ÖÖÖÖÖÖ

 

            “İnsanın değeri nedir?” sorusuna Mevlânâ, çok kısa ama çok derin cevap verir:

 

“Aradığı şeydir…”

 

Kendime sordum ben de…  “Neyin peşinde koştum bunca yıl?” ya da “Ben, tam da şu ânda o aradığım şey miyim?” Cevabı çok zor sorular bunlar, biliyorum… Ya da bu soruların cevapları hayatımızın her salisesinde aldığımız her nefesle bizimle geliyor da ‘biz aradığımızın ne olduğunu’ göremediğimiz için cevapları fark edemiyor, idrak edemiyoruz… Veya ‘Aradığımız şey’, hayatın soluduğumuz her ânında  aklımız, yüreğimiz, ruhumuzla Allah’ın bu kâinatta bize sunduğu nimetlerin farkına varıp da bu nimetlerden bize düşen hisseye sahip çıkabildikçe şekilleniyor, değerleniyor… O şekle, o değere ân be ân yaklaştıkça biz, ‘insan’ oluyoruz…

 

Kimim ben? Belki de bir insan için en değerli ama en zor soru bu… ‘Kim/lik’ime ulaşmak, kimliğime değer katmak, kimliğime en zarif, en mütenasip sıfatı -beni renklendirecek sıfatı- katabilmek için kâinatı ve bana sunulan nimetleri nasıl görmeli, nasıl okumalıyım?

 

Belki de ben, ‘gördüğüm’ kadar değerliyim bu kâinatta…  Kim bilir? Belki de ben, okuyabildiğim oranda bir sıfata sahip olabileceğim bu hayatta …

 

Görmek… Görünen o ki insan olarak Cenabı Hakk’ın lutfuna mazhar olup da ne kadar çok bilgi ile donatılmış olursak olalım, o Muazzam Bilgi’nin bize kattığı nimeti bulamamış ve görememişsek, görmeye çabalarken ‘İnsana verilen hakkaniyet terazisini;  kalbimizi’ cesaretli ve adil kullanamamışsak yani ‘bizde şifrelenmiş bilgiyi’ yüreğimizde hissedememişsek hem görmüyoruz hem de görünmüyoruz demektir şu dünyada…

 

Ve  okumak…  Görmeyen -ve elbette hissetmeyen- insanın okumasına, okuduğunu anlamasına imkân var mı? Oysa insan ve hayat açılıp okunması gereken kitap gibi, şiir gibi, yürek gibidir; anlayana! Arayana ve kendini bulana!

 

“Kimim ben?” Hayatı, insanı ve kendimi nasıl okuyorum? Neleri görüyorum bu hayatta? Ve de kimleri? Kimi okumalıyım ya da neyi? Nereden başlamalıyım beni aramaya? Neydi beni şekillendiren, beni ben yapan ve beni bugünlere getiren? Neydi bana insanlık sahnesinde donatıldığım bilgiye eş, doğru rolü biçen?

 

Neydi bana ‘öğretmen oldum çünkü’ dedirten… Yüreğin cesaretli sorusuyla birdenbire bir kitap açıldı şimdi önümde, görüyorum! Önüme su gibi damla damla dökülen, şiir gibi akan yazıyı okuyorum hep yeniden yanan yüreğimle… ‘Öğretmenim’ diye sesleniyorum şiirimde, beni öğretmen yapanlara…

Bir öğretmeni büyük öğretmen yapan nedir?

 

“Öğretmenim”

 

Okul yolunu bilmezdi

Yalın ayak ayaklarım…

Boyu benim kadar olan

Küçük kırmızı çantamda

Renkli kalemlerim vardı

Bir de beyaz sayfalarım…

 

Yüreğimi çizdim önce

Önümde duran kâğıda

Kıpkırmızı pastelimle

Örttüm içini telaşla…

 

İlk hikâye kitaplarım

Rengârenk resimliydi

Şimdi neden unuttum ki

Hepsi hangi isimliydi

 

Fakat işte her birinin

Renkleri kalmış aklımda

Her hikâyeden iz durur

Şu pastelli kâğıdımda…

 

Yıllar yıllar öncesinden

Çizgi ile rengi buldum…

O küçücük yüreğimle

Hiç ölmeyen sesi duydum…

 

Önümdeki tek sayfada

Yalnız sesler yaşıyordu

Melodisi kulaklardan

Tadı ruhtan taşıyordu…

 

Yürek bir gün şahit oldu

Sesle şeklin imzasına

Sayfadaki güzelliğe

Zaman bile inanmazken

İlk kalemim koşuverdi

Heyecanın imdadına…

 

Bir sesi kâğıda yazmak

Sesi kâğıtta okumak

Ne güzeldir bilir misin?

İşte bu âna ulaşmak…

 

Dört yaşın o sevinciyle

Hem okudum hem de yazdım

Size nasıl anlatsam ki

Hiç susmayan telli sazdım…

 

Gün gelince okul kapısına

Gitti minik ayaklarım

Siyah önlük beyaz yaka

Giydim o gün üzerime

Hâlâ özenle saklarım

Ürkerek geçtim yerime

 

Sevgi dolu o tek bakış

Sinivermiş gözlerime

Üstünde beyaz bir önlük

Elinde de beyaz kalem

Kalbim onunla dolarken

“Öğretmenin” dedi annem…

 

Gülümseyişin resmiyle

Yaprak yaprak açılırken

Hiçbir zaman söylemedim

Üzmeyeyim onu diye

Elimden tutan anneme

Okulumun ilk gününde

“Öğretmenim!” diye yazdım

Sevgi taşan özenimle

Bu kırmızı pastelime…

 

 

Anladım öğretmenim! Çok iyi anladım, ben neden öğretmen olmuşum? Annem yürek vermiş bana ‘şu hayatı oku’ diye, siz de yüreklendirdiniz beni ‘bildiğini öğret’ diye… Bana ‘görmek’ ve ‘okumak’ düşmüş nurlu yolun şifresini, kulak verip siz iki yürekliye…

 

Biliyorum, Öğretmenim! Daha yeni girmiştim, ilkokulun kapısından… Fakat siz okuma-yazmayı bilerek size gelen o küçük ama ukala öğrencinizden çok çekmiştiniz. Sınıfımızda ‘Öğretmen Yardımcılığı’ görevini altı yaşımı küçümsemeden vermeseydiniz bana, belki ben ‘öğretmenliğin’ tadını hiç bilemeyecektim.  ‘Yüreğini’ bilgiye ve sevgiye açabilen bir öğretmen olamayacaktım. Benliğime ve yüreğime çok şey verdiniz, size minnettarım… Hayat, insanlık ve eğitim adına öğrettiğiniz her şey için size teşekkür ediyor, ellerinizden öpüyorum. /Tahsin Yağvı…

 

Biliyor musunuz, Öğretmenim! “Bazı insanlar, bazı yürekler vardır; hiç unutulmayan…”

 

 

Biliyor musun, Anneciğim! “Bazı meslekler vardır, yüreğini koyarak ve yürekleri asla unutmadan bilgiyle, sevgiyle yıllar yılı hiç usanmayarak yaşatılan…”

 

İşte ben o meslekteyim, Öğretmenim! O küçük kıza yanınızda öğretme görevi verdiğiniz günkü kadar kocaman, pastel bir yürekle hayatı okuyan ve gören Öğretmenlik Mesleğindeyim. Öğretmen oldum, öğretmenim. Çünkü ben, öğretmenliği sizinle tattım. Sizden öğrendiklerimi daha binlerce yüreğe öğretmek için varım…

 

İşte ben öğretmenim, Anneciğim! Çünkü biliyorum,  bu dünyada insana sevgiyi bir anne öğretebilir, bir de öğretmen. İnsan kitabını ancak sevgiyle okuyabiliriz, görüyorum…

 

Ey benim iki sevgilim! Annem ve birinci sınıf öğretmenim, Tahsin Bey! Öğretmen oldum çünkü bana verilen ‘o büyük bilgiyi’ görüyorum, okuyorum, hissediyorum ve seviyorum… O büyük bilgiyi başka yüreklere öğrettikçe büyüyor yüreğim. Öğretmenim çünkü ben yüreğe ve insana aşığım. Çünkü ben sevgiyim! Çünkü ben, hayatım boyunca aradığım şeyim.

 

Ben öğretmenim;  bilgi ile var olan, sevgi ile çoğalanım… Yürekle gören, dille okuyanım! Öğrendikçe can bulan, öğrettikçe canlananım!

 

Ben, yüreğimin sesini dinleyerek öğretmen oldum ve yalnız şu kıssayı ‘öğrenebildim’ hayatta:

 

Kalp, ruha demiş ki “Ben âşık olurum ama nedense acısını sen çekersin.”

 

Ruh cevap vermiş: ” Sen, yeter ki sev…”

 

Ben öğretmenim çünkü… Çünkü yalnızca “Sevdim!..”

About The Author

1 thought on “Öğretmenim, Öğretmen Oldum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir