amasra

-Nehir, sen şehrin içindesin; şehir de senin… Zaman, gerçeği gördü!..-

Zaman, göz kapaklarını yumdu sıkıca… Görüyordu… Her ânı kirpikten süzülen, kirpiği besleyen birer damlaydı. Damlalar yanakta sıralanınca zaman, ‘yanan can’a fısıldadı. Canın içine hoş bir serinlik doldu. Nemli bir bulut, bütün yüzü kapladı, sevecen. Hani, göz kapakları kırpışıverse aniden, ‘bir anlık damla’ nehre düşecekti. Gözler, bunu biliyordu; bu bilgi huzur veriyordu gözlere. Emindi gözler, yılların şefkatini biriktirmiş hayat ülkesi sahip çıkacaktı damlaların tuzuna. Vermeyecekti asil yüz, zamanın bu tek sırrını, can vadisini görmeyenlere… Ve tadın sırrı, o tuzdaydı…

Önce bir, tek bir damla dayanamadı hayatın yüküne… Buluttan aşağıya, ta aşağılara süzüldü, süzüldü, süzüldü. Yürek deltasına damladı… İlk damla inince sahip olduğu derinliğe, damlanın içi ferahladı; taht kurdu, ezelden aşina olduğu yere…

Işığı gören bütün damlalar, sessizce arkasından takip ettiler ilk damlayı. İplik iplik, dizi dizi aktılar, canlanan yüreğe… Yürek her damlada hayat buldu; aktı, aktı, aktı… Yürek taşan damlalarla ‘hayat nehri’ oldu. Nehir asildi, olgundu. Hiç, bugüne kadar böylesi dolu, böylesi içli damlalar görmemişti. Tam vaktinde nehir, bugüne kadar hiç görmediği ama bugüne kadar gördüklerinden daha tanıdık, daha sıcak olan sonsuz damlaları bağrına bastı. Vakurdu…

Yürek işte şimdi, önüne geçilmez, ‘durgunluğunda bile çağlayan’, kocaman, gerçek bir nehirdi. Yüreğin akışına dur durak olmazdı, bundan böyle… Canlandıkça aktı, aktıkça canlandı yürek. Gözden yüreğe kesintisiz akan ve ‘bu an’dan sonra aralıksız akacak her damla, yüreğe can katıyordu. Her can alış, yüreğin hayalini bir kat daha berraklaştırdı. Bu sonsuz ve billur akış, yüreğin hayalini yüreğin gerçeğine koşturuyordu…

Zaman bu koşuyu bekliyordu asırladır, sükûnet içinde… Koşuyu bekleyen asır, zamanın gerçeğine ermişti sonunda… Bütün nehir, bütün akış, bütün yürek ve bütün gözyaşı; o can veren tek damladaydı. Ve zaman tek damlanın ‘şehre’ koştuğu âna ermişti… An, sonsuzdu… Kucaklaştılar…

Hayat bulan yürekli nehir, şehrine tüm içtenliğiyle, tüm doğallığıyla akıyordu artık… Varılacak tek yer ‘o şehir’di… Varılan da ‘O’…

O şehir! O şehir ki göz kapakları yumukken bile, kirpikleri her biri bir damlalık ânı biriktirirken bile gün kadar aydınlık bir gerçek olarak ‘görülen’ şehir…

Yürek can buldu, akan her damlada, sonsuz varlığına koşarken… Var ol, Şehir! Nehrin akışına sebep sensin… İnan Yürek! Sen şehrin içindesin, şehir de senin… Gördüm…

Zaman sensin, an senin… Süzül Ey Gözyaşı, yumuk gözlerden!.. Gül, Ey Damla! Tadın, tuzun olsun; tuzunsa tadın… Gerçeği yakaladın… Sarıl! Hakkındır!

(“Bir’ce Seyyah” isimli 2024 basımı “düşünce günlüğü” tarzında Deneme kitabından…)

About The Author

4 thoughts on “O Şehir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir