Ah Şu Öğretmenler!
İlkokul yıllarında büyüklerimiz, hoşlarına gitmeyen bir davranış ya da sözümüze şahit olduklarında hemen yüzlerini asıp kaşlarını çatar, “Öğretmen, size öğretmiyor mu?” veya “Okulda size terbiye verilmiyor mu?” diye söylenmeye başlardı. Hatta terbiyesizlikle suçlandığımız, öğretmene şikâyetle tehdit edildiğimiz olurdu.
Aslına bakılırsa bu, bir söylenmeden öte, okulda verilen eğitimi eleştirmek, öğretmeni suçlamaktı. Kendi yapmadıklarını veya yapamadıklarını öğretmenden beklemekti. Belki de kendi ihmallerini örtbas etmeye çalışmaktı. Oysa kendileri benzer davranışların daha kötüsünü yapmaktan, sözlerin daha beterini ulu orta söylemekten çekinmezdi.
Peki, günümüzde durum farklı mı?
Çevremizdeki kirliliği, trafik kuralları ihlalini, kanun tanımazlığı, empati yoksunluğunu, yazılı veya görsel medyada karşımıza çıkan üçüncü sayfa haberlerini, günlük hayatta yaşanan türlü olumsuzlukları gördükçe eğitimi ve eğitim öğretimin temel unsuru olan öğretmeni, niteliğiyle birlikte sorgulamaya başlıyor; eğitimsizlikten bahsediyoruz.
Bu durumda -o günden bugüne- bu konuda şekil dışında neler değişmiş olabilir?
Elbette öğretmen niteliği veya öğretmenliğin içinde bulunduğu durum ayrı mesele. Birtakım sorunlar varsa bunlar nasıl ortaya çıktı, aksayan yönler neler, aksaklıklar nasıl giderilir? Bu da ayrı bir mesele.
Şöyle gezip dolaştığımız yerlere, geçtiğimiz yollara bir bakalım: Büyükşehir, küçük şehir, kasaba veya köy fark etmiyor; caddeler, sokaklar, meydanlar, parklar, dağlar, tepeler, ormanlar, piknik alanları, akarsular, akmayan dereler, kara ve demiryollarının kenarları çer çöp içinde. Her taraf mezbelelik. Sigara paketleri, izmaritler, envaiçeşit şişeler, peçeteler, poşetler, kişisel temizlik ürünleri, türlü atıklar dağların zirvesine kadar ulaşmış vaziyette. Bunları kim atıyor?

Sanırım hiçbir öğretmenimiz öğrencisine “Çöpünü rastgele at, doğaya zarar ver.” diye bir kural öğretmez veya telkinde bulunmaz. Üniversiteyi saymıyorum; ilkokul, ortaokul ve lise yıllarında böyle bir telkinde bulunan bir öğretmeni hatırlayan var mı?
Söyler misiniz Allah aşkına, öğrencisine “Çevreyi kirlet, doğaya ve kamu malına zarar ver, yasaları tanıma, kurallara uyma, zararlı alışkanlıklar edin; bencil, duyarsız ve acımasız ol, arkadaşına zorbalık yap, argo ve küfür sözlerle konuş, yalan söyle, haksızlık ve saygısızlık et, vergi kaçır, haksız kazanç sağla…” diye telkinde bulunan bir öğretmen tanıyor musunuz?
Okullarda Verilmek İstenen Değerler Niçin Yeterince Özümsenmiyor? başlıklı yazımda bu meseleyi geniş bir şekilde ele almış, sonuç olarak; “Biliyoruz ki eğitim bir bütündür. Okulda elde edilen kazanımlar veya kazandırılmaya çalışılan değerler; aile ve toplum tarafından destek görmeli ki toplumda sadece ‘haklarını bilen’ değil aynı zamanda ‘sorumluluklarını bilen’ bireyler yetiştirebilelim.” demiştim.
Biliyoruz ki her öğretmen; aktardığı bilgilerin öğrencisinin dışında “sorumluluklarının bilincinde olan, empati yapabilen, millî, ahlaki, insani, manevi, kültürel bakımlardan tüm öğrendiklerini içselleştirerek / özümseyerek ve davranış / hayat tarzı hâline getirmiş; sorunlu değil, sorumlu bireyler” olarak yetişmesini ister.
Hâl böyleyken, yaşanan olumsuzlukların “Ah şu öğretmenler!” dedirtecek şekilde öğretmenlere, eğitime mal edilmesi doğru bir yaklaşım olmasa gerek.
Mutlaka her anne baba, yani her veli de çocuklarının akademik başarı yanında “iyi ve güzel değerlerle donanmış”, sorunlu değil, sorumlu bireyler olarak yetişmelerini istiyor.
O hâlde mesele nedir?
Okulda öğrencilere kazandırılmak istenen, ailenin de çocuklarına kazandırmak istediği olumlu tutum ve davranışlar konusunda okul – veli iletişim ve iş birliği güçlü hâle getirilmeli.
Hangi seferberlikle, hangi kampanyayla, hangi projeyle, hangi uygulamayla yapılacaksa bu mutlaka ama mutlaka yapılmalı. Bizim bu iş birliğine çok ihtiyacımız var.
Herkesin malumudur ki, inanan kimse için “Ol, demekle oldurmak sadece Allah’a mahsustur.” Büyüklerin yapmadıklarını “Böyle ol!” demekle küçüklerden istemesi ve onların istedikleri gibi olmalarını beklemeleri pek de sağlıklı bir yaklaşım değildir.
Anne babanın, öğretmenin, hatta -uzak yakın- tüm büyüklerin küçüklere her konuda örnek olması elzemdir. Yoksa aynı teraneleri okumaya devam ederiz. Benim, hayatım boyunca edindiğim kanaat budur.
Bu konuda Fransız ahlakçı filozof ve deneme yazarı Joseph Joubert’in (1754-1824), “Çocukların öğütlerden çok, iyi örneklere ihtiyacı vardır.” ile yazar ve fikir adamı Nurettin Topçu’nun (1909-1975), “Çocuklar için ahlakın kaynağı, aile ocağıdır.” sözleri kulaklarda birer pırlanta küpe hâlinde bulundurulmalıdır diye düşünüyorum.
Bu vesile ile tüm öğretmen arkadaşlarımın Öğretmenler Gününü kutluyor; kendilerine sağlık, huzur, mutluluk ve başarı diliyorum. Kalın sağlıcakla…

Çok güzel bir yazı teşekkürler hocam.