda farklı gerekçelerle verdiğimiz metinler haydi haydi yeterli. Fakat bir yine de farklı ve güzel örnekler verelim:

“Çok oturdum bir Urfa gecesiyle
Salt geyikledim ben çarşılarını” (s. 26)
“kaçak bir öfke oluyor ağzı
dağda kalan sesine” (s. 32)
“gidilmez bir nehir olur
bir Ortadoğu kentinde
dalgın yüzüm” (s. 39)
“saçlarım benim belki de denizli’de
küçük bir çocuğun cumhuriyetidir
kuşlarına öfkeler hazırlayan” (s. 48)

Teşekkürler Cevat AKKANAT hoca, bir şair ve kitabını bizlere anımsattığınız için, bu tür çalışmaları siteden sıkça bekleriz. Güzel çalışma.
Мне стало любопытно. Я перевела это на русский и с удовольствием прочитала. Поздравляю автора, и, судя по всему, есть прекрасные стихи покойного поэта.